“Bir fıkrayla başlayayım yazıma:
”
Robotun akıbeti
Bir fıkrayla başlayayım yazıma:
Japonya’da hırsız yakalayan bir robot icat edilmiş. Tabii, bu robot birçok ülkeden sipariş almış. Marifetli robot, Almanya’da 10 dakikada 100 hırsız yakalamış. İngiltere’de ise 10 dakikada 50 hırsız. Fransa’da 10 dakikada 40 hırsız. Türkiye’de ne mi olmuş? Türkiye’de 10 dakikada robotu çalmışlar!
Efendim, maksadım, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un, “tek dişi kalmış canavar” şeklinde çok güzel tarif ettiği Avrupa medeniyetini ve Avrupalıyı övmek değil.
Bizim kafamız bazı şeylere farklı çalışıyor; bu fıkrayla karşılaşınca, paylaşayım istedim.
BUNUN ADI GERİYE TEKÂMÜL
Yine bir okul, yine bir vahşet. En sonuncusu Kahramanmaraş oldu…
Bir önceki Şanlıurfa saldırısını protesto etmek ve okullara kadrolu güvenlik görevlisi talebinde bulunmak amacıyla 14 Nisan günü iş bırakıp yürüyüş yapan bazı eğitim sendikalarına bağlı öğretmenlerin bu yürüyüşü güvenlik güçleri tarafından durdurulmuş!
Dejenere olmuş bir toplumun her bir kılcal damarı etkilenir bu içi boşalmışlıktan.
İyice bencilleştik, iyice cahilleştik, iyice şeytanlaştık, iyice korkak olduk ve iyice de vahşileştik.
Yarım asırdır şu dünya üzerindeyim. Geçtim birbirimize kötülüğümüzü, yeşile ve hayvana dahi düşmanlık eden bu kadar kötü bir dönem ne gördüm, ne duydum.
Tersine işleyen bir tekâmül adeta bizdeki…
İster Allah’tan dileyin, ister evrenden… Umarım ilahi adalet tecelli eder. Umarım ettiklerimiz bumerang gibi gelir bizi bulur. Herkes ettiği kadar. Herkes ektiği kadar. Herkes yıktığı kadar. Herkes çaldığı, aldığı, kırdığı, ezdiği, yok ettiği kadar. Herkes kibri kadar, burnunun büyüklüğü kadar. Herkes insan olamadığı kadar alsın bu bumerangdan payını.
ÇOCUKLARI YALNIZ BIRAKTIK
Bugünün çocuklarını zor günler bekliyor. Hakikaten zor günler. Israrla çocuk sahibi olmak isteyen insanlara bu nedenle şaşıyorum doğrusu. İnsanoğlunun kalitesi gittikçe düşüyor. Yaşamın zorlaşması, dünyanın savaşları, kıtlıkları bir yana sosyal yaşam kalitesi de yerlerde sürünüyor:
Kafasını telefonundan, bilgisayarından kaldırmıyor gençler. Oyun bağımlısı olmuşlar. Bu oyunlarda kan var, vahşet var, yalan var, küfür var. Çocuklar belki de evlerindeki sorunlardan bu şekilde kaçmaya çalışıyorlar. Deli gibi çalışan ama yine de yetiremeyen ana baba, diğer yandan çok kolay para kazanan bazı grup insanlar, adaletsizlik, iş bulmanın iyice zorlaşması, eğitimin iyi bir hayat kalitesi garantisi sunmaması, ötelenen hayaller, özenti, öfke… Vesaire vesaire.
Evlatlarımızı koruyamıyoruz. Ben şuna inanıyorum: Biz aslında Atatürk’ün 23 Nisan’ı ve 19 Mayıs’ı emanet ettiği çocuklarımızı korumak istemiyoruz.
NİYE SEÇİM YAPIYORUZ ALLAH AŞKINA?
Kaldırın kardeşim, sonucunu hazmedemeyeceğiniz seçim işlerini kaldırın. Ne milleti yorun ne de gerin. Rejimin adını da baştan koyun da bilelim; herkes bilsin.
Yolsuzluk, rüşvet ya da bilmem ne adı altında, üzerine kondukları kaybedilmiş belediyeleri tek tek geri alma derdindeler. Bilmeyen de sanır ki, yarabbi ne kadar düzgün bir memleket: harama, adam kayırmaya, yalana, hileye hurdaya hiç yer yok. Yolsuzlukların anında üzerine gidiliyor. Vatandaşın ödemiş olduğu alın teri vergisi, yetimin hakkı da bu şekilde çok güzel korunuyor.
Yav he he! Keşke öyle olsa!
Mübarek Akepeli belediyeler 30 yıldır sütten çıkmış ak kaşık!
Herkes biliyor bilmesi gerekeni de, futbol takımı tutar gibi parti tuttuğumuzdan, “ne olursa olsun benden olan bin yaşasın” kafasında memleketin çıtasını düşürüp duruyoruz işte.
VİCDAN NEYDİ?
Bı arada, az önce son dakika olarak geçen bir haberde, bir din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin yazılı sınav sorusuna öğrencisinin vermiş olduğu cevap paylaşılmış. Öğretmen sormuş: Vicdan nedir? Bu soruya öğrencisinin 10 puan aldığı cevabı bakın nasıl olmuş:
“Vicdan, iç sesimizin üzülmesi.”
Ne güzel ifade etmiş.
Şu dünyada ne çok insan sağır halde iç sesine…
23 NİSAN KUTLU OLSUN!
Mübarektir nisan ayı benim için. Nisan, milli egemenlik demektir zira. Milli egemenlik ise, kutsaldır. Ne güzel bir aydır nisan. Ne büyük bir gururdur milletin yüceltilmişliği… Ama tabii “100 yıllık reklam arası” kafasında olanlar anlayamazlar bu onuru. Onların dedeleri, zamanının mandacısı, himayecisiydi belki de; kim bilir.
Bazen düşünüyor insan: Belki de biz bu kadar yüceltilmeyi hak etmedik! Fazla geldi üzerimize, bir hatta birkaç beden büyük.
Yok, yok: o bilir. Hak etmeseydik, söylemezdi: “Türk öğün, çalış, güven!” demezdi. Dediğine göre, vardı bir bildiği. Rahmetler olsun.
Kutlu olsun! Daha iyi günler görsün 23 Nisan.
YORUMLAR