“Çevre ve sürdürülebilirlik konusu benim uzun zamandır yalnızca ilgi duyduğum bir alan değil; aynı zamanda üzerine düşündüğüm, yazılım geliştirdiğim ve çözüm üretmeye çalıştığım bir çalışma alanı.
”
Çevreyi konuşmak mı, çevre üzerinden konuşmak mı?
Çevre ve sürdürülebilirlik konusu benim uzun zamandır yalnızca ilgi duyduğum bir alan değil; aynı zamanda üzerine düşündüğüm, yazılım geliştirdiğim ve çözüm üretmeye çalıştığım bir çalışma alanı.
Özellikle atık yönetimi, süreç takibi ve verinin çevresel dönüşümde nasıl kullanılabileceği üzerine projeler geliştiriyorum. Bu nedenle sıfır atık konusu benim için sadece iyi niyetli bir çevre söylemi değil; ölçülebilir çıktılar, davranış değişikliği ve sistem kurma meselesidir.
Yaklaşık 4–5 ay önce düzenlenen Global Zero Waste Forum’a katılmıştım. Forum; Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı, Emine Erdoğan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ile Çevre Vakfı Başkanı gibi önemli isimlerin katılımıyla gerçekleştirilen uluslararası bir organizasyondu.
O gün etkinlikten çıkarken içimde küçük bir rahatsızlık oluşmuştu. Çünkü sahnede anlatılanların önemli bir kısmı yapılan projelerden, ölçülebilir sonuçlardan veya yeni modellerden çok; teşekkürler, hürmet ifadeleri ve sürecin kim tarafından başlatıldığı etrafında şekilleniyordu.
Bunu tek bir etkinliğe özgü bir durum olarak değerlendirdim.
Ancak yakın zamanda katıldığım başka bir çevre etkinliğinde de benzer bir tabloyla karşılaşınca bunun bir iletişim alışkanlığı hâline geldiğini düşünmeye başladım.
Özellikle bir konuşmacının yaklaşık on dakikalık konuşması boyunca defalarca kurucuya teşekkür etmesi bende şu soruyu oluşturdu:
Biz burada çevreyi mi konuşuyoruz, yoksa çevre üzerinden başka bir anlatıyı mı tekrar ediyoruz?
Yanlış anlaşılmasın.
Bir fikrin başlamasına katkı sunan insanların anılması, emek verenlere teşekkür edilmesi elbette doğal ve değerlidir.
Ama teşekkür; içeriğin önüne geçtiğinde problem başlıyor.
Bir çevre etkinliğinden çıktıktan sonra insanların aklında şu sorular kalmalı:
Bugün ne öğrendik?
Hangi proje işe yaradı?
Ne kadar atık azaltıldı?
Hangi şehirde ne sonuç alındı?
Hangi model başarısız oldu ve neden?
Ne kadar kaynak kullanıldı ve ne kadar etki oluşturuldu?
Bunun yerine sahneden sürekli “şunlar yapılabilir”, “bunlar planlanıyor”, “ileride düşünüyoruz” gibi cümleler duyuluyorsa, orada artık çevre konuşulmuyor; çevre temennileri konuşuluyor demektir.
Oysa sıfır atık artık fikir aşamasını geçti.
Artık insanların ilham verici cümlelere değil; çalışan sistemlere ihtiyacı var.
Benim bu konudaki beklentim de tam olarak buradan geliyor.
Çünkü bu alanda çalışan biri olarak biliyorum ki; çevre yönetimi büyük ölçüde veri, süreç ve teknoloji meselesidir.
Atığın nerede oluştuğunu, nasıl ayrıştırıldığını, ne kadarının ekonomiye geri döndüğünü ölçmeden sıfır atık başarıya ulaşamaz.
Bir başka dikkat çekici konu ise zaman zaman duyduğumuz şu eleştiri:
“Vatandaşı çöp toplamaya alıştırıyorsunuz.”
Aslında burada temel bir kavram hatası var.
Geri dönüştürülebilir atık ile çöp aynı şey değildir.
Çöp; artık ekonomik değeri kalmamış çıktıdır.
Geri dönüştürülebilir atık ise doğru yönetildiğinde yeniden üretime dönebilen bir kaynaktır.
Ama burada da başka bir hata yapılmamalı.
Amaç insanların sürekli daha fazla tüketmesi ve sonra bunları ayrıştırması değildir.
Gerçek sıfır atık yaklaşımı sırasıyla;
Önce azaltmak.
Sonra yeniden kullanmak.
En son geri dönüştürmektir.
Vatandaşın sisteme katılması bir başarısızlık değil; dönüşümün parçasıdır.
Fakat sistemi sadece konteyner koymak ve çıkan atığı toplamak seviyesinde bırakmak da sıfır atık değildir.
Bugün bazı çevre projelerinde görünür işler öne çıkıyor.
Örneğin konteyner dağıtımı…
Elbette ihtiyaçtır.
Ama konteyner atığın son noktasıdır.
Sıfır atık ise daha atık oluşmadan önce başlayan bir dönüşüm yaklaşımıdır.
Üstelik güçlü bütçeler ve geniş etki alanlarıyla çok daha büyük işler yapılabilir.
Örneğin;
- Mahalle bazlı dijital geri dönüşüm puan sistemleri kurulabilir.
- Vatandaşın atık azaltımını takip edebileceği uygulamalar geliştirilebilir.
- Belediyeler için gerçek zamanlı atık yönetim panelleri kurulabilir.
- Okullarda sıfır atık laboratuvarları açılabilir.
- Organik atıklar yerelde değerlendirilebilir.
- Üniversitelere döngüsel ekonomi destekleri sağlanabilir.
- Geri dönüşüm davranışı teşvik sistemleriyle desteklenebilir.
- Veriye dayalı çevre yönetimi standart hâline getirilebilir.
Ben bu eleştirileri karşı olmak için değil; daha iyisinin mümkün olduğuna inandığım için yapıyorum.
Çünkü çevre konusu kişilerin etrafında dönen bir anlatı olmaktan çıkıp yapılan işlerin konuşulduğu bir alana dönüştüğünde gerçek dönüşüm başlayacak.
Sıfır atık; teşekkürlerin sayısıyla değil, ortaya çıkan sonuçlarla büyür.
YORUMLAR