Makaleler

Ondört Şubat sendromu!

2014.07.21 00:00
| | |
53747

"Tüketim bir var olma modudur" gibi cümleler kurmayacağım, serin olun ama iyi kötü herkesin bir fikir yürüttüğü su mübarek Sevgililer Gününe birkaç lafım olacak, hoş yıllardır yazdığım nadir popüler konudur bu, dokunmayın. 

Sıradanlıkları besleyip yücelterek başımız göğe erer mi bilmiyorum ama gitgide bataklığa dönüşen bir zemindeymişiz ve ısrarla yürümeye çalışıyormuşuz gibi geliyor.

Mesela "Couple diye bir uygulama var… Tam sevgilinizle size göre. 2 kişilik bir uygulama. Whatsapp ve Wechatteki gibi insan çokluğu yok sadece o ve siz" diye bir bildiri gördüm bir yerde. Pek anlamıyorum ben bu uygulamalar nedir, ne değildir ama takıldığım şu son "insan çokluğu yok sadece o ve siz" kısmı. 

Eyvallah! Aşk, hiçbir şeyiniz olan birinin gelip her şeyiniz oluvermiş gibi hissettiğiniz ya da hiçbir şeyi olduğunuz bir hayatın bir şeyi olmayı dilenmesi durumudur belki ama hiç kimsesiz değil, asla değil. "o ve siz " ne öldürücü bir mahkûmiyet! 

Eh aşkla ünsiyeti Şeyh Galip'in "Hüsn ü aşkı" ile değil de köşeli bir "aşk doktoru" ile ya da dizi dizi dizilmiş prototip - örnek olaylarla - kurarak öğrenenlerin elinden de fazlası gelmez tabi, ne çare!

***


Ailemin gençleri ile ne zaman gönül meselelerini konuşsak konu hep tanımlamalarında gelip tıkanıyor. Evet, insanın kaybettiklerine giydirdiği elbiseler kadar çeşitlidir yeni bulduklarına biçtiği kumaşlar lakin bazı şeyler tanımlandığı zaman onu tanımlayan sözcüğün tabiri caizse tüm kolektif bilincini de kapsar. Ve size ait olanın başkalarınınmış gibi hissettirdiği bir tat bırakır ağzınızda. Bilmem anlatabiliyor muyum? 

Bu kadar renksiz, yapay neredeyse eskitilmiş görüntüsü verilmiş gibi duran taze aşkları ya da kitlesel reaksiyon verebilecek kadar senkronize davranışları ( bakınız:14 Şubat sendromu) nasıl açıklayabiliriz ki?

***
İfade biçiminin yitirildiği kavramlar vardır hani. Ve bazen ifade ettiğinizde yitirir kendini... Öyle bir hal içindeyiz aşk karşısında.

***
Gençlere bakıyorum. Aşıklar, kendi deyimleriyle "çoook aşıklar" hem de. Hepsi acıların çocuğu, yılgın, üzgün... Acıtılmış birinin en çok acıtmayı öğrenmesi gibi durmadan üzüyorlar birbirlerini ve samimiyet tamamıyla fiziki bir alandan öteye gitmiyor. Tutku. Şefkat, diğergamlık ne derseniz işte, aşkın bileşenlerini parçalayıp cüz cüz yaşıyorlar adeta. Ve yaşadıklarını alt alta, üst üste, yan yana da koysalar bir aşk etmiyor nedense.

"Yeterince sevmek" ya da "hayatından çıkarmak" gibi deyimler var mesela. Duyduğumda "hay bin yeksan" deyip kalıyorum.

Oysa duyguların azı çoğu olmaz, kuvvetlenir veya zayıflar tıpkı iman gibi. Aşk da bir iman etme şekli değil mi nihayetinde? 

Sevginiz /sevdiğiniz sizi daha iyi biri yapmıyor ise sevgi midir gerçekten? 

