“İnsanlık tarihi boyunca bitkiler sadece birer gıda kaynağı değil, aynı zamanda şifa vesilesi olmuştur. Dağlarda yetişen kekikten bir fincan ıhlamura, çörek otundan adaçayına kadar nice bitki, insan bedenine fayda sağlayan özellikleriyle dikkat çekmiştir.
”
Şifalı bitkiler
İnsanlık tarihi boyunca bitkiler sadece birer gıda kaynağı değil, aynı zamanda şifa vesilesi olmuştur. Dağlarda yetişen kekikten bir fincan ıhlamura, çörek otundan adaçayına kadar nice bitki, insan bedenine fayda sağlayan özellikleriyle dikkat çekmiştir.
Modern bilim bugün bu bitkilerin içindeki etken maddeleri laboratuvarlarda incelemekte; antioksidan, antiseptik, yatıştırıcı veya bağışıklık destekleyici etkilerini ortaya koymaktadır. Ancak tevhidi bakış açısı, meseleyi yalnızca “kimyasal içerik” düzeyinde ele almaz. Asıl dikkat çekici olan, bu şifanın nasıl ve neden var olduğudur.
Bir tohumun toprağa düşüp belirli maddeleri sentezlemesi, insan bedenindeki ihtiyaçlarla uyumlu bileşikler üretmesi tesadüf olarak açıklanabilir mi? Örneğin nanede ferahlık veren mentolün, çörek otunda bağışıklığı destekleyen bileşiklerin veya papatyada sakinleştirici özelliklerin bulunması; sadece kör tabiatın sonucu mudur? Tevhid nazarı, bütün bu düzenin tek bir Yaratıcının ilmi ve kudretiyle meydana geldiğini söyler.
Kur’an’da bal için “onda insanlar için şifa vardır” buyrulurken, aynı hakikat aslında bütün yaratılışta görülür. Zira bal çiçeklerin nektarından yapılır. İnsan bedenini yaratan Allah, o bedenin ihtiyaç duyacağı nice faydalı maddeyi de yeryüzüne yerleştirmiştir. Bu nedenle şifalı bitkilere bakarken yalnızca “doğal ürün” olarak görmek eksik kalır; onların ardındaki ilahi hikmeti görmek gerekir.
Bugün bilim insanları bir bitkinin içindeki tek bir etken maddeyi üretmek için milyonlarca dolarlık laboratuvarlar kurmaktadır. Oysa küçücük bir bitki, güneş ışığı, su, hava ve toprağı kullanarak bu karmaşık maddeleri izni İlahiyle sessizce sentezlemektedir. Bir laboratuvarı görünce onu yapan mühendisi kabul eden insanın, çok daha üstün sistemlerle donatılmış canlıları sebepsiz kabul etmesi büyük bir çelişkidir.
Elbette burada önemli bir denge vardır: Şifayı veren bitkinin kendisi değil, şifa özelliğini ona yerleştiren Yüce Allah’tır. Bitkiler sadece birer vesiledir. Aynı bitki bazen bir insana fayda sağlarken başka birinde etkisiz olabilir. Bu durum, sebeplerin bağımsız güçler olmadığını gösterir. Tevhid anlayışı, sebepleri inkâr etmez; fakat onları ilahlaştırmaz da. İlacı, bitkiyi ve şifayı yaratan da aynı Kudret’tir.
Ayrıca günümüzde şifalı bitkilere yönelik ilginin artması, insanın fıtrata dönüş arayışını da göstermektedir. Modern hayatın yapaylığı içinde insanlar yeniden fıtri olana yöneliyor. Belki de bu yöneliş, insan ruhunun yaratılıştaki dengeyi aramasıdır.
Sonuç olarak şifalı bitkiler, sadece farmakolojik değeri olan canlılar değildir. Onlar aynı zamanda tefekkür vesilesidir. Her yaprak, her koku ve her faydalı bileşik; kâinatta başıboşluk değil, hikmet bulunduğunu haykırır. Toprağın içinden çıkan küçücük bir bitki bile insana şu gerçeği hatırlatır: Şifa da nimet de aynı Rahmet sahibindendir.
YORUMLAR