Sihalar adeta Ebabil kuşları gibiydi

  • 19.10.2020 09:08
  • Okunma: 1319 kez

Son günlerde dillere destan olan, “SİHALARIN her attığı hedefi tam isabet vurarak, hedeflerin beyinlerini dağıtması,” FİL vakasındaki çaresizlik zamanında, Yüce Rabbimizin imdada yolladığı EBABİL kuşlarını hatırlatıyor.

Milli Savunma Bakanımızın “eğer 10 sene önceki (ABD, Rusya, Almanya vb. gibi) yabancı silahlarla ve mühimmatla Zeytindalı Afrin harekâtına girseydik, asla başarılı olamazdık. %70’in üzerindeki Milli Silâhlarımızla destan yazdık” buyurması da, ayrıca çok anlamlıdır.

Genç ve çok meşgûl olan kardeşlerimden, belki ebabil kuşlarının ne demek olduğunu bilmeyenler olabilir düşüncesiyle, önce ebabil kuşlarını tanıyalım:

Ebabil kuşları; Kâbe'yi yıkmak üzere büyük bir orduyla gelen Yemen valisi Ebrehe'nin ordusuna saldıran ve Ebrehe askerlerinin beyinlerini dağıtan kuşlardır.

Habeşistan Kralı Necâşi Ashame'nin Yemen'e hükümdar tâyin ettiği Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem, Mekke'ye giden kervan ve Kâbe ziyaretçilerini çekmek ve San'a şehrini ticaret merkezi haline getirmek üzere burada Kulleys veya Kalis denilen bir tapınak (kilise) yaptırdı. Ancak tapınağa gelen olmadığı gibi Fukaym kabilesine mensup bir Arap veya bir grup Arap kiliseye girerek pislediler. Bunu öğrenen Ebrehe çok kızdı ve Kâbe'yi yıkacağına yemin etti. Büyük bir ordu ve gayet iri cüsseli "Mamud" adlı fili önde olduğu halde Mekke'ye yöneldi. M.S. 570 veya 571 yılında altmış bin asker ve dokuz fil ile yola çıktı. (Bkz.: İbnü'l-Esir, el-Kâmil fi't Târih, Nşr: Tornberg, Beyrut 1965, I, 442).

Mekke yakınında Mugammes denilen yerde Ebrehe ordusu çadırlarını kurdu ve çevredeki Mekke'lilere âit develeri gasp edip yağmaladılar. Develerin içinde Abdülmuttalib'in de iki yüz devesi vardı. Ebrehe'nin elçisi Hınata el-Himyeri Mekke'ye giderek Kureyş'lilerin ileri gelenleriyle görüştü ve "Kâbe'yi tavaf etmeyi bıraktıkları takdirde onlara saldırmayacaklarını" söyledi. Onlara sadece Kâbe'yi yıkmak için geldiklerini, kendileri ile savaşmayacaklarını bildirdi. (İbnü'l-Esir, a.g.e., s.443).

Abdülmuttalib, "Biz onunla savaşmak istemiyoruz, buna gücümüz de yetmez. Burası Beytullah'tır,(Allah’ındır) eğer korursa O (Allah) Harem'i korur" dedi; develerini istemek için görüşmek üzere Ebrehe'nin yanına vardı. Abdülmuttalib'e iyi davranan ve önce onu takdirle karşılayan Ebrehe, Abdülmuttalib develerini isteyince şöyle dedi: "Seni ilk gördüğümde gözüme büyük bir şahsiyet olarak görünmüştün. Ama sen Kâbe'nin korunmasını isteyeceğin yerde, kendi develerinin peşine düşünce gözümden düştün."

Abdülmuttalib’in cevabı:

"Ben develerin sahibiyim. Kâbe'nin de sahibi var, O (Allah) onu korur" dedi.

Abdülmuttalib develerini alıp Kureyş'lilerin yanına döndü, onlara olup biteni anlattı ve hepsi, muhtemel bir katliâma karşı Mekke'den ayrılıp dağlara çekildiler.

Sabaha karşı Ebrehe, Mekke'ye ilerledi. Mamud denilen büyük fil, şehre yaklaşınca yere çöküverdi; kalkması için çok uğraştıkları halde kalkmadı. Öteki fillerin de, Kâbe yönünde sürüldüklerinde yere çöktükleri, başka bir yöne yöneltildiklerinde koşarak kaçmaya çalıştıkları görüldü.

Ebrehe ordusu Mekke'ye fil ordusuz girerken deniz tarafından, dahâ önce o bölgede hiç görülmemiş, kırlangıca benzer kuş sürüleri, bir anda ortaya çıkarak Ebrehe ordusuna saldırdılar. Gaga ve pençelerinde taşıdıkları taşları ve çamurdan balçıkları askerlerin üzerine bıraktıklarında onlar, kurumuş, paramparça olmuş ağaç yaprakları gibi dağıldılar. Rehberleri Nufeyl kaçtı, askerler kuş saldırısında telef olup, feci şekilde öldüler. Yolda kalanlar da geriye dönenler de helâk oldular. Mekke'liler bu mucizeyi dağlardan seyrederken, Allah'ın irâdesi karşısında hayret ve dehşet içindeydiler. Ebrehe, bu saldırıda etleri parçalanmış, çürümüş halde San'aya dönerken, Hasm kabilesinin yaşadığı bölgede, göğsü ikiye yarılarak acıklı şekilde öldü. (Bkz.: Kadı Beydâvî, Envârü't-Tenzil, Fil Sûresi tefsiri).

Bu konuda inzâl olan Fîl Sûresinin anlamı; Allah'ın, Kâbe'nin müdafaasını müşriklere bırakmadığını, saldırganları ise alışılmadık bir şekilde helâk ettiğini bize anlatmaktadır.

Tam meâli ise şöyledir: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Âyet: 1- Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? 2- Onların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı? 3- Onların üstüne ebabil kuşlarını gönderdi. 4- O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. 5- Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi...

  • Ne kadar ilginç, değil mi?

Bugün ise Yüce Rabbimiz, Yüce Dînini koruyan ve kusurlu da olsa İslâm’ı yaşamaya çalışan bir ülkenin evlâtlarına, ebabil kuşlarının yerine şu teknolojik asrımızın bir nev’i olan SİHA’LARI icat ettirdi. Hem kendi mâsum halkına, sabi çocuklarına, masum analarına saldıran ZALİM ESED ORDUSUNU bu SİHA’LARLA darmadağın ve perişan etti.

  • Hem de sanayiimize katkı olarak sattıklarımızdan, kardeş Azerbaycan’da da Ebabiller gibi SİHA’LAR; zalim ve kalleş Ermeni ordusuna âdeta kan kusturuyor.

Rabbimize binlerle şükürler olsun…

Ayrıca; bir önceki yazımızda da arz ettiğimiz gibi, Uygur Müslüman Türk halkını zâlimce asimile ve yok etmeye çalışan ÇİN’E de CORONO VİRÜS ordusunu musallat etmedi mi?..

3.Âyetteki işârî manada; “haddi aşan dünya zalimlerine, Allah’ın emrine isyan edenlere, onlara tepki göstermeyenlere de CORONA ordusunu gönderdiği” anlaşılmıyor mu?..

Artık iyice bilinmelidir ki:

  • Allah cc ki; ASLA İHMÂL ETMEZ, İMHÂL EDER (mühlet verir) ve SONRA DA umulmadık bir şekilde PERİŞAN EDER…
  • Allah’a inananlar müsterih olsun. Şüphe duyanlar ve inanmayanlar ise akıllarını başlarına alsınlar ki, hem dünyada, hem de Âhiret’teki ACI AKIBETTEN kurtulsunlar. Vesselâm…

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları