Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
İsmail ÖZTÜRK
İsmail ÖZTÜRK

Toplumsal bir imdat çığlığı

Nerede yanlış yaptık ve nasıl düzeleceğiz?

Bugün gazete manşetlerinden sızan, sosyal medya akışlarımızı bir karabasan gibi kaplayan o ürkütücü haberler, sadece bireysel birer cinnet vakası değil; toplumsal bir çözülmenin en ağır sinyalleridir. Gencecik çocuklarımızın, hiçbir sebep yokken bir başka gencin eliyle hayattan koparılması, vicdanlarımızı her seferinde yeniden parçalıyor. Bir toplumun geleceği olan genç kuşakların, şiddeti bir “sorun çözme aracı” olarak görmesi, hepimizi derin bir yüzleşmeye zorluyor. Suçlu arayacaksak eğer, bu karanlık tabloyu her birimiz el birliğiyle çizdik. Şimdi bu yıkımı durdurmak ve yeniden inşa etmek için gerçeklerle yüzleşme vaktidir.

Aile: Güvenli Limandan Dijital Issızlığa

Sorunun temeli, toplumun çekirdek hücresi olan ailede başlıyor. Bugün ailelerimiz, çocuklarını adeta birer “başıboş ruh” gibi yetiştiriyor. Geçim derdiyle eve yorgun dönen babanın ilgisizliği ile elindeki telefona veya televizyondaki sanal dünyaya gömülen annenin ilgisizliği birleşince, çocuk için ev bir barınaktan ibaret kalıyor. Anne ve babasıyla göz göze gelemeyen, derdini anlatamayan evlatlarımız, o boşluğu ellerindeki tabletlerdeki kontrolsüz dünyayla dolduruyor. Evdeki kavgalar, sevgi eksikliği ve iletişimsizlik, gencin dışarıdaki sahte aidiyetlere sığınmasına zemin hazırlıyor.

Çözüm: Ebeveynlik, sadece çocuğun karnını doyurmak değil, ruhunu beslemektir. Her akşam evde televizyonun ve telefonun sustuğu, aile bireylerinin birbirini gerçekten dinlediği bir “iletişim saati” zorunluluktur. Anne-babalar, çocuklarının eksiğine “benim çocuğum yapmaz” körlüğüyle değil, bir dış gözle bakabilmeli; sorun varsa bunu sevgi ve rehberlikle vaktinde onarmalıdır.

Akranlar ve Sosyal Çevre: Yanlış Aidiyetlerin Bedeli

Çocuklar, ailede bulamadıkları kabulü ve aidiyeti arkadaş ortamlarında arıyor. Özellikle akran zorbalığının hüküm sürdüğü çevrelerde, bir gruba kabul edilmek ya da “ezilmemek” adına olmadık işlere kalkışabiliyorlar. Kendi kimliğini bulamamış bir genç, yanlış bir arkadaş grubunda bambaşka ve tehlikeli bir karaktere bürünebiliyor.

Çözüm: Çocuğumuzun kimlerle vakit geçirdiğini, hangi ortamlarda bulunduğunu yakından ama baskılamadan takip etmeliyiz. Sakıncalı bir durum sezildiğinde sadece yasaklamak yerine, okul ve diğer ailelerle iş birliği yaparak sorunu kökten çözmeliyiz. Gençlere şiddeti değil, dayanışmayı ve üretmeyi merkeze alan sosyal alanlar açmalıyız.

Medya ve Diziler: Şiddetin Sıradanlaşması

Ekranda izlediğimiz o “sabah kuşağı” programları, toplumun en kirli çamaşırlarını ortaya dökerek normalleştiriyor. Hiç bilmeyenin aklına gelmeyecek sapkınlıklar ve entrikalar, birer başarı öyküsü gibi sunuluyor. Akşam olduğunda ise elinde silahla adalet dağıtan mafya dizileri, gençlerin zihnine “güçlü olan haklıdır” ve “şiddet havalıdır” fikrini ekiyor. Haberlerde ise bir olayın en ince, en kan dondurucu detayına kadar verilmesi, toplumsal psikolojiyi onarılmaz biçimde bozuyor.

Çözüm: Öncelikle topluma zerre faydası olmayan, sadece sömürü üzerine kurulu sabah programlarına ve mafya dizilerine karşı toplumsal bir boykot ve devlet eliyle sıkı bir denetim şarttır. Haber dili ise “kötülüğü örtmek, iyiliği yaymak” ilkesine dönmelidir. Olumsuz haberler detaylandırılmadan kısa geçilmeli; güzelliğe, başarıya ve neşeye dair haberler çoğaltılarak toplumun bozulan moral değerleri yeniden inşa edilmelidir.

Eğitim ve Öğretmen: Otoritenin ve Saygının İhyası

Bugün eğitim sistemimizde öğretmenlerin eli kolu bağlanmış durumda. En ufak bir uyarıda velinin “benim çocuğuma karışamazsın” tepkisiyle karşılaşan öğretmen, zamanla haklı bir umursamazlığa itiliyor. Bu durum, okulu sadece bir diploma yeri haline getiriyor; karakter inşası ise yarım kalıyor.

Çözüm: Öğretmenlerimize, öğrenci üzerinde hak ettikleri pedagojik yetki ve saygınlık iade edilmelidir. Aile ve öğretmen, rakip değil, aynı fidanı yetiştiren iki ortak gibi çalışmalıdır. Okul sadece bilgi yüklenen değil, edep ve ahlakın pratik edildiği bir yuvaya dönüşmelidir.

Devlet ve Sistem: Hayat Tarzına Uygun Eğitim

Herkesi zorla üniversite mezunu yapma çabası, akademik başarısı olmayan gençlerin sistem içinde hırçınlaşmasına ve amaçsız kalmasına neden oluyor. 12 yıllık kesintisiz eğitim, bazen öğrenmek istemeyen çocuğu sistemin dışına itmek yerine, sistemin içinde çürütüyor.

Çözüm: Devlet, eğitimi hayatın gerçeklerine göre yeniden tasarlamalıdır. Beş yıllık temel eğitimden sonra, akademik yeteneği olmayan gençler zorla sınıflara hapsedilmemeli; mesleki eğitime, ticarete ve üretime yönlendirilmelidir. Müfredat; gereksiz bilgi yığınından arındırılarak ahlak, meslek, ticaret ve çevre bilinci gibi hayatın tam merkezinden derslerle doldurulmalıdır. Kendi mesleğini eline alan, üreten ve topluma değer katan bir genç, suça değil geleceğe odaklanır.

Geç kalmadan, hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız. Çünkü bugün sustuğumuz her yanlış, yarın başka bir evladımızın kaybı olarak karşımıza çıkacaktır.

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

OKUNAN MAKALELER

SON HABERLER