Makaleler

Merkep hikayesi ve...

2014.07.26 00:00
| | |
12393

Bizlere Yüklenen değerler… Geçenlerde, anlamlı bir “merkep hikâyesi” okumuştum. Çok hoşuma gittiğinden, sevdiklerimle paylaşmak ve bugün sizlerle birlikte yorumunu yapmak istiyorum.

Hikâye bu yâ:

[[[Yola çıkarken bütün ön hazırlığını yapılmıştı eşeğin. (Kusura bakmayınız, ben “merkep”yazmak isterdim, fakat hikâyenin orijinalliği bozmuyorum.)


Sırtındaki küfelere; yol boyu içse bitiremeyeceği kadar, dolu su kapları ve kalanına da gayet besleyici yem ve küspe katılmış kuru samanlar doldurulmuştu. Tek yapması gereken yürüyebildiği kadar yol almak ve ihtiyaç hissettikçe durup karnını doyurmak, suyunu içmekti. Fakat eşek, sırtında ne taşıdığını unutmuş gibiydi! Veya farkında değildi. Aklına estiği kadar yürüyor, bir çalı görüp onu kemiriyor, sonra dinleniyor, sonra çamurlu bir su birikintisi bulup dudaklarıyla suyunu süzmeye çalışıyor, sonra biraz daha yürüyüp birkaç kök ot bulmak için kuru toprağı gözlüyordu. 
Uzun zaman sonra yoluna bir hayırsever çıktı. Bu kimse ona baktı ve haline acıdı.


“Gel senin küfeni takviye edeyim. Çünkü önüne çıkacak çölü bu halinle ve aç susuz aşman zor” dedi. Fakat sonra hayret ve şaşkınlık içinde: 
“Yahu sen bunca yol gelmişsin, açlık ve susuzluk çekmişsin, üstelik yiyeceğin ve içeceğin de sırtındaymış, üstelik bir de onları boşa taşımaktan perişan olmuşsun”dedikten sonra, tekrar sıkı sıkıya tembih etti: 
-“Artık kafanı kullan! Sırtında taşıdığın yemi ye, suyu iç. Hepsini tazeledim. Bunlar sana şifadır... İki çalı bularak, çamurlu suları gözleyerek çölü aşman imkânsız” dedi. 


Kafasını sallayan eşek çöle doğru yürüdü, sonunda gözden kayboldu. 
Serin sular ve leziz yemler dolu küfeyi sırtında taşıdığı halde; aç, susuz, perişan, kuru ve kızgın toprakta yol almaya çalışıyordu... ]]]

***

Evet; hikâyeler, atasözleri ve kıssalar hep hisse ve ibret almak içindir.

Bu hikâyeden acaba ne kadar hisse ve ibret çıkacak? Birlikte anlamaya çalışalım.

  1. Yüklenmiş olduğumuz ilim, tecrübe ve kabiliyetler, ancak kullanabildiğimiz ölçüde faydalı olur. Tazeliği, çokluğu ve yüklü oluşumuz ölçüde değil...

  2. Ön hazırlık yapmak akıl işidir. Hikâyede bunu, bir akıl sahibi yapmış. Ancak, insan dışındaki mahlûklarda akıl olmadığı için, bu değerlerin farkına varamazlar. Bu değerleri kullanamadığı için sorumlu da olmazlar, komik duruma da düşmezler. Oysa insan, yüklendiği bütün değerlerin, mutlaka farkında olmak ve en iyi bir şekilde kullanmak zorundadır. Çünkü kendisine, her şeyden çok daha değerli olan AKIL verilmiştir. Farkında olmadığı zaman, diğer mahluklar gibi mazur ve masum sayılamazlar…

  3. Bir imtihan meydanında olan insana, Yüce Rabbi tarafından yüklenmiş olduğu birçok mânevi değerlerin fiziksel bir varlığı gözle görülmeyebilir. Bunları, yine kendisine bahşedilmiş manevi bir değer olan AKIL ve zekâ ile anlar. Yine bahşedilmiş manevi bir değer olan vicdan ile muhasebesini ve muhakemesini yapar. İnsana, sınav gereği olarak verilmiş olan akıl, zekâ, vicdan, idrak, sevgi, şefkat, acıma ve diğer birçok duyguları, yeri ve zamanı geldiğinde kullanmaz ise merkebin durumu gibi normal karşılanamaz. Bu zengin duyguların beraberinde, kendisine sorumluluk da yüklenmiştir...  

  4. İnsan kendisini; hikâyedeki gibi uzun bir yolcuğun içinde bulmuştur. Üstelik de kendisine, AKIL, zekâ, idrak v.s. zenginlikler ihsan edilmiştir. Merkep gibi gamsız değil, nereden gelip nereye gidiyor olduğunu araştırmak, bulmak ve bilmek zorundadır. Üzerine yüklendiği değerleri inceleyip, gerektiği yer ve zamanlarda kullanmak zorundadır. Kendisine yardımcı olanları iyice dinlemek, idrak etmek, vicdan muhasebesi yaparak uygulamak zorundadır. Kendisine yardımcı olanları tanımak, sevmek, takdir ve teşekkür etmek zorundadır. Yoksa hem bu BAHA BİÇİLMEZ DEĞERLERİ hebâ etmiş olur. Boşu boşuna taşımış olur. Yani, akıl verilmemiş mahlûklar gibi bir kişilik sahibi olur...

Bu ağır cümleme hiç kimse alınmasın.

Bakınız; Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerimde böyle kimselere, “..BELHÜM, EDALLÜ…” buyuruyor. Yani, “onlar, hayvandan daha da aşağıdırlar”…

  • A’raf suresi, 179. Âyet; “..Onların kalpleri vardır, onlarla (hakkı) anlamazlar; onların gözleri vardır (ama) onlarla (Allah'ın delîllerini) görmezler; onların kulakları da vardır, (ama) onlarla (İlâhî nasîhatleri) işitmezler! İşte onlar hayvanlar gibidir; hattâ daha da aşağıdırlar. İşte onlar, gafillerin ta kendileridir…”

Yüce Rabbim hepimizi ve tüm sevdiklerimizi, bizlere yüklenen değerlerin farkında olmayı ve onları bizlere bağışlayanın EMRİ ve RIZÂSI dairesinde kullanmayı nasip etsin. Âmin…

Anahtar Kelimeler: Dost Beykoz, Beykoz, Raif Öztürk

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"