Dünya sevgisi

  • 13.02.2019 17:34
  • Okunma: 7425 kez

Dünya sevgisi

Dünya ve içindekiler geçici ve fani lezzetlere mahkum olduğundan, gelen her insanın buradan başka ve daimi bir memlekete göç etmesi yaratılış gereği, hikmet-i İlahiyenin muktezası ve imtihanın bir gereğidir. Dünya bir imtihan yeri olduğundan imtihanını bitirenler yerini başkalarına bırakmaktadırlar.

İmtihanın bir gereği olarak, bu misafirhanede iman-küfür, hayır- şer, güzel- çirkin, kar- zarar gibi şeyler beraber bulunurlar. Burada Cenab-ı Hakk’a iman edenler, O’nu hakiki sevenler, rızasına uygun yaşayıp, O’nun istediği gibi hareket edenler, O’nun emir ve yasaklarına riayet edip nefsini ıslah edenler ebedi bir hayatta nihayetsiz nimetlere ve saadetlere mazhar olacaklardır. Küfür ve dalalet içinde yaşayanlar ise ebedi cehenneme gideceklerdir. Dünyanın bir imtihan yeri ve bir misafirhane olduğunu unutarak kendilerine ihsan edilen maddi ve manevi nimetleri nefs-i emaresinin arzuları için kullananlar, ömrünü isyan ve gaflet içinde geçirenler de elim azaplara duçar olacaklardır.

Ayette mealen şöyle buyrulmaktadır:

“Muhakkkak bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin olanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır. İşte bunların kendi elleriyle ettikleri yüzünden, varacakları yer cehennemdir.(Yunus Suresi, 10/7-8)

Evet, insanın ebedi hayatını kazanması ve ebedi saadetlere nail olması, ancak bu dünyada yapmış olduğu ibadetlerine, hayır ve hasenelerine bağlıdır. Akıllı insan, her gün kendini hesaba çekmeli ve ahiret için ne gönderdiğine bakmalıdır. Akıllı insan bugününden yarınını düşünen, yarın için ne hazırladığına bakan, hesap günü gelmeden kendini hesaba çeken, yazdan kışın tedarikini düşünendir. Dünyanın fani lezzetlerine aldanmasın, imtihanı başarıyla tamamlayıp ahirette Cennete nail olabilsin. Nitekim Cenab-ı Hak, mealen şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’ın azabına maruz kalmaktan korunun. Herkes yarın ahireti için ne gönderdiğine dikkat etsin.” (Haşir Suresi, 59/18)

Dünya, insanın arzu ve emellerini tatmin için kafi değildir. Zira, dünyanın lezzetleri ve zevkleri meşru da olsa fani ve anidir. Buna rağmen, kendini bu fani dünyanın geçici ve birer gölgeden ibaret olan lezzetlerine mahkum edenlerin kimisi saadeti şöhretin cazibesinde veya servetin ihtişamında ya da siyaset âleminde aramaktadırlar.

Bazı insanların “Namazımızı kılıp, elimizden geldiği kadar da hayır ve hasenatta bulunduğumuz halde istediğimiz ve arzu ettiğimiz şeylere kavuşamıyoruz ve işlerimizde istediğimiz gibi gitmiyor.” dediklerini şahit olmuşuzdur. İbadet karşılık beklenerek yapılmamalıdır. Dünya ücret yeri değil, bir imtihan salonudur. Burada yapılan ibadetlerin mükafatının ahirette verileceği unutulmamalıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v); “Dünya dar-ül meşakkattır.” buyurmuşlardır. Bu bakımdan dünyada rahat, huzur ve gerçek saadet yoktur. İnsan asıl saadet ve sürurun mahiyetini bilmediğinden, buradaki bazı şeylerden zevk alır ve saadeti onlar zanneder. Asıl zevk ve sürur alem-i ahirette olacağı unutulmamalıdır.

Elbette ki, ahretin tarlası olan ve insanın ebedi bir saadeti kazanmasına vesile olan dünyanın birinci yüzü ile Cenabı Hakk’ın isimlerin ayinesi ve tecelligahı olan ikinci yüzü sevilir ve sevilmelidir de. Bu dünya, insan aklının önüne serilmiş nice hikmet ve tılsımlarla dolu ilahi bir kitap ve rabbani bir sergidir. Diğer bir ifadeyle bu dünya bir çiftlik ve bir tarladır; insan burada ne ekerse orada onu biçer. Burada ibadet, takva, zikir ve tefekkür gibi ulvi tohumları ekerek akıl ve ruhlarını tenvir edenler ahrette onu biçerler. Burada elhamdülillah diyen, orada onun meyvesini yer. Ancak bu ulvi hakikatlerden mahrum olarak yaşayıp, başta büyük günahlar olmak üzere zulüm, yalan, gıybet ve iftira gibi zehirli tohumları ekenler de orada bunların mahsullerini biçerler. Dünyanın sevilmeyen ve nefrete layık olan yüzü ise, dünyayı bir eğlenceden ve oyalanmadan ibaret görenlerin ve sadece ona meftun olan ve ona hasr-ı nazar edenlerin dünyasıdır. (Mehmet KIRKINCI)

Dünya fanidir ve sevilmez diye ondan el çekmek, çalışmayı terk etmek doğru değildir. Helalinden çalışıp kazanmak dini ve insani bir vazifedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Evlatlarının nafakasını temin için ticaret yapanlar Allah yolunda muharebe edip şehit olanlar gibidir.”

