“Türkiye’de muhalefetin daha doğrusu CHP’nin en büyük problemi iktidar olamaması değil, toplumu hâlâ eski Türkiye’nin sosyolojisiyle okumaya çalışmasıdır.
”
Türkiye’de CHP meselesi siyaset değil, hafıza meselesidir
Türkiye’de muhalefetin daha doğrusu CHP’nin en büyük problemi iktidar olamaması değil, toplumu hâlâ eski Türkiye’nin sosyolojisiyle okumaya çalışmasıdır.
CHP bugün hâlâ; sesi çok çıkan mahallelerle, sosyal medya gündemleriyle ve kamera önü kalabalıklarıyla gerçek millet iradesini aynı şey zannetmenin siyasî körlüğünü yaşamaktadır. Oysa Türkiye değişti. Hem de kökünden değişti.

Artık bu ülkede eski vesayet diliyle toplum mühendisliği yapılamıyor.
İnsanlar slogan satın almıyor, manipülasyonla istikamet belirlemiyor, öfke üzerinden dizayn edilmeyi kabul etmiyor. Belirli semtlerde yükselen sesleri bütün memleketin hissiyatı sananlar ise Anadolu’nun sessizliğini yanlış okuyor. Çünkü bu millet bağırmaz; fakat günü geldiğinde hükmünü çok net verir.
CHP’nin yıllardır aşamadığı temel mesele tam da budur.
Çünkü CHP’ye dair problem yalnızca siyasî değildir; tarihî hafızayla ilgilidir.
Türkiye’de milyonlarca insan için CHP yalnızca bir muhalefet partisi değil; devlet ile millet arasına örülmüş mesafenin, yukarıdan bakan seçkinci anlayışın ve toplumun değerleriyle kavga eden zihniyetin sembolüdür.
Anadolu insanının hafızasında CHP çoğu zaman; yokluk yıllarıyla, devlet baskısıyla, bürokratik kibirle ve millete rağmen şekillendirilmeye çalışılan bir modernleşme anlayışıyla birlikte anılır. Tek parti dönemine dair anlatılar, dinî hayat üzerindeki baskılara ilişkin kuşaktan kuşağa taşınan hatıralar, darbeler dönemindeki vesayetçi atmosfer ve milletin kendi öz değerleriyle kurduğu bağın küçümsendiğine dair hissiyat; toplumun geniş kesimlerinde derin bir tortu bırakmıştır.
Bu yüzden CHP’ye yönelik mesafe yalnızca bugünün politik tartışmalarıyla açıklanamaz.
Çünkü mesele bir parti meselesinden çok, bir hafıza meselesidir. Ve bu millet, kendisini küçümseyeni de kendi değerlerine yukarıdan bakıldığını düşündüğü dönemleri de unutmaz.
Muhafazakâr ve milliyetçi toplum kesimlerinin önemli bir bölümü için CHP; yıllarca dinî, millî ve manevî değerleri kamusal hayatın dışına itmeye çalışan siyasî aklın temsilidir. Ezan tartışmalarından başörtüsü yasaklarına, imam hatiplerden toplumun geleneksel yaşam biçimine kadar uzanan birçok tarihî kırılma; bu hafızayı canlı tutmaktadır. Bu nedenle bugün verilen yumuşama mesajları, açılan kontrollü vitrinler yahut muhafazakâr seçmene dönük sembolik görüntüler geniş kitleler nezdinde gerçek bir dönüşümden ziyade siyasî taktik olarak okunmaktadır.
Çünkü toplum, samimiyet ile rol arasındaki farkı sezmekte mahirdir.
Öte yandan CHP’nin yıllardır “ahlâk”, “liyakat”, “şeffaflık” ve “temiz siyaset” söylemi üzerinden kurmaya çalıştığı siyasî zeminin; belediyelerde ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları, rant ilişkileri, hizip savaşları ve güç mücadeleleriyle ciddi biçimde aşındığı görülmektedir. Delegelerin pazarlık konusu hâline geldiği, parti içi hesaplaşmaların medya operasyonlarına dönüştüğü, kriz anlarında ise sürekli duygusal sloganların arkasına saklanıldığı bir yapı; toplumun geniş kesimlerinde güven üretmekten uzak görünmektedir.
Bu yüzden CHP’nin yüzde 25 bandını aşabildiği her moment; kendi doğal sosyolojik tabanının büyümesinden ziyade dönemsel ekonomik sıkışmaların, geçici toplumsal tepkilerin ve konjonktürel kırılmaların sonucudur. Tepki dalgası çekildiğinde geriye yine aynı gerçek kalmaktadır: Türkiye’de çok geniş bir toplumsal kesim CHP’ye karşı tarihsel bir güvensizlik taşımaktadır.
Ve CHP’nin asıl problemi tam olarak budur.
Çünkü Türkiye’de insanlar artık yalnızca ne söylendiğine bakmıyor; kimin söylediğine, geçmişte nerede durduğuna ve kriz anlarında nasıl pozisyon aldığına da bakıyor. 15 Temmuz gecesinde millet sokaklara çıkıp devlete, bayrağa ve iradesine sahip çıkarken milletin kıyama kalkmasına karşılık tanklara alkış tutanları, camilerde sela okuyan imamları darp edenleri gördüğümüzde ortaya çıkan görüntüler de bu hafızanın önemli parçalarından biri olarak kayda geçmiştir. Toplumun geniş kesimleri için devletin zor zamanlarında milletle aynı hizada durup durmamak hâlâ belirleyici bir turnusol kâğıdıdır.
Bugün yaşanan şey yalnızca bir parti tartışması değildir.
Eski Türkiye’nin diliyle yeni Türkiye’yi yönetmeye çalışan zihniyetin yaşadığı kırılmadır.
Çünkü artık bu ülkede millete rağmen siyaset kurulamıyor. Sosyal medya köpüğüyle toplum mühendisliği yapılamıyor. Kamera önü kalabalıklarıyla Anadolu’nun sessiz çoğunluğu bastırılamıyor.
Anadolu hâlâ aynı yerde duruyor.
Sessiz.
Soğukkanlı.
İzliyor.
Ve günü geldiğinde bu ülkede son sözü yine ekranlar değil, millet söylüyor olacaktır…
YORUMLAR