Ona bir başkası dokunduğunda dokunmuyorsa size?

Ve bin dermana değişmeyeceğiniz bir dert değilse çektiğiniz nedir Allah aşkına?

Değil yan yana durmak saatlerce konuştuğunuzda bile yüreğini hissedemediğiniz birini nasıl sevebilirsiniz ki?

***
Hayatımda iki kere almadığım bir şeyin parasını ödemişliğim oldu. Gerçi görünürde desek daha doğru ya neyse. İlki semt pazarına kurulan civciv satılan tezgâhta uzun uzun sevdiğim ama almadığım civcivlere ödediğim para. Zira satıcı "ama abla olmuyor böyle" demişti de "ama senin de böyle renklendirip adeta bir oyuncak gibi satman olmuyor be kardeşim"diyememiştim.

İkincisi de birkaç yıl neredeyse her sabah ve her akşam önünden geçtiğim Üsküdar İskelesi’ndeki çiçek tezgahının biricik sahibesi teyzeyeydi. Hep geçerken sevdiğim ama al(a)madığım. Onları her gördüğümde ve her mevsim beni başka başka çarpan güzellikleri sevdiğim için ödemiştim para. Çiçekçi teyze dayanamayıp hatta hafif atarlanıp "alsana be ciğerim" deyip sonra da parasızlıktan sanıp bir demet fulya hediye etmeye kalktığında" "ama onlar köksüz" diyebilmiştim o kadar.

Ne zamanki erkeklere ve kadınlara koparılmış (öldürülmüş), köksüz bir çiçeği vermeyi sevginin, düşünülmenin ifadesi diye öğrettiler o zaman metalaştı ifadelerin dili. En güzele en pahalıya sahip olmayı dilemek ve başkalarına gösterme isteği fazlaca makyaj yapmış bir kadın gibi olduğu gibi olamamayı doğuruyor. Ağır makyajlı bir kadın evet belki güzeldir beyler! Ama inanın rahatsızlık içerisindedir. Gözünü ovuşturamaz bulaşık boya. Ağlayamaz rimeli akar ve hatta gülerken ve yemek yerken dudaklarını bir garip yapar zira ruj sürekli tazelenilesi ve dikkat edilesidir.

Diyorum ki; ilmeği yanlış atılmış duyguların gerisi de gelmiyor ve sahiciliği en az. 
Bedenleri olduğu yerde ama yürekleri firarda insanların ki kadar sahipsiz. Ne dersiniz?

***

Keşke diyorum paranın kıymetini bilmediğimiz günlerin kıymetini bilseymişiz...

***
Hani bir şeyi hatırlamak için önce unutmanız gerekir ya! Belki de hakikati unutuşumuz; şerrin hayrıdır...
Olsun, niyet edelim. Ne diyordu şarkı: Belki üstümüzden bir kuş geçer ...

***

Not: 14 Şubat'ta Kadınlar dans ederek "Kadına şiddete hayır" diyecekler. Belli merkezlerde ya da olduğunuz yerde dans ederek şiddeti çatır çatır kınayabilirsiniz, söyleyeyim dedim.
Ve aynı zamanda 14 Şubat kürk karşıtı eylem günü olarak kutlanıyor. Nedeni de en çok kürk hediye mahiyetinde bugün satıldığı içinmiş. Efendim eğer bu eyleme destek verecek iseniz nerede bir kürk görürseniz üzerine boya fırlatacaksınız. Yok, eğer ki kürkünüz var ise sakın 14 Şubat günü giymeyin benden söylemesi. Ha eğer tüm etkinlikleri ben protesto ediyorum diyorsanız (ki ben öyle yapacağım) yapacağınız şu: temel ihtiyacınız olan bilumum malzemeyi güvenli bir sığınağa depolayıp sendromun etkileri geçinceye ve tüm görevler ifa edilinceye kadar sırra kadem basmak...

Anahtar Kelimeler:

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"