“Harika bir konu:
”
Ayçiçeğinin, Güneşe dönüş Mucizesi
Harika bir konu:
Ayçiçeklerinin, ay ile hiç alâkaları olmadığı halde, niçin AYÇİÇEĞİ denildiğini, anlayabilmiş değilim. Köylülerimiz bile daha akıllı düşünüp, “gündöndü” demişler.
Bu konuda hem okul, hem de geçek anlatımdan örnekler vererek, bilimsel mukâyeseler yapacağız.
- OKUL ANLATIMI:
Ayçiçekleri, gençken maksimum güneş ışığı alarak fotosentezi artırmak, daha hızlı büyümek ve olgunlaştıklarında sabah güneşinin sıcaklığıyla daha fazla arı çekerek, verimli üremek için güneşi takip ederler. Güneşten mahrum kalan ayçiçekleri yeterince gelişemez.
Ayçiçeğinin sapında, gölgede kalan tarafta “OKSİN” adı verilen bir büyüme hormonu birikir. Bu hormon, hücrelerin daha hızlı uzamasını sağlar. Sabah saatlerinde sapın batı tarafı, doğu tarafına göre daha hızlı büyür. Bu uzama farkı, çiçeğin doğudan batıya doğru yönelmesine neden olur. Gece boyunca oksin hormonu doğu tarafında birikir ve ayçiçeği tekrar doğuya yönelir.
- Bakınız Okullarımızdaki bu anlatımda, kendi kendine veya tesadüfen oluyormuş gibi, YARATICIYI gizleyen kısır ifadeler, neslimizi Gerçeklere KÖR ediyor.
Sonra da, “Nereden ortaya çıktı nu HAK-HUKUK tanımaz bir nesil?” diye feryat ediliyor…
- Aşağıdaki anlatım, Prof. Dr. İsmail Kocaçalışkan hocamdan:
Güneş daha batarken, sanki morali bozulup başını önüne eğen bu bitki, güneş kaybolunca ayın yüzüne hiç bakmazken, isminin ayçiçeği olmasının, ne gibi mantığı olabilir ki?
Neyse, bu Gündöndünün, her gün Güneşi takip ederek 137,5 derece dönüp, gece geriye dönmesi bile en ince hesaplara dayanıyor. (Yani tesadüf yok.)
Latince adı “Helianthus annuus” olan bu bitkiye birçok yerde “Gündöndü”, “Güne Bakan” vb. gibi isimler verilmiş ve hep güneşle bağdaştırılmış.
Günebakan çiçeğinin sürekli güneşe dönmesinde, sapının güneşe bakmayan yüzünde biriken büyüme hormonu “auxin(OKSİN)”nin fizyolojik rolü vardır.
OKSİN, İlâhî yazılım gereği; bitkide büyümeye hizmet eden bir hormondur.
Oksin, çiçek sapının ışık görmeyen tarafında daha fazla birikir, bundan dolayı o bölge, ışık gören tarafa nazaran daha fazla büyür. Böylece çiçek, güneşe doğru yönelmiş olur. Ve çiçekler arasında bu hareketiyle, farklı bir eser ve tefekkür sahnesinde sergilenir…
Gündöndü çiçeği, tam olarak açılıp sarı taç yaprakları da yaratıldığı zaman, ağırlığı da arttığından dönme hareketi yavaşlar ve sonunda tek bir yöne bakmaya başlar. Bu sabit yön, DOĞU yönüdür.
Gündöndü polenleri, 30 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda zarar görür.
Fakat sürekli doğuya baktığında, öğle üzeri çiçeğe gelecek net radyasyon azalmış olur ve doğuya yönelik konumu, daha serin ve daha sağlıklı büyüme ortamı sağlar.
Ayrıca bitkinin çiçekleri, sabahın erken ve serin saatlerinde, daha fazla güneş ışığı alır. Böylece gece üzerine yağan çiy kurur, mantar oluşumu önlenmiş olur.
Sabahları daha fazla güneş alan taç yapraklarının sıcaklığı arttığı için, böcekler için câzip bir ortam sağlanmış olur ki, bu da ne kadar çok böcek, o kadar çok tozlaşma(döllenme) demektir.
- Anlatım farkını gördünüz mü?
İkincisinde, tabiat ve tesadüf YOK, İLÂHÎ yazılım ve yaratma var.
- Şimdi düşünelim:
Gündöndü, yüzünü her zaman GÜNEŞE dönüyor, acaba sen yüzünü KİME dönüyorsun?
Polenlerinin zarar görmesini engellemek, en uygun yön olan doğuya yönelmek, üzerine yağan çiyin de kurumasını sağlamak, aynı zamanda mantarlanmayı önlemek, taç yapraklarıyla böcekler için câzip bir ortam oluşturmak gibi hedefleri, acaba bir bitki düşünüp, bu amaçlara uygun olarak, kendi kendini dizayn edebilir mi?..
Madem bir bitki, bu gayeleri gerçekleştirmek için çalışamaz, o halde apaçık belli ki, Allah (cc) ideal sonuçlar için, bitkiye bu özellikleri ve yazılımı vermiştir…
Günebakan çiçeğinin yapısında, hareketleri ile Güneş arasında, asla TESADÜFEN OLUŞAMAYACAK bir plân vardır.
Bu kusursuz işler, aynı zamanda Allah’ın(cc) her şeyi, en ince ayrıntısıyla bilen İlminin, SÂNÎ oluşunun(eşsiz sanatının) ve sınırsız Kudretinin ne güzel şâhitleridir.
ALLAHÜ EKBER.
Zemin bahçesini rengârenk süsleyerek çeşitli kokular neşreden, bu kadar çeşitli ve ayrı ayrı nakışlar taşıyan çiçekler, anlayanlara hâl dili ile Nakkaş’ını(o süslü nakışları işleyeni) hatırlatır, söyler, hatta O’NU cc haykırır…
- Bizlere düşen görev de bu nakışları tefekkür edip, Kâinat Sahibini bulmak ve O’NUN rızasını kazanmaktır…
İkinci anlatım farkının; T.C. M. Eğitim Bakanlığımızın da görmesi ve müfredatına uygulaması dileklerimle… VESSELÂM.
YORUMLAR