Başka bir hadislerinde ise,

“Ya Rabbi! Tembellikten sana sığınırım.” (Buhari, Cihad, 25,74;Müslim) buyurarak, tembelliğin ne kadar kötü bir sıfat olduğunu vurgulamıştır.

Hazret-i Ali’nin (r.a) oğlu Hz. Hasan’a (r.a) yapmış olduğu dünya hakikatini anlatan nasihat ise şöyledir;

“Nur-u aynim Hasan’ım!

"Sen benim hayrul halefim, timsal-i zişerefimsin. Şu vasiyetimi can kulağı ile dinle ve ona göre amel eyle ki, bu sana en hayırlı bir nasihattır."

"Dünya seni arar gibi çok iltifat gösterir. Sen sakın onun iltifatına aldanma! Bazen de senden kaçar, döner dolaşır. Ona da ehemmiyet verme. Dünya ihtiyar ve kocamış bir kadına benzer, kimseye yâr olmaz. Hayrı az, ıstırabı kısa, ikbali ve şerefi fanidir. Lezzet ve visali geçici, vebali ise bakidir. Şimdi sen ömür bitmeden, kudret elden gitmeden, perde-i gaflet açılmadan zamanın müsaderesini fırsat ve ganimet bil de, ahretin için zad-ı zahire hazırla. Kişi dünyada ahireti için ne infak ederse onu bulur. Dünya ahretin mezrasıdır. Tabiidir ki, ne ekilirse o biçilir. Dünyanın hilesi çoktur. Bir hal üzere kaldığı yoktur. Bir tarafı ıslah etse de diğer tarafı ifsat eder. Birine sürur verse, diğerini yaralar. Öteden beri âdeti, meşrebi ve gidişi budur. Dünyaya meyil ve rahat bilahare insanı pişman eder. Bu dar-ı fesatta zevk-i sefa ve beka muhaldir. Öyle ise ona bağlanmak sırf akılsızlıktır."

"Oğlum! İnsanların hatırını say ve onlara hürmet et. Hal ve sözlerinden kimse incinmesin. Dünya işi için çekiştirip uğraşmaktan sakın. İhtiyaç olmadıkça bir şeyin arkasına düşme. Sen dehrin hükmü, asrın seyidisin. Kadir ve haysiyetini, şeref ve itibarını güzel muhafaza et. Ömrünü boş şeylerle geçirme, malını da israf etme. Dünyadan emelsiz çıkıp barigâhı ahirete amelsiz varmayasın. Güzel sözlerini fiilinde mezcettir ki, meyvesini alasın. Bir de yapmayacağın bir işten dem vurma! Çok konuşmaktan ziyade onu yapasın. Şurası da önemlidir, her fenalığın başı hubb-u dünyadır. Muttaki ol ki, vera sahibi olasın."

"Oğlum! Bir düşün ihtiyatlı bulun ki, nefs-i emmaren seni aldatmasın. Dünyada her şey emanettir. Emanet ise geri alınır. Her şey fanidir; biter, tükenir. Bir rüya gibidir ki, sahibini azab-ı ruhide huzursuz eder. Bal gibi tatlı görünür, ama içinde zehir vardır. Zevk ve sahası var ise de gam ve kederi de beraberdir."

"Hasılı dünya bilahare nimetleri selb ve mihnetleri celp eden bir gaddardır. Verir amma, onu çabuk geri alır. Arz-ı inkıyad eder, fakat inkıyadında bile bin desise ve hilesi gizlidir. Ziynet-i zahirisine aldanan hasir olur."

"Oğlum! Sen başkalara benzemezsin, sen semere-i fuatt hanedan-ı nübüvvetsin. Sen gözümün nurusun. Bu şeref ve seyitlik ile serfiraz olduğun gibi, siret ve suretinle de mumtaz olmalısın. Bunun için hükmü ile amil olduğun halde, ulu kadrini bir kat daha artıracak şu vasiyetimi ruh-u canınla muhafaza et ve hayatına tatbik et ki, dünya ve ahiretin şereflisi ve efendisi olasın.”

Anahtar Kelimeler: Dünya, Sevgi

Yazarın Yazıları