““Hırsızlıkların en kötüsü hangisidir?” diye bir anket yapılsa, acaba en çok hangi hırsızlık çıkar?
”
Hırsızlıkların en kötüsü?
“Hırsızlıkların en kötüsü hangisidir?” diye bir anket yapılsa, acaba en çok hangi hırsızlık çıkar?
Kâbe’den ve camiden vs. mukaddes yerlerden bir şey çalmak.
Devlet ve Kamu mallarından veya arazilerinden çalmak. Vergi kaçırmak.
Başka bir geliri olmayan emeklinin, maaşını çalmak. Vs.
Bu maddeler çoğaltılabilir ve hepsi de hırsızlıktır, fakat hiç birisi EN KÖTÜSÜ değildir.
Çünkü bunlar, dünyadayken helalleşmek suretiyle telâfi edilebilir.
Gerçi mukaddes yerlerden, kamu ve devlet malları hakkında helalleşmek çok zordur. Fakat misliyle ödeyerek ve çok ciddi tevbeler ederek, bu veballerden kurtulunabilir.
- Peki, en kötü hırsızlık nedir?
Dünyanın en doğru sözlüsü olan Hz. Muhammed SAV efendimiz: “Hırsızlıkların en kötüsü, namazdan çalmaktır”. Buyurmuş.
Peki, “Namazdan çalmak, nasıl olur?”
CEVAP: Namazı acele kılmak. Ayetleri ve küçük süreleri, tertîlen değil de çabuk okumak. Namazda TA’DÎL-İ ERKÂNA riayet etmemek.
TA’DÎL-İ ERKÂN NEDİR?
- Ta’dîl, (adâleti sağlamak) Erkân ise Namazın rükunları (farzları, vacipleri) demek. Yani “namazdaki rükunlarda, adaleti sağlamak” demek.
- Ta’dîl-i Erkân, Hanefi mezhebinde VÂCİP, Şafi, Malikî, Hanbelî ve Hanefî Mezhebinden Ebû Yusuf’a göre FARZDIR.
TA’DİL-İ ERKÂN NASIL UYGULANIR?
-Namazın rükunlarından olan Rükûda, 3 defa “Sübhane Rabbiyel azîm”, demek.
-Rükûdan doğrulunca “Rabbenâ ve lekel hamd” demek ve yüzümüze biriken kanın süzülmesi için birkaç saniye daha beklemek.
-Secdede, 3 defa “Sübhane Rabbiyel e’lâ”, demek.
-Secdeden doğrulunca, yüzümüze biriken kanın süzülmesi için birkaç saniye daha beklemek.
Bunu sağlamak için “Allahümeğ firlî, Verham nî” demek müstahaptır. “..ve Âfinî verzük nî” de eklenmesi, daha güzeldir.
-İkinci secdeyi de aynı titizlikle icra etmek.
Ta’dîl-i Erkân unutularak terk edilirse, sehiv secdesi yapılması gerekir. Ancak kasıtlı veya gafletle terk edilmişse, sehiv secdesi ile telâfi edilemez, namazın tekrar kılınması gerekir.
Şafî mezhebinde ise ta’dîl-i erkân FARZ kabul edildiği için, kasıtlı veya unutularak terk edilmesi durumunda sehiv secdesi yeterli olmaz, o namazın yeniden kılınması farzdır.
Hatta Yüce Peygamberimiz SAV, mescitte hızlı namaz kılan kişiyi ikaz ederek, 3 defa aynı namazı tekrar kıldırmış. 3.’de de hızlı kılınca yanına çağırarak, Ta’dil-i Erkânı tarif edip, aynı namazı tekrar kılmasını emretmiştir.
- Ta’dîl-i Erkân, işte bu kadar çok önemlidir.
Yüce Rabbimiz Mâûn Süresi 4., 5. ve 6. Ayetlerde; “O namaz kılanlara yazıklar olsun” Ki onlar, namazlarından gaflet edenlerdir (ona önem ve ehemmiyet vermezler)! Onlar ki, riyakârlık (gösteriş için ibadet) ederler!” buyuruyor.
Ta’dîl-i Erkâna riayet etmeyenlere, Yüce rabbimiz böylesine “YAZIKLAR OLSUN” buyuruyor ise aksatanların veya terk edenlerin ahvâllerini siz düşününüz…
Bu konunun hassasiyetini ve önemini yeni öğrenenler, önceki namazları için çok ciddi tevbeler ederek bağışlanmasını dilemelidirler.
Kalpleri tatmin olmaz ise kaza etmeye başlayabilirler. Allah cc Gafur ve Rahîmdir.
DİKKAT: Namazda HUŞÛ (Allah’a boyun eğme ve derin sevgi, kalp teslimiyeti) ŞARTTIR.
“Hudû olmadan da (Allah’ın huzurunda, ihlâsla boyun eğmeden), HUŞÛ olmaz.”
..Ve, A’raf Süresi, 31. Ayete göre: ÖZEL NAMAZ KIYAFETLERİYLE!..
- ÖNEMLİ BİR HATIRLATMA.
SORU: “Bazı hoca efendi ve vaizler, ‘biz insanları camiye sokmaya çalışıyoruz, ta ’dili erkân ile ürkütmeye ve zorlaştırmaya gerek yok’ diyorlar. Siz buna ne dersiniz?” diye soruyorlar.
CEVAP: Bu kolaylaştırma prensibi, namaz kılmayanları namaza başlatmak ve camiye alıştırmak içindir. Hatta camiye çarıkla sokan imamlar bile vardır.
Namaza alıştırılan o kişiler, zaten Yüce Rabbimizin Ankebût Suresi 45. Ayetteki, “Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı DOSDOĞRU kıl. Şüphesiz ki namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten (münkerden) alıkoyar. Allah’ı anmak (zikretmek) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı bilir.” Müjdesi mucibince, namaz kıldıkça bunları da idrak edeceklerdir. Ve dosdoğru, yani Ta’dîl-i Erkânla kılmaya başlayacaklar…
“Hakkın hatırı alidir, hiçbir şeye (kişi hatırına, menfaate, endişeye, korkuya) feda edilemez” gerçeğine göre, bizler doğruları söylemek zorundayız.
- Ta ki Kabirde veya Mahkeme-i Kübra’da hiçbir pişmanlık duyulmasın…
Çünkü eksiklerini orada öğrenmenin, hiçbir faydası yok!
Hiçbir tereddüt yok ki; her birimiz, istisnasız olarak er veya geç, mutlaka Ahiret yolcularıyız.
Buradan Kabre, Kabirden Haşir, Kıyamet, Sırat, Mahkeme-i Kübra gibi binlerce sene sürecek uzun bir yolculuğumuz var. Yolcu yolunu düşünmeli ve ona göre hazırlık yapmalıdır.
- Bu hazırlıkları ihmal edersek eğer, o uzun yolculukta hâlimiz nice olur?Vesselâm.
YORUMLAR