“İslâm Ansiklopedisindeki açıklamaya göre Huzur; gönül hoşluğu, Ruhsal rahatlık ve mutluluk anlamları taşıyor.
”
Acaba kimin huzurundayız?
İslâm Ansiklopedisindeki açıklamaya göre Huzur; gönül hoşluğu, Ruhsal rahatlık ve mutluluk anlamları taşıyor.
Huzur; (û ile) ise hazır bulunmak, yüksek bir makamın önü, karşısı, divanı anlamlarına geliyor.
KONUMUZ; Namazda Kimin ve nasıl SONSUZ ve SINIRSIZ bir Kudretin cc. Huzurunda bulunduğunun idraki içinde olmaktı.
- Bu konuda, şu Hadis-i Şerif ile ikaz ediliyoruz:
–“Namazda Kiminle konuştuğunuzu bilseydiniz, namazdan hiç ayrılmazdınız.” (Tirmizi, Kenzu’l-Ummal, hadis no: 18923.) Birkaç tercümede “kimin huzurunda olduğunuzu” diye bildirilmiş.
ŞİMDİ DÜŞÜNELİM:
Halkına karşı çok cömert ve ikram sahibi belediye başkanının veya Valinin huzurunda olduğu zaman; sizi muhatap aldığı için nasıl zevk ve HAZ alırsınız?
- OYSA Kâinatı kusursuzca evirip çevirirken, senin vücudundaki bütün uzuvlarını ve organlarını da her ân kusursuzca işleten ve BİNLERCE çeşit rızıkları ve canlıları senin emrine seren Yüce Kudretin HUZÛRU, hiçbir dünyevî makamın huzuru ile hiç mukayese edilebilir mi?
Çok net anlaşılıyor ki, böyle bir namaz, TAM ZİRVEDE bir namazdır.
Bizlerin namazlarımızla, böyle bir namaz arasında değer farkı vardır.
Biz, böyle bir namaza “100 Derece mükemmel bir namaz” diyelim.
Bu itibarla, SIFIR Derece bir namaz; Maun Süresi 4.-5. Ayetlerde “Yazıklar olsun o namaz kılanlara! Ki onlar kıldıkları namazlarından gâfildirler. (Kıldıkları namazın önemini ve değerini bilmezler.)” şeklinde tarif edilen namazdır…
Yüce Rabbimiz bizleri bu acı gafletlerden muhafaza eylesin…
- Bu bilgiler ışığında bizlerin en önemli derdimiz ve gayretimiz; tüm namazlarımızı, en az Derecelerden, azami titizliklerle yüksek derecelere yükseltmek için seferber olmak, olmalıdır.
Çünkü Sevgili Peygamberimizin(SAV) gayet net ifadelerine göre; “NAMAZ, YÜCE RABBİMİZİN HUZÛRUNDA OLARAK, O’NUNLA cc KONUŞMAKTIR.”
Nasıl ki; Dünyevî bir makamın huzuruna çıkacağımız zaman, birçok ÖN HAZIRLIKLAR yaparız. O zatın nelerden hoşlandığını araştırarak, davranışlarımızı ve kıyafetimizi ona göre düzeltiriz.
Aynen bunun gibi; Allah’ın Huzuruna(yani NAMAZA) çıkacağımız zaman da aynı titizliğin, mutlaka birkaç katını uygulamamız, aklın, mantığın ve vicdanın gereği değil midir?
Zaten bu konuda da Yüce Rabbimiz, bizlere yine bir kopya veriyor.
A’raf Süresi, 31. Ayet: Ey Âdemoğulları(ey İnsanlar), her mescide gidişinizde(namaza çıktığınızda) ziynetlerinizi takınıverin. (Yani, Huzura yakışır Temiz ve güzel elbiselerle, takva ve teslimiyetle camiye gidin.)
Demek ki namazda, iş hayatındaki ve normaldeki giyimimizden biraz değişiklik isteniyor ki, Huzura çıkmanın ilk farkındalığımızı yaşayalım.
ÖNEMLİ BİR SORU:
Namazdaki düşük derecemizi, daha yükseklere çıkarmak için neler yapmalıyız?
ÖZET CEVAPLAR:
- Öncelikle, Yüce Rabbimizin SINIRSIZ İLMİNİ, HİKMETLERİNİ, KUDRETİNİ vs. tanıyabilmek için ÂZAMÎ gayretler sarf etmeliyiz.
BUNUN İÇİN; I.) Kur’ân Meal ve Tefsirlerini, Risale-i Nur eserlerini(özellikle Tabiat risalesini) anlayarak okumalıyız.
II.) Şu 1. Maddedekileri hazmederek, süzme ve özet eserler yazan Sn. Adnan Şimşek, Sn. Mecid Ömür Öztürk, Sn. Ahmed Akgündüz, Sn. Osman ÇAKMAK, İsmail Kocaçalışkan, vb. gibi yazarların kitaplarını okumamız, daha kolay ve kestirme bir yol olacaktır.
III.) M. Eğt. Bakanlığına “Bu kitaplar okullarda okutulursa ne Deist kalır, ne de Ateist” diye tavsiye edilen, “Kâinatın diliyle EVRENDEN MESAJLAR 1. Ve 2.” Adlı kitapları tekrar tekrar okumak, Allah’ı cc, daha iyi tanımayı hızlandıracaktır.
IV.) Risale-i Nur sohbetlerine, İsmail Ağa, Erenler, İskender paşa, Menzil, Nakşibendî ve diğer HAKK cemaatlerin sohbetlerine ve meclislerine, her fırsatta iştirak ekmek, bu konuda sağlam basmamıza sebep olacaktır.
- Zaten O’nu cc tanımanın her aşamasında, kendinizde bir hafiflik, mutluluk, haz ve lezzetleri de hissetmeye başlayacaksınız.
ÇOK ÖNEMLİ BİR MÜJDE:
Yüce Peygamberimiz; “Ahir zamanda başını secdeye koyan gençlere, Kevser ırmaklarından ellerimle su içireceğim…” vaadi ve müjdesi, bunu geç fark etmiş olan biz ahir zaman ümmetine de CAN SİMİDİ oluyor.
Asrımızın Bedîsi bakınız ne buyurmuş: “Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan dehşetlendiği için, TAKVÂ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebîreleri(Büyük günahları) işlemeyen kurtulur.
- Fakat sadece KURTULMAK asla yetmez. Bizler elbette Takvaya ve çok daha yüksek derecelere talip olmalıyız…
Çünkü Âhiret hayatı 100 sene, 1000 sene veya MİLYAR sene değil ki, SONSUZ, SINIRSIZDIR. Mutlaka, EBEDÎ Cennetlere de talip olmak zorundayız… Vesselâm.
ÖNEMLİ iki SORU: Bu gerçekleri siz paylaşmazsanız, sevdikleriniz nereden öğrenecek?
Sevdikleriniz bunları öğrenmediği zaman, acaba onlara kimler, neleri öğretecek?
Lütfen düşününüz… TAKDİR SİZİN.
YORUMLAR