A. Raif ÖZTÜRK
  • 07/04/2023 Son günceleme: 07/04/2023 12:20
  • 3.285

Bazı olaylar vardır ki, unutturulmak için çeşit çeşit yalanlar uydurulur, senaryolar yazılır, entrikalar çevrilir ve masum halka servis edilerek, zulümlerin üstü örtülmeye çalışılır.

Eğer bizler de bu tuzaklara düşersek ve bu olayları unutursak; Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un vurguladığı gibi, tarih tekerrür edecektir. Allah muhafaza eylesin, âmin…

İşte bugün ben, bu olaylardan bazılarını hatırlatmak istiyorum. Ünlü Yazar ve Hatip olan Osman Nuri Topbaş(80 y.) anlatıyor:

1940-1950’li yıllardı. Din, toplumdan dışlanmış. Dindarlar baskılarla camilerden uzaklaştırılmış. Mahrum kalan Camilerin mermerleri bakımsızlıktan kararmıştı. Halıları lif-lif olmuş, hatta kokuşmuştu. Kırılan pencerelerin yerine bir karton konuluvermişti.

Dolmabahçe Sarayı’nın yanındaki Dolmabahçe Camii, kayık müzesine çevrilmişti. Saraçhane’deki Burmalı Mescid depo idi ve bir Ermeni’ye kiralanmıştı. Küçüksu Sarayının karşısındaki cami içkili CHP lokali yapılmıştı. Vefâ Bozacısı’nın yanındaki cami, bir nalbanta kiraya verilmişti. Allah’ın evi olan camide, yıllarca secde edilen yerlere atlar pisliyorlardı. Hâlâ duvarındaki o at bağlanan halkalar duruyor.

Bunları yaşamayan insanlar, bu hâdiselere şimdi inanmakta bile zorluk çekerler. Fakat biz bunları bizzat yaşadık. Ezan 18 sene, zorla Türkçe okutuluyordu. Aslî ve orijinal şekline çevrildiğinde, ben çocuktum, ailede hanımlar heyecan ve gözyaşlarıyla beklemiş; “Biz bu gece uyumayalım, ezân-ı Muhammedî’nin bir kelimesini bile kaçırmayalım!” demişlerdi…

Şehzâdebaşı’nda Ramazan ayında, Ramazân-ı şerif ile te’lif edilemeyecek nitelikteki tiyatrolar ve eğlenceler düzenlenirdi. Sirkeci Garının yanındaki cami, PORNO gazinoydu.

Hiç unutmam: Beyoğlu müftüsü olan İbrahim ELMALI Efendi; “Dînî tahsil o kadar dumûra uğratıldı ki; camilerin kapanmaması için, Fâtiha’yı az çok okuyabilen kişilere dahî, imam olarak tayin etmek durumundayız” demişti.

O günlerde toplumda irşâd, işte bu derecede zayıflamıştı.

O zamanki bütün kursların kişi mevcudu, bugünkü bir tek kursun mevcudu kadardı. Ekseriyâ Bediüzzaman Hz., Gönenli Mehmed Efendi, Abdurrahman GÜRSES ve Süleyman Hoca efendiler, büyük fedâkârlıklarla Îman ve Kur’ân hizmetlerine revaç verdiler. Defalarca hapse girmeyi göze almışlardı.

O zaman Kur’ân eğitimi veren hocalarla, karakollar arasında kovalamaca yaşanırdı.

Bir bekçi, sadece “Kur’ân okutuyor” diye bir hoca efendiyi tutuklar, kimse de; O hoca nereye götürüldü, ne zaman döner? bilemez, kimseye de soramazdı.

Biz Erenköy’de Boşnak veya Arnavut bir hoca hanımdan Kur’ân öğrenmeye giderdik. Bahçe içindeki bu evde tahsil görürken, bir bekçi geçse, hoca hanım korkuyla bize; “Yere yatın! Aman bekçi sizi görmesin!” derdi.

