Bediüzzaman Hazretlerinden ilginç bir hatıra

  • 14.10.2019 10:11
  • Okunma: 1525 kez

Bediüzzaman Hz. Kerametlerinin ifşâ edilmesini hiç istemezdi. Çünkü, Risale-i Nur başlı başına keramet misal harikalıklarla dolu idi. Başka kerametlerle desteklenmesine hiç ihtiyaç yoktu.

Öyle yâ; Yakın tarihte, Kur’ân-ı Kerîmden başka, hangi eser 56 lisana çevrilerek, neredeyse tüm dünya ülkelerinde okunuyor?

Hangi eser BİNE YAKIN Prof. Vd. akademisyen ve bilim adamları tarafından okunarak, iyice tetkik edildikten sonra sempozyumlarda tebliğ sunmak için talep edildi?

Hangi ağır eser hem İlk Öğretim tahsili bile olmayanlar tarafından, hem de en yüksek tahsilliler, yani her seviye insan tarafından, zevk, şevk, ihlâs ve haz ile okunmuş?

İşte bu mucizevî durumların hepsi, Risale-i Nur eserlerinde görülmektedir.

Ben yine de Bediüzzaman Hz.’nin eserlerinde yer almadığı halde, belgesel hatıralardan ulaşılan, kerametvârî bir hatırayı saygılarımla arz edeceğim.

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNDEN BİR HATIRA:
Seyyid Taha hazretleri, Van’ın horhor medresesinde, üstadın yanında kalıp ders alan talebelerinden biriydi.
Bu zatın evlatlarından birinin askerliği Isparta’ya çıkar. Kışlasına teslim olmadan önce üstadı ziyaret etmeye niyet eder. Hediye olarak yanında bir bakraç süzme koyun yoğurdu götürür. Bu ziyaret sırasında başından geçenleri, molla Hamid ağabeye şöyle anlatır.

Bin bir meşakkatle elimde bir bakraç yoğurt ile Isparta'ya geldim.
Bediüzzaman Hz.’nin evine vardım ve selam verip, “Seyda ben Nehri’liyim, Seyyid Taha’nın oğluyum, askere teslim olmaya geldim, müsaade ederseniz yukarı gelip elinizi öpmek istiyorum” dedim.
Bana cevap olarak; “elindeki bakracı oraya koy, öyle gel” dedi.

Kapıyı bir talebesi açtı, dünyalar benim olmuştu.
Merdivenden yukarı çıktım, elini öptüm, memleketimi sordu, bende elimden geldiğince oradan havadisler anlattım.
İçimden; “ben o kadar zahmetler çektim, ta Şemdinli'den Van'a, oradan da zorluklarla buraya kadar yoğurdu getirdim. Acaba Seyda neden yoğurdu kabul etmedi, emeklerim boşa gitti, keşke başka hediye getirseydim. Bir de; yoğurt getirdiğimi nereden anladı?” diye geçiriyorum.
Ben içimden bunları düşünürken üstad, âdetâ bu düşünceme cevap verdi:
-“Kardeşim ben karşılıksız hediye kabul etmiyorum, sen çok zahmetler çekmiş, bana bir bakraç yoğurt getirmişsin. Gerçi ben parasını verir, yoğurdu seneden alırdım ama bir sebepten dolayı hediyeni kabul etmedim. Sizin koyunların içinde, size ait olmayan bir koyun var. Onun sütü, o yoğurta karışmış olabilir. Yoksa sizin hanenizin teberrükünü (bereketli ikramını) kabul ederdim” dedi.

Şok olmuştum.
Evet, bizim koyunların içinde, çok kısa bir zamandan beri, gerçekten nereden geldiği belli olmayan şüpheli bir koyun vardı. Tüm aramalarımıza ve soruşturmalarımıza rağmen sahibini bulamamıştık. Hatta hâlâ araştırmalarımıza da devam ediyorduk. Bu konuyu, köyümüzden başka koyunu olan sadece birkaç kişi biliyordu…

O yıllarda, bu kadar kısa bir zaman içinde bu haberin, tâ buralara ulaşması için hatlı telefon bile yoktu. Bakracın içinde ne olduğunu, benden başka bilen de yoktu. Seyda'nın, yoğurdumu neden kabul etmediğini anlamıştım.

Rahmetli şeyh babamın yıllarca dilinden düşürmediği allâme-i Bediüzzaman'ın, gerçek manada kim olduğunu da işte o zaman anladım.

Bu hatırayı ve görselleri gönderen: Aziz Özkan. Sahifeye düzenleyen: Sema Ceyhan...

***

Kıssadan HİSSE kabilinden, biz bu olaydan ne anlamalıyız?

Ben öncelikle; böylesine Âlim zâtların, geçmişteki mezhep imamlarının ve ulûlazm âlimlerin hayatlarında da görüldüğü gibi, yediklerine ZERRE kadar haram, hatta ŞÜPHELİ gıda bile karıştırılmadığını.

Bu konuda bizler de kendi gıdalarımıza, azami dikkat etmemiz gerektiğini.

Bediüzzaman Hz’nin kalp gözünün açık olduğu halde, kerametlerinin tevâzûen eserlerinde yayınlanmasına müsaade etmediğini.

Koyun sürümüze veya ticaret ile uğraşıyorsak, stoklarımıza ŞÜPHELİ bir katkının fark edilmesi halinde, ondan bile azamî derecede sakınılması gereğini anladım…

…ve devamını, saygılarımla takdirlerinize havale ediyorum.

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları