“Önceki bölümde, bu cümleyi enine-boyuna değerlendirerek, köşe yazımızı aşmamak için, buraya havale etmiştik. ..Kaldığımız yerden devam edelim…
”
HER gelecek yakındır… Ve Gerçek Eğitim
Önceki bölümde, bu cümleyi enine-boyuna değerlendirerek, köşe yazımızı aşmamak için, buraya havale etmiştik. ..Kaldığımız yerden devam edelim…
Merhameti sınırsız olan Yüce Rabbimiz bizlere, dünya sınavımızda KOPYA VERMEK kabilinden gönderdiği Kur’ân-ı Kerimde, HER GELECEK YAKINDIR gerçeğini de bizlere çok net olarak bildirmişti.
İnsan olmanın gereği olarak Kur’ânı tetkik etmiş olsaydık, bu gerçeklere elbette ulaşacaktık.
Şöyle ki:
Yunus Sûresi, 45. Âyet.: Kıyamet günü Allah hepsini bir araya toplayacak. Dünyada, gündüzün ancak bir saati kadar yaşamış gibi gelecek kendilerine. O şekilde ki, sadece birbirlerini görünce tanıyacakları kadar yaşadıklarını sanacaklar.
Tâ-Hâ Sûresi, 103-104. Âyetler: Kendi aralarında sessizce konuşurken: “Dünyada, olsa olsa on gün kadar bir şey kaldınız. ” derler. Biz onların ne konuşacaklarını iyi biliriz. Onlardan isabetli(en akıllı) olanı, “Olsa olsa bir gün kaldınız.” diyecek.
Konunun önemi nedeniyle Yüce Rabbimiz birkaç âyet ile bırakmamış; İsra S. 52. Âyet, Rûm S. 55. Â., Ahkâf S. 35. Â., Nâziât S. 46. Â., Mü’minûn S. 112-113. Âyetler de aynı anlamlardadır.
Yani “HER GELECEK YAKINDIR” gerçeğini, Kur’ân-ı Kerimde 15 asır önceden açık seçik bildirmiş. Bizlere ise sadece insanlık gereği; merhameten gönderilmiş olan REHBER, KILAVUZ ve sınavımıza kopya olan kitabı, açıp titizlikle ve anlamlarıyla okumak kalmış.
- Şimdi başımızı iki elimizin arasına alıp, çok ciddi bir şekilde düşünelim:
Mademki “Her gelecek, YAKINDIR” ve örneklerini hatırlattığımız yüzyıllar, hatta BİN yıllar bile “Her gelecek, YAKINDIR” gerçeğinden hiç kimse müstesna kalamamış ve hepsi de gelmiiiş-geçmiş…
- Acaba biz neyimize güveniyoruz da, şu kısacık ömrümüze rağmen, HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ bütün vaktimizi sırf dünya için sarf ediyoruz?
Üstelik te bizlere Yüce Rabbimizin emaneti olan körpecik yavrularımıza da sırf şu kısacık dünya için 15-20 yıl eğitimler verdiriyoruz da mutlaka SEVK edileceğimiz EBEDÎ bir Âhiret hayatı için, çok daha fazla eğitim verilmesi gerekirken, en dindarımız bile sadece birkaç sene DÎNÎ eğitimi bile çok görüyoruz.
Bunu da Şeytanın ve âvânelerinin “din terakkiye(yükselmeye) mânîdir”, “Kur’ân ve Din eğitimi, çocuğun kafasını karıştırır” vb. ısrarlı safsataları yüzünden yapmıyor muyuz?
Acaba gerçekte de öyle mi? Bizler bu safsataları hiç araştırdık mı?
Bakınız birkaç gerçek ve yaşanmış örnekle, bu safsatalar nasıl tamamen çürüyor:
“Her gelecek, YAKINDIR” gerçeğini en iyi idrak ederek eğitim verilen 21 yaşındaki sultan Mehmet, yüksek seviyede teknolojik bilimlerin yanında, hocalarını bile geride bırakacak kadar yüksek bir DÎNÎ eğitim almamış mıydı?
Böylesine Yüksek bir Dînî eğitimle, akıl almaz teknikte TOPLAR döktürerek, gemileri karadan yürütüp, İstanbul’un fethiyle dünyaya parmak ısırtan BİR ÇAĞ AÇIP ÇAĞ KAPAMADI MI?..
- Demek ki Din terakkiye, hiç te engel değilmiş.
Üstelik te Yüksek DÎNÎ ilimler, teknik bilimlerle birleşince, muhatabını başarı ve zaferlerin ZİRVELERİNE çıkarıyormuş…
Mûcit ve başarılı İslâm Âlimleri hakkında ciltlerle eserler, Din ilimleriyle birlikte Teknik ilimlerin verilmesinin, hiç bir mahzuru olmadığını, hatta başarıda zirvelere taşıdığını ispat ediyor.
İşte bunlardan sadece birkaçı; El-Cezerî, Birûnî, Câbir, İbn-i Sina, Farabî, Uluğ bey, Barbaros Hayrettin Paşa, Piri Reis, Mimar Sinan, Hepsi de Yüksek Medrese eğitimi almış olup, asrımızdaki bilim ve teknolojiye bile parmak ısırttıran üstün başarılılardan sadece bir kaçıdır.
Asrımızdan da; İlâhiyatçı Prof. Dr. Cevat Akşit’in oğlu, Ülkemizde ilk helikopter ve JET motorunu icat eden Prof. Dr. M. Faruk Akşit gibi YÜZLERCE örnekler verebiliriz.
Hem İlâhiyat Profesörü, hem de çok başarılı bir hukukçu olan Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı hocamız da bunlardan birisidir. Küçük yaşta Kur’ân-ı Kerimin Tümünü ezberletmiş, Tecvid, Kıraat, Arapça, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve diğer İslâmi ilimleri tahsil etmiş olduğu halde, Teknik ilimlerde de başarıların zirvesine çıkmış.
- Özdemir BAYRAKTAR & OĞULLARI da hem mükemmel dindarlıklarıyla, hem de Milli İHA, SİHA, Füzeler, Roketler, Tanklar, Hürkuş, HÜRJET, Helikopterler, MİLGEM, Akıncı, Kızılelma, KAAN savaş uçağı ve savunma sanayiimizde çığır açan birçok icatlara imza atmadılar mı?
Dost ve düşman tarafından “DÜNYA LİDERİ” kabul edilen Cumhurbaşkanımız da hem âilede en mükemmel bir DİN eğitimiyle, hem de İ.H.L. kökenli eğitimli değil mi?..
- Mademki gerçekler böyle.
Yani, DİN Eğitimi Terakkiye ve başarılara asla engel değil, bundan böyle anaokulundan başlayarak, ‘Her gelecek, YAKINDIR’ gerçeğinin ışığında, TÜM evlâtlarımıza öncelikle, Yüksek DÎNÎ eğitim, ek olarak da tüm Teknik eğitimleri vermeliyiz.
Böylece hem kısacık şu dünya hayatımızda zirvelerin zirvesine çıkarlarken, hem de EBEDÎ olan Âhiret hayatımızı da Cennetlere çevirebiliriz, inşâAllah…
YORUMLAR