“Okullarımızda terör estiren, gencecik fidanları acımasızca öldüren bu saldırgan nesil, acaba nereden geldi? Okullarımızdaki akran zorbalığı problemleri, nereden çıktı?
”
CİNNET vatanına dönen, Cennet vatanımız
Okullarımızda terör estiren, gencecik fidanları acımasızca öldüren bu saldırgan nesil, acaba nereden geldi? Okullarımızdaki akran zorbalığı problemleri, nereden çıktı?
Özellikle yüksek tahsillilerin; çeşitli sinsi hilelerle bankaları boşaltmaları, bankamatiklere teknik tuzaklar kurmaları, başkalarına ait birikimlerini sadist hesaplarla boşaltmaları, belediyelerdeki vd. kurumlardaki rüşvet çarklarını işletmeleri acaba tesadüf müdür?
Hani “bir okul açmak, bir hapishane kapatmaktı?”
- Bunlar hep, yüksek tahsilliler değil mi?
Ülkemizde İLK CEZAEVİ 1871 Yılında Sultanahmet’te “Hapishâne-i Umumî” adıyla kurulmuştu. Çünkü o yıllardan önce hapishaneye ihtiyaç yoktu.
Cumhuriyetimizin başlarında bile cezaevi sayısı sadece 8 iken, Türkiye’de 01 Temmuz 2024 itibarıyla toplam cezaevi sayısı 403’e, yani 50 katına niçin çıktı?
Çünkü OKUL açtıkça, CEZAEVİNE de ihtiyaç arttı…
1927 Yılındaki istatistikler, okuma yazma oranının %10,5 olduğunu gösterirken, bugün ise %95’leri geçtiğini gösteriyor. Üniversite sayısı 1982 de bile sadece 19 idi.
Bugün ise tam 209 üniversitemiz vardır.
CAN ALICI SORU: Son 100 seneden beri her bir okul açtıkça, maalesef iki-üç hapishane açmaya mecbur kalınmasının, acaba sebebi NE İDİ?
- Çok üzülerek söyleyelim ki; mahkûmların kâhır ekseriyetini yüksek tahsilliler teşkil ediyor…
150 Sene öncesine kadar SADAKA TAŞI KÜLTÜRÜ revaçta değil miydi?
Siftahını yapan esnaf, ikinci müşterilerini komşu esnafa göndermiyor muydu?
O günkü insanlar hangi Eğitim ve hangi kültürle yetiştirilmişlerdi de bu taş oyuklardaki ALTIN ve GÜMÜŞ paralara, yoksul ve fakirler bile sadece 2-3 günlük ihtiyaçları kadarını alıyorlardı? Ve o sadaka taşlarında, her ân altın ve gümüş paralar var oluyordu…
Üstelik de esnaf arasında rekabet değil, saygı, muhabbet ve dayanışmalar vardı.
- Peki, bugün öyle mi?
Bugün o sadaka taşı kültürü tekrar faaliyete sokulsa, acaba netice ne olur?
Hiç düşünebiliyor muyuz?
- Bu belgesel girizgâhtan sonra, gelelim okullarımızda yaşanan olaylara.
GÜNCEL BİR SORU:
-Okullarımızda terör estiren ve gencecik fidanları acımasızca öldüren bu saldırgan nesil, acaba nereden geldi? Yine okullarımızda akran zorbalığı problemleri, nereden çıktı?
KONU UZMANLARININ TV AÇIK OTURUMLARINDAKİ CEVAPLARI:
- İnternetteki çocuk oyunlarının, zorbalığa ve öldürmelere teşvik etmeleri.
- Ailelerin, çocuklarını pek denetlemeden, başıboş bırakmaları.
- Dizilerinde, sinemalarda, tiyatrolarda soyguncuların, “kahraman” gösterilmeleri.
- ABD veya Avrupa’daki ünlü soygunculara, katillere ve terörislere özentiler.
- Sokaklardaki ve okullardaki çeteleşmeler.
- Okullardaki Güvenlik zafiyeti.
Evet, bu maddelere göre tedbirler de, bir nebze ve sadece PANSUMAN çözümler olabilir.
- Fakat ANA SEBEP maalesef bunlar değil:
Bu saldırgan neslin bu duruma getirilmesinde ANA SEBEP; maalesef “son bir asırlık EĞİTİM ZÂFİYETİNE” dayanıyor. Hatta zafiyet de değil, Milli Eğitim Müfredatımızdaki; DİN DIŞI, Lâik ve Darwin teorilerinin, ilim gibi yutturulması, Allah’ın cc icraatları “TABİAT YARATTI” şeklinde örtülerek, Din, Ahlâk ve Allah inancından YOKSUN bırakılmasıyla, böyle hak-hukuk tanımaz bir nesil için ALT YAPI oluşturuldu.
AYNEN Çilingirdeki yarı mamul anahtarlar gibi masum neslimiz; terörist, anarşist, soyguncu yetiştirilmeye, okul basıp tarayanları taklit etmeye hazır hâle getirildi.
İşte bu altyapıdan sonra, yukarıdaki uzmanların yorumları devreye girdi.
Bakınız İmam Hatip Liselerinde, yetersiz Dinî eğitimlerine rağmen, bu tür olaylara bulaşan niçin hiç yok? Şayet varsa bile, ancak BİNDE BİR olabilir. Bir de bu İ.H.LİSELERDEKİ DİN, AHLÂK ve KUR’ÂN eğitimlerinin, gerçek uzmanlar tarafından tam verildiğini düşününüz?
- Peki, pansuman tedbir DEĞİL, gerçek ve kalıcı tedbirler nasıl olmalı?
KESİN ve NET CEVAP: 100 senede neler ihmâl edilip kaybettirildiği için, böyle bir nesil ortaya çıkarıldıysa; işte ONLARIN en kısa bir zamanda ve asrımızın Bedîsinin eğitim prensiplerini, en doğru biçimde uygulamakla mümkündür.
- Bugün maalesef, ülkemizin DEVLET OLARAK en önemli kusuru; bu acı tabloya hâlen kalıcı bir NEŞTER vuramamış olmasıdır.
TE’YİD İÇİN BAKINIZ:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…”
(Tahrîm Süresi: 6.Ayet.)
“Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.”
(Hadis-i Şerif.) Demek ki bu iş, önce ana-babanınmış. Peki, bizler ne yaptık?
Cep telefonumuza ve arabamıza önem verdiğimiz kadar, evlâtlarımıza önem verdik mi?
“İnsanların dikkatini ele geçiren bir teknoloji, onların hayatını da ele geçirir.”
(Tristan Harris)
“Bugünün çocukları, gerçek dünyadan çok, sanal dünyada büyüyor.”
- Son iki teşhis, iş işten geçtikten sonra vurgulanan doğrulardır… Vesselâm.
YORUMLAR