Babam da nasıl Kur’ân öğrendiğini bize şöyle anlatırdı:

-“Babam, Kadınhanı’ndan bir hoca efendi getirdi. Bize evin bodrumunda Kur’ân-ı Kerim öğretirdi. Gündüzleri de sanki bahçıvanmış gibi işler yapardı.”

  • Bu gerçekleri hatırlatmamızın, elbette çok önemli bir sebebi var:

Bugün Kur’ân hizmetleri “elhamdülillâh” tamamen serbest ve teşvik ediliyor.

İmkânlar çok geniş ve rahat. Konforlu kurslar var. Sayısız, çeşit çeşit ve seçkin İmam Hatipler var. Fakat bugün de rağbet az.

Necip Fazıl der ki: “Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, ODUNDUR!..”

Eğer anne babalar, evlâtlarını İslâmî kültürle yetiştirirlerse, yarın onlar da sâlih ve sâdık evlâtlar olurlar. Yok, eğer evlâtlarını; “Uydum kalabalığa” diyerek toplumdaki gafillerin akıntısına bırakırlarsa, hem dünyada hem de âhirette ağır pişmanlıklarla karşılaşırlar." (Bkz. Yüz akı Mecmuası. Temmuz 2019 sayısı.)

  • Evet saygıdeğer dostlarım, acı gerçekler maalesef böyleydi!..

Üstelik de bunlar belki de binde bir bile değil. Bazı sadık kahramanların, “unutursak dilimiz kursun” dedikleri kadar varmış, değil mi? Zaten tekerrür etmemesi için, unutmamak, unutturmamak ve ibret almak zorundayız.

  • EN ÖNEMLİSİ DE:

Şu günlerde, böyle bir duruma maalesef ‘tekrar düşme tehlikesiyle’ karşı karşıyayız.

Üstelik te muhalefet gurupları bunları yapacaklarını, ağızlarını köpürterek, hiddetlerle, çıldırasıya bir kararlılıkla VÂAD ediyorlar.

Dahası; Allah’ın gazabını, belâ ve musibetleri gerektirecek eşcinsel evlilikleri, LGBT’Yİ, LÛTÎLİĞİ bile serbest bırakarak koruma altına alacaklarını açıklıyorlar. “ÇAĞDIŞI” diyerek bütün DÎNÎ inançlara “DUR” diyeceklerini, Kur’ân Kurslarını dozerlerle yıkacaklarını, hatta Diyanet İşleri başkanlığını dahi kapatacaklarını ilân ediyorlar. Yetmiyor, tüm TERÖR örgütlerine sahip çıkacaklarını, mahkûm eli kanlı liderlerini bile salıvereceklerini, ülkemiz adına bütün hayırlı kalkınma hamlelerinin tamamını durduracaklarını, bu konudaki bütün yetkilileri tutuklayacaklarını bile haykırıyorlar. Çünkü Dış Şer Güçler, ülkemizin zenginliklerini istilâ etmek ve paylaşmak için, Türkiye’mizin güçlenmesini istemiyorlar.

  • Küfre rıza KÜFÜRDÜR. Zulme rıza ZULÜMDÜR. Yani, bu Din ve Vatan düşmanlarına zerre kadar meyletmek ve müsamaha ile bakmak bile bizleri, Hûd Sûresi, 113. Âyette vurgulanan ACI âkıbete ve ebedî Cehenneme sürükleyecektir. (Meâline mutlaka bakınız.)

İşte Dünyamızı da Âhiretimizi de mahvedecek bu gidişe “DUUUR” demek ve bu ACI âkıbete düşmemek için, önümüzdeki seçimde, elimizdeki NÎMETLERE mutlaka sahip çıkmak zorundayız. Eğer sahip çıkmazsak, sonraki pişmanlıkların hiçbir faydası olmayacak… Vesselâm. (Bu gerçekler, asla siyaset değil, Din ve Vatan savunmasıdır.)

Yazarın Yazıları