“Dağınık direniş hareketleri, işgalin karanlığı altında vatanın her sathında bir kıvılcım gibi kendisini göstermeye başlamıştı.
”
19 Mayıs Ruhu: Kür-Sad’dan Samsun’a, Samsun’dan İstikbâle
Dağınık direniş hareketleri, işgalin karanlığı altında vatanın her sathında bir kıvılcım gibi kendisini göstermeye başlamıştı.
Mücâdele-yi Millîyye’nin ilk büyük adımı ise 19 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a attığı o “İlk Adım” ile kuvveden fiile geçti. O gün yalnızca bir asker karaya çıkmadı; bir milletin yeniden dirilişi başladı.
Sonrasında Anadolu’nun dört bir yanında, zerreden kürreye ilân edilen büyük, kararlı, amansız ve tavizsiz bir cehd; yani bir varoluş mücadelesi yükseldi.
Topyekûn kıyama kalkan Müslüman Türk Milleti; Doğu’yu modern dişlileriyle sömürgeciliğin çarkında ezmeye niyetlenmiş Batı’ya karşı, müdafaayı bir kez daha kanıyla ve canıyla üstlendi. Bu defa da yurdunu alçaklara uğratmamak için dövüşmeye ahdederek düşmana galebe çaldı.
11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesi’ne dek süren kanlı boğuşmalar boyunca Yüce Türk Milleti cephelerde destanlar yazdı. O destanlar; birer ayet kutsiyetinde Allah lâfzıyla bezenmiş, vatan sevgisiyle yükselmiş ve Anadolu’nun yiğit insanınca namus davası bilinerek zaferle nihayetlendirilmiştir.
Fakat 19 Mayıs’ın mâniası yalnızca 1919’dan ibaret değildir.
Çünkü bir başka 19 Mayıs’ta, milâdî 639 senesinde; Türk Tigini Başbuğ Kür-Şâd ve kırk çerisi, Çin esaretine başkaldırarak imparatorluk sarayını basmıştı. Atlarını Vey Irmağı’nda sulayıp, çifte su verilmiş keskin kılıçlarını bileyen o yiğitler; “Esarete karşı direnmekte sonu ölüm bile olsa şeref vardır” inancıyla yürümüşlerdi.
İşte Samsun İlkadım’da yankılanan ses, aslında çağlar öncesinden gelen o istiklâl nidâsının yeniden tezahüründen başka bir şey değildi.
Türk Milleti’nin tarihi yalnızca devlet kurma kudretiyle değil; düştüğü her yerden yeniden ayağa kalkabilme iradesiyle de yazılmıştır.
Tarihte on altı büyük devlet teessüs ettirmiş bir ırk olarak Türkler;
İslâm ile müşerref kılındıkları günden beri Peygamber Sancağıyla mührünü de taşımaya memur bir millet şuuru da geliştirmiştir. Tevhîd’i kıt’alar aşarak insanlığa ulaştıran büyük medeniyet yürüyüşü içinde zaman zaman tuzaklara düşmüş, esaretin eşiğine getirilmiş; fakat zilleti hiçbir zaman kabul etmemiştir.
Bu yüzden 19 Mayıs 1919, yalnızca Millî Mücadele’nin başlangıcı değildir.
Aynı zamanda; esaret altında yaşayan dost, kardeş ve mazlum milletler için bir kurtuluş işareti, bir direniş örneği, bir istiklâl manifestosudur.
Mustafa Kemal Paşa’ya Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tevdi edilen,
“Gazi” ve “Müncî” (Şan ve Şeref sahibi Peygamberimizin bir adı da Münci’dir, halaskar anlamındadır, dine yardım eden, yükseltendir) sıfatları da bu hakikatin ta kendisidir. Çünkü o mücadele yalnızca askerî değil; aynı zamanda milletin yeniden kendi iradesine kavuşma mücadelesidir.
Bugün dahi Türkistan’dan Gazze’ye, Myanmar’a; tıpkı geçmişte Çeçenya’dan Bosna’ya kadar olduğu gibi, yükselen hürriyet çığlıklarında duyulan Türk ve Türkiye tınısı boşuna değildir.
Mazlumların gözünde Türkiye; yalnızca bir ülke değil, ayağa kalkabilmenin ihtimâlidir.
“Dünya beşten büyüktür” diyerek kurulan kirli düzenin yüzüne hakikati haykırabilen irade de işte bu tarih şuurundan beslenmektedir.
Türk ve Türkiye Yüzyılı Ülküsü; Türkiye’ye biçilen dar kalıpları parçalayarak yeniden büyük, kudretli, mazlumların sığınağı ve zalimlerin korkusu olan bir Türkiye inşa etme iradesidir.
Ve bunu gerçekleştirecek olanlar bir avuç seçkin değil;
Biziz.
Sen, ben, o…
Türk Milleti’dir.
Ayrışmadan, ayrıştırmadan; her görüşten insanın akıl, emek ve vicdan ortaklığıdır bu.
Bir güç birliğidir.
Allah’ın izni ve milletimizin ferasetiyle bugün kurulan tuzaklar da bozulacaktır.
Etrafımızda aç sırtlanlar gibi fırsat kollayanlar; ister teker teker ister topyekûn gelsin, yine hüsrana uğratılacaktır.
Çünkü 19 Mayıs Ruhu;
Kür-Şâd’dan Mustafa Kemal Paşa’ya,
Mustafa Kemal Paşa’dan istikbâlin Türk çocuklarına uzanan bir istiklâl zinciridir.
Ve o ruh, kıyamete dek yaşayacaktır.
YORUMLAR