“Tarih, yalnızca yaşanmış olayların sıralandığı bir zaman çizelgesi değildir. Bazı günler vardır ki, bir milletin kaderini değiştirir; geçmişiyle geleceği arasında köprü kurar. İşte 24 Temmuz da Türk milleti için böyle bir tarihtir.
”
Lozan: Bir Milletin Yeniden Doğuşu
Tarih, yalnızca yaşanmış olayların sıralandığı bir zaman çizelgesi değildir. Bazı günler vardır ki, bir milletin kaderini değiştirir; geçmişiyle geleceği arasında köprü kurar. İşte 24 Temmuz da Türk milleti için böyle bir tarihtir.
Ancak Lozan’ı anlamak istiyorsak, hikâyeye 24 Temmuz 1923’ten değil, Birinci Dünya Savaşı’nın karanlık günlerinden başlamak gerekir.
1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı, yalnızca devletleri değil, yüzyıllardır dünyanın en önemli güçlerinden biri olan Osmanlı Devleti’ni de tarihinin en ağır sınavıyla karşı karşıya bıraktı. Çanakkale’de destan yazıldı, Kafkasya’da, Filistin’de, Irak’ta ve birçok cephede büyük mücadeleler verildi. Ancak savaşın sonunda galip gelen devletler, Osmanlı Devleti’ni yalnızca yenmekle yetinmedi; Anadolu’yu da paylaşmaya karar verdi.
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, işgallerin önünü açtı. Ardından İzmir’in işgali, Anadolu’nun dört bir yanında başlayan yabancı askerî varlık ve Sevr Antlaşması ile Türk milletine adeta tarih sahnesinden silinmesi gereken bir toplum gözüyle bakıldı.
Fakat hesap edilmeyen bir gerçek vardı.
O gerçek, milletin bağımsızlık iradesiydi.
19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, yalnızca bir yolculuk değil; Türk milletinin yeniden ayağa kalkışının ilk adımıydı. Ardından yayımlanan Amasya Genelgesi, “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” diyerek yeni dönemin temel ilkesini ortaya koydu.
Erzurum Kongresi’nde vatanın bölünmez bütünlüğü ilan edildi.
Sivas Kongresi’nde bütün milli direniş hareketleri tek çatı altında toplandı.
Anadolu artık yalnızca işgale karşı savaşmıyor; kendi kaderini kendi belirleyen yeni bir siyasi irade inşa ediyordu.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla egemenlik fiilen millete geçti.
Sonrasında Sakarya Meydan Muharebesi…
Büyük Taarruz…
30 Ağustos Zaferi…
Ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu…
Silahla kazanılan mücadele artık diplomasi masasına taşınmıştı.
İşte Lozan Konferansı, bu askeri zaferlerin uluslararası hukukta tescil edildiği yer oldu.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, yalnızca bir savaşın sona erdiğini ilan etmedi. Türk milletinin bağımsızlığını, egemenliğini ve yeni devletini bütün dünyaya kabul ettirdi.
Lozan; kapitülasyonların kaldırılmasıdır.
Lozan; Sevr’in tarihin çöplüğüne atılmasıdır.
Lozan; “Türk milleti kendi kaderini kendi belirler.” iradesinin uluslararası hukuk tarafından tanınmasıdır.
Bu nedenle Lozan’ı yalnızca maddeleriyle tartışmak, onun tarihsel anlamını eksik okumaktır. Lozan, askeri başarının diplomatik zafere dönüştüğü, bir milletin yeniden ayağa kalkmasının hukuki belgesidir.
Cumhuriyet’in ilanı için gerekli uluslararası zemini hazırlayan en önemli kilometre taşlarından biridir.
Bugün, Lozan’ın 103. yıl dönümünde yine tarihî bir güne tanıklık ediyoruz.
Türkiye siyasetinde yeni bir parti kuruldu.
Elbette hiçbir siyasi oluşum, Milli Mücadele’nin ve Lozan’ın tarihsel ağırlığıyla kıyaslanamaz. Ancak tarih bize önemli bir gerçeği öğretir: Siyaset durağan değildir. Toplumlar değişir, talepler değişir, siyasi yapılar dönüşür.
Dün Erzurum ve Sivas Kongreleri nasıl millet iradesinin örgütlenmesini temsil ettiyse, bugün de siyasal hayatta ortaya çıkan her yeni oluşumun gerçek gücü, milletin iradesinde karşılık bulabildiği ölçüde anlam kazanacaktır.
Lozan bize sadece geçmişi anlatmaz.
Lozan, geleceğe bırakılmış bir sorumluluktur.
Bağımsızlığı korumanın…
Milli egemenliği yaşatmanın…
Cumhuriyet’in temel değerlerini güçlendirmenin…
Ve farklı düşüncelere rağmen ortak vatan idealinde buluşabilmenin sorumluluğudur.
Çünkü tarih gösteriyor ki, milletler yalnızca savaş meydanlarında değil; demokrasiye, hukuka ve milli iradeye sahip çıktıkları ölçüde güçlü kalırlar.
24 Temmuz’u yalnızca bir antlaşmanın yıl dönümü olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası meşruiyetini kazandığı ve milli egemenliğin hukuken tescillendiği gün olarak hatırlamak gerekir.
Bugün yeni siyasi partiler kurulabilir, yeni fikirler ortaya çıkabilir, yeni tartışmalar yaşanabilir.
Ancak değişmemesi gereken tek gerçek vardır:
Bu topraklarda bağımsızlığın bedeli ağır ödenmiştir.
Ve Lozan, o bedelin diplomasi masasında alınmış en güçlü karşılığıdır.
YORUMLAR