“Blaise Pascal, insanın kalbinde Tanrı biçiminde bir boşluk vardır der. Büyük, güçlü, tarifsiz bir boşluk.
”
Hiçbir Şeyin Tam Ortası
Blaise Pascal, insanın kalbinde Tanrı biçiminde bir boşluk vardır der. Büyük, güçlü, tarifsiz bir boşluk.
Søren Kierkegaard ise insanın içindeki huzursuzluğu hayatın önemli bir parçası olarak görür. Ona göre insan bazen görünür bir sebep yokken bile içsel bir sıkıntı hisseder.
İnsan neden bazen tam da her şey yerli yerindeyken içindeki o hafif huzursuzluğu hisseder? Yıldızların sessiz hareketleri mi? Kaderin ince dokunuşları mı? Ya da insanın yaşadıklarının sessiz birikimi mi?
Bazen bu duygu en sıradan anlarda bile ortaya çıkar. Akşam saatlerinde masa başında otururken, günün işlerini bitirince bir an dururuz. Her şey yolunda görünür. Gün tamamlanmıştır. Ama yine de içimizde açıklaması zor bir sessizlik belirir.
İşte belki de o an, içimizdeki o boşluk kendini hatırlatır.
Böyle anlarda boşluğu hemen fark edemeyebiliriz. Önce ondan uzaklaşmaya çalışırız. Çoğu zaman farkında bile olmadan.
Kendimizi işe veririz. Yeni şeyler üretiriz. Yeni projeler düşünürüz. Daha çok çalışırız. Bazen yola çıkar, başka yerlere gideriz. Yeni şehirler görürüz. Yeni insanlarla tanışırız.
Bütün bunları yaparken belki de içimizdeki o sessiz boşluğu doldurduğumuzu düşünürüz.
Belki de bazı boşluklar hemen kapatılması gereken yerler değildir. Bazen o boşlukla biraz kalmak gerekir.
Belki de bu yüzden Mevlana Mesnevi’de neyden söz eder. Kamışlıktan koparılan bir kamıştan. İçinin oyulmasından. Neyin sesi işte o boşluktan doğar.
Eğer içi boş olmasaydı, ses de olmazdı. Belki de bazı şeyler ancak içimizde açılan o boşluk sayesinde duyulur.
Belki de insan içindeki boşluğu hemen kapatmaya çalışmamalıdır. Belki de önce onu dinlemelidir. Kim bilir, belki de insan tam da o boşluk sayesinde güçlenir.
“İnsanın içinde bir kaos olmalı ki, dans eden bir yıldız doğabilsin.” — Friedrich Nietzsche
YORUMLAR