Türkiye’nin geleceğinden ümitliyim…

  • 13.01.2019 12:28
  • Okunma: 4143 kez

Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ


YAZI DİZİSİ - 1... Gittiğimiz her mahfilde Müslüman ve gayr-i Müslimler tarafından bize sorulan önemli bir soru var: “Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?”

Bu sorunun sorulma sebepler herkesçe malum…

Devam eden terör olayları, başta Ermeni meselesi olmak üzere dış baskılar ve maalesef kendi içimizdeki hukuk devleti anlayışını içine sığdıramayan ve milletin sahibi ve efendisi olarak hep kendisini gören malum çevreler…

Fakat ben, bütün bu olumsuz şartlara rağmen geleceğimizden, Allah’ın izniyle çok umutluyum.

“Neden?” sorusu için, tarihe bir yolculuk yapalım isterseniz.

Türkiye’nin Atlattığı Maddi ve Manevi Tehlikeler:

Öncelikle; önemli bir Hadisi Şerifi, Türkiye’nin geçmişi ve geleceği ile alaka kurarak özetleyelim.

Hz. Peygamber SAV, Ahir zamanda manevi değerleri yozlaştıracak zihniyeti ve o zihniyetin, özellikle Türkiye’ye uyacak şekilde yapacağı tahribatları, dört ana safhaya ayırıyor.

Bu Hadisi Şerifi başka türlü yorumlamak da mümkün.

Ancak bizim aldığımız derslere de Hadisçiler itiraz etmese gerek.

“.Ahir zamandaki bu yıkıcı zihniyetin dört ayrı devresi olacak: Birinci devrede ‘bir günleri 365 gün’ yani bir sene uzunluğunda olacak; İkinci devrede ‘bir günleri bir ay’ kadar yani 30 gün uzunluğunda olacak; Üçüncü devrede ‘bir günleri bir hafta’ yani yedi gün uzunluğunda olacak ve nihayet son devrelerinde günleri normal gün uzunluğunda olacak.” (Bu Hadis, Sahih-i Müslim ve özellikle de Riyaz üs-Salihin’de bulunmaktadır.)  

Şimdi bu hadisi nazara alarak Türkiye’nin seksen yıllık geleceğine bakalım:

  1. Devre: 1920’li ve 30’lu Yıllar:

İster kabul edelim ister reddedelim 1920’li ve 1930’lu yıllar, maalesef Hadisin işaret ettiği birinci devreye benzemektedir. Bu dönemde ‘1 günde bu milletin manevi değerlerine 1 yıllık tahribat ve zarar verilmiştir’.  

Türk düşmanı olan Fener Patriği Gregorius tarafından Rus Çarına gönderilen mektupta, Türklerin ancak eğitim sistemine müdahale ile ve içlerinden kendi tarihlerine düşman bir nesil yetiştirmekle mağlup edilebileceğini ifade ettiğini hepimiz biliyoruz.

O hain diyor: "Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak, dinî hislerini gevşetmek icap eder. Maneviyatları sarsıldığı gün, onları zaferlere götüren kuvvetleri de kesilmiş olacaktır. Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden bünyelerinde bu tahribi tamamlamaktır"  (Bkz. Kutay, Cemal, Tarih Konuşuyor Dergisi, c. 1, sy. 1, sh. 69-70.)

Bu tahribin dinden tecerrüd eden 1920’li ve 1930’lu yıllar Cumhuriyet dönemi eğitim sistemi ile nasıl yapıldığı ise, Cumhuriyetin mimarı kabul edilen Mustafa Kemal tarafından aynen şöyle ifadelendirilmektedir.

Hiç yorum yapmadan aynen naklediyoruz.

Ruşen Eşref Ünaydın anlatıyor: "(Atatürk diyor):

“1910'larda Abdullah Cevdet maskarasının İçtihadı’nda bir yazı okumuştum. Milletlerin maddî ve manevî varlıklarından söz ediyordu. Alman mütefekkiri Ludwig Büchner, manevî boşlukları doldurulmamış, beslenmemiş milletlerin, hangi maddi düzeyde olursa olsun, bir gün çökeceğini anlatıyor ve ispatlıyordu. Tarihten, zaferlerden, büyük adamlardan mahrum milletler, maddî imkânları geniş olsa da, ciddî bir sallantıya dayanamazlar, çöküp giderler diyordu.

Birdenbire düşündüm: "laikiz" dedik, dinle alakamızı devlet olarak kestik. "Cumhuriyetiz" dedik, rejimimizi tehlikeye düşürmemek için saltanat devrini kötüledik, kazanılmış büyük zaferleri bile bir kaç satırla geçiştirmeye kalkıştık. Latin harflerini aldık, yeni nesilleri binlerce yıllık tarih hazinesinden mahrum bıraktık" (3 Milliyet, 16 Kasım 1974, İsmet Bozdağ.)

Bu sözlerin üzerine, bizim söz ilave etmeye ihtiyacımız yoktur.

Bu dönemde nasıl manevi değerlerimizin tahrip edildiğini görmek isteyenler, rahmetli Ahmed Kabaklı Beyin “Temellerin Duruşması” kitabını mutlaka okumalıdırlar.

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları