Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
A. Raif ÖZTÜRK
A. Raif ÖZTÜRK

BUGÜNÜN Soygun nesli ve Sadaka taşı Kültürü

Hak-hukuk tanımaz, SALDIRGAN ve SOYGUN NESLİMİZ, ülkemizin en önemli problemi bugün.

BUGÜNÜN Soygun nesli ve Sadaka taşı Kültürü

Hak-hukuk tanımaz, SALDIRGAN ve SOYGUN NESLİMİZ, ülkemizin en önemli problemi bugün.

Sadaka taşı kültürü ise kökeni ta Selçuklu hanedanına kadar uzanan ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaygınlaşan, 200 yıl öncesine kadar devam eden, GÜVEN ve YARDIMLAŞMA kültürüdür.

İslâm’ın ulvî prensipleriyle inşa edilmiş olan bu SADAKA TAŞI KÜLTÜRÜ, zengin ve varlıklı kimselerin sadakalarını ve zekâtlarını, fakir ve muhtaçları rencide etmeden uygulanan ulvî bir prensiptir.

Bu prensip ayrıca, yoksulun zengine değil, bu prensibi koyan Allah’a cc minnettar olmasını sağladığı gibi, zengin ve varlıklı kimseleri de gurur ve benlikten koruyordu.

Şu anda İstanbul’umuzun 160 merkezi bölgelerinde atıl vaziyette var olan bu sadaka taşlarına, zengin ve varlıklı kimseler zekât ve sadakalarını, altın veya gümüş cinsinden paraları bırakıyorlardı.

Fakir ve yoksullar ise o taşlara gidip, sadece birkaç günlük ihtiyaçlarını alıyorlardı ve “geri kalan paralar, diğer muhtaçların hakkıdır” diyerek ayrılıyorlardı.

O taşlar hiçbir zaman boş kalmadığı için, yoksul ve fakirler de sonraki günlerden hiç endişe etmiyorlardı. Böylece, istemenin ve dilenmenin önüne tamamen geçilmişti.

Şimdi içinizden; “bugün de o sadaka taşlarına gram altın, çeyrek altın, gümüş veya normal paralar koysak, acaba neler olur?” diye düşündüğünüzü hissediyorum.

Bugünkü neslimiz, bırakın o meydana bırakılmış altın veya paraların tümünü çalmamak, çeşitli sinsi tuzaklarla ATM’LERİ bile boşaltıyorlar.

Yüksek tahsillerinin verdiği avantajlarla, Bitcoin, thodex, binance coin, cardano, ethereum, dogecoin, tether, terra, shıba, solana, usd coin, lite coin ve cosmos vs. gibi sistemlerle halkı soyup, ortadan kaybolmuyorlar mı?

Çiftlik bank, Ponzi Sistemi vb. gibi saadet zincirleri ile halk dolandırılmıyor mu?

Emekli kişiler kaçırılıp, maaşları ellerinden gasp edilmiyor mu?

25-30 Yıllık semt kuyumcuları bile, tüm kasayı boşaltıp yurtdışına kaçmıyorlar mı?

“Polisiz” veya “savcıyız” diyerek, “adınız bir teröre bulaşmış” vs. iftiralarla, halkı tuzaklarına düşürmüyorlar mı?

Hatta yaşlı annesinin veya babasının paralarını, döverek veya öldürerek alanları, ana haberlerde görmüyor muyuz? ..Ve, daha neler neler?!..

Şimdi, can alıcı soruları soralım:

  1. Sadaka taşı kültürü döneminde ÖYLEYDİ de, acaba BUGÜN NİÇİN BÖYLEYİZ?
  2. Yeni nesil, bu hale nasıl düşürüldü?
  3. Yine o eski güven, huzur ve mutluluklara kavuşabilmemiz için neler yapmamız lâzım?..

CEVAPLAR ÇOK NET:

  1. O günkü halk, aileden İman, Kur’ân ve İslâm ahlâkı ile yetiştiriliyordu. Farz-ı Kifaye emri gereği birçok evlât mektep ve medreselerde yetiştirilip, halkın arasında ahlâkın tesisi ve tekâmülü ile görevlendiriliyorlardı. Böylece halkın ve esnafın, müşterisinin ikinci alışverişini karşılamayıp, “ben siftahımı sizinle yaptım, diğer siparişlerini siftah yapmayan komşu esnaftan alınız” diyerek gönderiyorlardı.

İşte sadaka taşı kültürünü, böyle bir eğitim sağlıyordu.

  1. Osmanlının son döneminde, dış şer güçlerin sinsi telkinleriyle gençlerimiz, Fransa, İngiltere vs. ülkelere tahsile gönderildi. Oralarda dejenere edilen kişilerin ahlâksızlıkları, dönüşlerinde halka özendirildi.

Ayrıca; A.) Cumhuriyetin ilk yıllarından başlatılarak, tüm okullarımızda Kur’ân, Hadis, DİN ve AHLÂK dersleri, hatta EZAN bile yasaklandı.

B.) Medreseler ve Kur’ân kursları gibi ahlâkî eğitim müesseseleri kapatıldı.

C.) Tüm okullarımızdaki FEN derslerindeki icraat ve işleyişin TESADÜFEN olduğu işlenir oldu.

D.) İlim olmadığı halde, Darvin teorisi ilimmiş gibi empoze edildi.

E.) TIB, Coğrafya, Astronomi, Meteoroloji, Fizik, Kimya vs. ilimlerdeki İLÂHÎ icraatlar, azamî gayretlerle gizlendi, örtbas edildi. Yerine “Allah değil, TABİAT yapıyor” veya “kendi kendine oluşuyor” gibi safsatalar, genç dimağlara nakşedildi. Böylece Allah cc korkusu olmayan, Ahirete, Mahkeme-i Kübra’ya, Meleklere, Cennet ve Cehenneme inanmayan asi ve küçücük menfaati için saldırgan bir nesil ortaya çıktı.

  1. O eski güven, huzur ve mutluluklara kavuşabilmemiz için, NELERİ kaybettiğimizde veya neleri İHMAL ettiğimizde bu acıklı durumlara düştüysek, işte ONLARI tekrar ve KARARLI BİR ŞEKİLDE ELDE ETMEMİZ ŞARTTIR.

Bunun için ise ölesiye mücadele etmek zorundayız.

Çünkü o güven dolu huzurlu ve mutlu günlere kavuşulduğu zaman, iç ve DIŞ ŞER güçler gençliğimizi ve halkımızı kullanamayacaklarını bildikleri için, buna şiddetle karşı çıkıyorlar. Hatta LÛT kavminin helâk edilme günahını bile, seçim vaatlerine koyuyorlar.

Bunun için de Yüce Dinimizi, ‘AFYON gibi tehlikeli’ göstermeye çalışıyorlar.

Oysa gerçekler, tamamen ortada değil mi?

Dert ve rezaletler de ortada olduğu gibi, derman ve çözüm de GÜN gibi aşikârdır.

Ya bu hayati reçete uygulanıp, o günlere huzurlu kavuşulacak.

Ya da ‘daha rezalet günler’ bizi bekliyor. Vesselâm…

A. Raif ÖZTÜRK
A. Raif ÖZTÜRK HAKKINDA

A. Raif ÖZTÜRK... 20 Nisan 1950 yılında Tekirdağ Çorlu’da doğan Raif Öztürk, ilkokulu Çatalca’da okudu. O dönemin şartlarına göre eğitimini ve iş yaşantısını birlikte sürdürmeyi hedefleyen A. Raif Öztürk, Meslekî Ortaokulu Paşabahçe’de sürdürerek, Sultanahmet Meslek Lisesi’nde özel olarak Makine Yüksek Teknik Ressamlığa devam etti. Türkiye Şişe ve Cam fabrikalarında 26 sene ‘Robotik ve Tam Otomatik Makineler Üretim Hattı Makine Teknisyenliği’ & Fabrika Vardiya amirliği yaptı. ‘Özel Araştırma, Geliştirme ve Eğitmen’ (ARGE) görevlisi olarak 1980’de İngiltere’ye, 1986 yılında da Japonya’ya giden yazarımız, dönüşünde de Meslek Lisesi mezunlarına, (Üretim makinaları, Kalite çemberleri ve beyin fırtınası teknikleri hakkında) iş programlamaları, eğitmenlik, rehberlik ve liderlik dersleri verdi. 1990 yılında Türkiye Şişe Cam Fabrikalarından kendi isteğiyle emekli olan A. Raif Öztürk, Öz Emek Spor Ltd. Şt. Mağazalarını açarak, hâlen işletmeye devam etmektedir. 1990’lı yıllarda bir yıl Diksiyon, bir yıl Osmanlıca, iki yıl da Arapça eğitim alan Öztürk, Halen (1962’den beri) Beykoz, Kavacık’ta ikamet etmektedir. Hiç Kur’ân bilmeyen 30-40 kişiye; aynı anda ve 10 Saatte Kur’ân öğretme uzmanı olan yazarımız, 2014 yılında Sakarya Üniversitesinden “Eğitimciye Eğitim” adıyla eğitim aldıktan sonra, “DEĞERLER EĞİTİMİ UZMANI” sertifikası kazanarak, Beykoz Milli Eğitim Müdürlüğünde ve ülkenin çeşitli illerinde 6 yıldan beri konferanslar ve görsel seminerler vermektedir. Yazarımızın, 2002 yılından bu yana; ‘Fikir Bahçesinden BİR DEMET’, “Derdim bana DERMAN imiş”, ‘Biyoenerji ve Kozmik Bilimin ışığında ŞİFA OLAYI’ adlı Belgesel, tevhid ve tefekkür içerikli kitapları yayınlandı. Sn. Öztürk Ulusal ve Uluslararası Sempozyumlarda, 2015’te Kastamonu Üniversitesinde ve 2018’de Ukrayna Üniversitesindeki sunumlarda kürsü almış olup, hâlen köşe yazılarına ve Kitap çalışmalarına devam etmektedir. 2006 Yılından beri “Dost Beykoz Ailesi” mensubudur…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

OKUNAN MAKALELER

SON HABERLER