Çıplak namaz kıldıran darbeci zihniyet. (12 Eylül)

  • 13.09.2020 14:50
  • Okunma: 2073 kez

Muhterem Ali Erkan Kavaklı hocamdan hârika ve ibretlik bir belgesel okudum.

Bendeniz bu yazıyı okurken gözyaşlarımı tutamadım ve birkaç gün bu olayın etkisi altında kaldım. Genç kardeşlerim de vahşi hayvana bile revâ görülmeyecek kadar acımasız zulümleri yapanları bilmeleri için, 12 Eylülün 40’ıncı yılı anısına saygılarımla arz ediyorum…

Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu, getirdikleri genç bir mahkûmu bıraktılar ve gittiler. Yeni gelen genç içeridekilere selâm verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona “hoş geldin”, “geçmiş olsun”, dediler.

İçlerinden en yaşlı ve olgun olanı gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi. Çünkü selâm verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı.

Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşamadı.
Daha sonra o yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı.

Yaşlı adam gencin namazını bitirmesini bekliyordu, onunla enine boyuna tanışmak istiyordu, fakat genç ikindi namazını bitirdiği halde, namaz kılmaya devam ediyordu. Sonunda bitirdi ve yerine geçip oturdu.

Yaşlı adam biraz daha yanına yaklaştı.
-Nedir o fazladan kıldığın namaz? Biliyorsun ikindi namazından sonra kılınan nafile bir namaz yoktur?
Delikanlı bir müddet cevap vermedi, daha sonra sakin bir sesle:
-Kaza namazı, dedi.
-Ne zaman kazaya bırakmıştın?
-Göz altındayken.
Çok yavaş bir şekilde söyledi bunu, daha sonra da gözleri uzaklara dalıp gitti.
Yaşlı adam onu konuşturarak ve bir şeyleri hatırlatarak üzmek te istemiyordu.
Fakat yine de kendine hâkim olamadı.
-Ne kadar tuttular göz altında seni?
-Yirmi dokuz gün.
-ALLAH ALLAH, yirmi dokuz gün, öyle mi?
-Evet, yirmi dokuz gün!..
- İşte o yirmi dokuz günlük namazımı kaza edeceğim.
-Kılamamışsındır, kıldırmamışlardır herhalde?
Delikanlı bir müddet sustu ve sonra yaşlı adama döndü:

-Aslında namazlarımı kıldım, bir tek vaktimi bile kaçırmadım fakat…
-Fakatı, ne?..
-Fakat namazın şartlarını yerine getiremedim, hep eksikti… Çoğu zaman abdest alamadım, teyemmüm ettim.
-Olsun, teyemmümle de olsun, kabul değil mi?
-Fakat hiç toprak bulamadım teyemmüm edecek, bazen beton duvara, bazen de demir kapıya ellerimi sürerek teyemmüm ettim, kabul olur mu?
-Ne demek kabul olmaz oğlum, elbette olur.
-Kıbleyi de bilmiyordum, rica ettim söylemediler… Hem bu arada namazın diğer rükünlerini de yerine getiremiyordum, askıdaydım çünkü, hem ellerim hem ayaklarım bağlıydı, çoğu zaman zorla rükûya azıcık gidebiliyordum, hele hiç secde yapamıyordum.
-Olsun, olsun, yine de kabuldür senin kıldığın bu namaz, dedi yaşlı adam.

Fakat ses tonu gittikçe değişiyordu gencin, ağlamaklı bir hal alıyordu.
-Sen öyle hep kabul kabul diyorsun ama amcacığım!.. dedi ve…
Bir müddet sustu.

Daha sonra değişik bir ses tonuyla devam etti.
-Biliyor musun, gözaltında bulunduğum o yirmi dokuz günün on beş günü, anadan üryandım, çırılçıplaktım, tamamen soymuşlardı beni... Yalvarıyordum onlara, ne olur
ALLAH cc için bir tek külotumu bana verin. Hiç olmazsa namaz kılacağım vakit verin diyordum, fakat vermiyorlardı... İşte o şekilde kıldım namazlarımı!.. Mümkün olduğu kadar toparlanıp avret yerlerimi örtmeye çalışıyordum, fakat bazen onu da yapamıyordum, çünkü bileklerimden asılıydım. İşte bu şekilde namaz kılıyordum…

Ortalığı epeyce bir müddet sessizlik kaplamıştı, delikanlı yaşlı adamdan cevap bekliyordu, bu namazları kaza etmesi gerekmiyor muydu?..

  • Yaşlı adam kafasını kaldırdığında; gözyaşlarının baştan sona yüzünü ıslattığını gördü, ağlıyordu, ağlıyordu, sarsılarak hıçkırıyordu...

Sonra birden doğruldu ve delikanlının omuzlarından kuvvetlice tuttu ve kendine çekti:
-Bana bak delikanlı!.. O namazları asla kaza etmeyeceksin...
O namazları alıp ALLAH’IN
(cc) huzuruna varacaksın.
“ ALLAH’IM (cc) sana bunları getirdim.”
Diyeceksin... Biliyor musun, belki hayatında kıldığın en önemli namazlar, senin bu namazların olacak...

Yaşlı adam birden durdu ve sordu; adın ne senin, nerelisin, ne iş yaparsın, suçun neydi?
-Adım: MUHSİN YAZICIOĞLU… Suçum: VATANI SEVMEK…

Saygıdeğer dostlarım. 12 Eylül 1980 darbesi zulümlerinden sadece bir sahneydi bu olay. “Denge olsun diye bir sağdan, bir soldan astık” itirafları da bizzat Evren’dendi…

Hatta kendi halinde sokakta simit satarken, o anda cemseden (GMC-Man araç’tan) kaçan mahkûmun yerine, o masum simitçinin âcilen tutuklanma olayı da o darbenin trajikomik vakalardandır.

Bunları hatırlatmamın en önemli sebeplerinden birisi de; Hûd Sûresi 113. Âyetin apaçık tehdididir: Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati (bile) duymayın. Yoksa size ateş (Cehennem) dokunur. Aslında sizin Allah'tan başka yardımcınız yoktur. Sonra O'ndan da yardım görmezsiniz.” ..

  • Her darbe sonrasında gerçekler mutlaka gizlenip, darbeyi halka meşru göstermek için, resmi kanallarla sipariş senaryolar servis edilir. Bunları bildiğim için; bu sipariş senaryolara inanan masum halkımız, bu âyetin tehdidine maruz kalmamaları için arz ettim. Vesselâm…

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları