Makaleler

Gülen Hareketi ve AK Parti

2014.07.20 00:00
| | |
13370

Demokratik Açılım ile başlayan, Mavi Marmara Olayı ile devam eden, Şike Operasyonları ile de iyice belirginleşen Gülen Hareketi...

AK Parti arasında yaşanan görüş ayrılıkları, son zamanların en çok tartışılan ve hâlâ da tartışılmaya devam edilen gündem maddesi. Bazı gazete ve köşe yazarları, yaşananları “Cemaat-AK Parti çatışması” diye isimlendirse de, ben, bilerek “görüş ayrılıkları” terimini kullandım. İki taraf arasında, yaşanılan bu sürecin“çatışma” kelimesi kullanılarak adlandırılması kesinlikle uygun değildir. Çünkü iki taraf arasında herhangi bir anlaşma veya mutabakat olmamış ki çatışma olsun. Kaldı ki, Sayın Gülen’in literatüründe, hiçbir zaman çatışma kelimesi kendine yer bulamamış. O; hep barış, hoşgörü ve diyalogdan yana olmuş ve stratejilerini o yönde geliştirmiştir.

 
Gülen Hareketi ile AK Parti arasında meydana gelen uyum, yaşanılan tarihî süreç içerisinde kendiliğinden meydana gelmiş bir durum. Yani her iki tarafın da yaşanılan bu uyumda herhangi bir dahli olmamış. Dolayısıyla her iki tarafın da, birbirlerinden, aynı şarkıyı terennüm etmeleri beklenemez. Zaman zaman yaşanılan olaylarda farklı görüşlerle ortaya çıkmaları gayet normaldir.
 
Diğer yandan Gülen Hareketi, siyasî bir parti değildir. İcraatlarını, sivil toplum kuruluşları gerçekleştirir. Bu nedenle, söylemleri de bir siyasî parti gibi olamaz. Farklı görüşler ileri sürebilir. Demokratik toplumlarda, sivil toplum kuruluşları, yapacakları hizmet eksenleri doğrultusunda, hükümete tavsiye ve eleştirilerde bulunabilir, destek verebilir veya desteğini geri çekebilir. Gülen Hareketi’nin tavsiye, destek ve eleştirileri de bu eksendedir.
 
Herkesin bildiği gibi, Gülen Hareketi’nin dünya çapına yayılmış eğitim faaliyetleri, hem içte hem de dışta büyük kabul görmektedir. Dolayısıyla, hükümetin dış politikası, bu eğitim faaliyetleriyle doğrudan ilgilidir. Herhangi bir ülkeyle yaşanan politik kriz, o ülkedeki eğitim gönüllülerinin işini güçleştirmektedir. Çünkü o ülkeler, eğitim gönüllülerini, Türkiye’nin temsilcisi olarak görmektedir. Hükümetin müspet veya menfi yönlerinin tümü, onlara mal edilmektedir. Mavi Marmara Olayı’nda da, yaşanılacakları çok iyi tespit eden Sayın Fethullah Gülen Hacaefendi, medyası ile birlikte hükümeti uyarma ihtiyacı hissetmiş ve gerekli tedbirlerin alınmasını istemiştir. Sonrasında İsrail ile yaşanılan gerilim, kurulmuş olan diyalog süreçleri menfî yolda etkilenmiş ve kurulma aşamasında olan birçok eğitim faaliyetinin temeli daha başlamadan dinamitlenmiştir.
 
Gülen Hareketi’nin hizmetleri, başlangıcından günümüze doğru incelendiğinde, herhangi bir siyasî partinin veya herhangi bir ideolojik düşüncenin desteğine bağlı kalmadan da yürüdüğü görülür. Hareketin yayılma stratejileri kendine hastır ve insan sevgisine dayalıdır. Yani Gülen Hareketi, hiçbir partinin desteği olmasa da kendi çizgisinde devamlı olarak yayılmaktadır. Ama Sayın Gülen, hareketin daha hızlı yayılması ve yavaşlamaması için ister sağdan isterse de soldan olsun her partiyle, hususuyla da iktidar partileriyle daima diyalog halinde kalmıştır. Bir şekilde onları, özellikle de iktidar partilerini kendi safına almıştır.
 
Olaya bu açıdan bakıldığında, bam teline basıldığında, Gülen Hareketi’nin AK Parti’ye pek muhtaç olmadığı görülür. Yani Gülen Hareketi, AK Parti’den önce de vardı ve hizmetlerine devam ediyordu. Yavaş veya hızlı, AK Parti’den sonra da bir şekilde hizmetlerine devam eder. Ama Gülensiz bir AK Parti’nin akıbeti ne olur, kimse tam kestiremez. Bana öyle geliyor ki, gerek Gülen Hareketi’nin, gerekse de AK Parti’nin engellenemez ilerleyişini durdurmak isteyen kimi çevreler, hem parti içine sızdırdıkları adamlarıyla, hem de dış uzantılarıyla kendiliğinden oluşan bu mükemmel ittifakın temelini dinamitlemek için ellerinden gelen her türlü gayreti sarf ediyor ve bunu gerçekleştirmek için de envai çeşit senaryolar üretiyorlar. Niyetleri çok halisane olan insanları da bu senaryolarda figüran olarak kullanıyorlar. Elimde kesin kanıt olmadığı için net söyleyemiyorum ama Mavi Marmara ve Habur Sınırkapısı olayları, böylesine bir niyetle kurgulanmış gibi… Hükümet tuzağa bastırılıyor ama Gülen Hareketi basmadan fark ediyor gibi… Son Şike Operasyonu’nda apaçık olduğu gibi…
 
Şimdi bu noktada hükümete ve yetkililerine büyük bir görev düşüyor. Kendi içlerinde ve dışta, bu tuzaklara basmalarına sebep olan kimler? Bunları çok iyi tespit edip temizlemeliler. Aksi halde bindikleri dalı keserler. Ayrıca Gülen Hareketi’ni hizmetlerini çok iyi analiz etmeliler. Acaba bu hareketin hangi hizmeti, ülkemize zarar getirmiş? Bunun tek bir örneği var mı? Ya da hangi hizmeti, ülkemize ve ülke insanına yarar getirmemiş? Bunun da tek bir örneği var mı? Atalarımız ne güzel söylemişler, “Cahilden bin dostun olacağına âlimden bir düşmanın olsun.” diye. Bizden uyarması… Gerek var mı aynı tecrübeleri test etmeye…
 
Son olarak da şunu hatırlatalım, bütün bu yaşananlara rağmen Gülen Hareketi, hâlâ desteğini AK Parti’den çekmiş değil. Ama şu da iyi bilinmelidir ki, bindiği dalı keseni, düşerken havada tutacak güçte de değil.

Anahtar Kelimeler: Kader Gür, Dost Beykoz, AK Parti, Fetullah Gülen, Cemaat

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"