Ekrem TUNCER
  • 26/08/2022 Son günceleme: 26/08/2022 09:43
  • 1.893

Cihad; İslami bir terimdir Arapça “mücadele” kökünden gelir ve güncel Türkçede çoğunlukla “İslam uğruna savaşma" anlamında kullanılır.

Cenab-ı Hak Kur-an’da “Allah uğrunda hakkıyla cihad edin” buyurmuş ve “her kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz, Allah kendi uğrunda cihad edenlerle beraberdir” ayeti ile cihadın önemini vurgulamıştır. Kur-an’da Cihad ayetleri, namaz ayetlerinden bile fazladır. Kısacası: Cihad; Müslüman'ın üstüne farz kılınmış bir tebliğ yöntemidir. Namaz dinin direği ise Cihad da çatısıdır. Müslümanların asli vazifesi olan Cihad; son zamanlarda maalesef göz ardı edilerek önemsenmemeye, terk edilmeye başlandı. Tabi Cihadın en önemlisi Müslüman bir kimsenin önce kendi nefsini inşaa ve ihyasıdır. Yani kendisini kötülüklerden arındırmak, helal rızık peşinden koşmak, günah bataklılığına düşmemek için mücadele etmekte bir Cihattır. Maalesef yaşadığımız şu dünya hayatında öyle bir noktaya geldik ki ne kendi nefsimizle Cihad ediyoruz ne de bir Müslüman kardeşimizin sıkıntısı, derdi, kederi, ve günahından kurtulması için mücadele ediyoruz. İslam'ın temel kaidelerini hayatımızın çizgisi olmaktan çıkarmış, kendimize göre bir Cihad anlayışı benimsemiş, İslami yaşantımızı dahi sosyal medya Müslümanlığına terk etmiş, haram/helal algısını birbirine karıştırmış, kul hakkı kavramının içini boşaltmış, sanal bir Müslümanlık yaşıyoruz. Dindar şarkıcı, dindar tiyatrocu, dindar magazinci, dindar şovmen, dindar sanatçı, dindar tarihçi, dindar akademisyen, dindar futbolcu, dindar iş insanı, dindar gazeteci, dindar bürokrat ve hatta dindar eşcinsel kodlamalarının hafızamıza işlendiği şu zamanda ruhumuzdaki Cihad boşluğunu yine sapkın algıların yönlendirmesiyle yanlış mecralara kaydırdık. Yukarıda ifade etmek istediğim hususları herkesin net anlayacağı kanaatinde değilim . Bundan sonra da yazacaklarımın özellikle İslami hassasiyeti olan kesimler tarafından tepkiyle karşılanacağını tahmin ediyorum ama inandığım değerler için ve Müslüman ferasetini ortaya koymak adına düştüğümüz bu garip keşmekeşi izah etmek durumundayım. 90’lı yıllarda dindar bir kimsenin düşüncelerini ifade ederken, kantarın topuzunu kaçıran ifadeler kullanması üzerine; malum çevreler “laiklik elden gidiyor, şeriatı getirmek istiyorlar” barbarlığıyla linç girişimleri yapıyordu. Bu linç; Medya, STK’lar ve Yargı olmak üzere üç ayaklıydı. Sonuç: aslı/astarı olmayan isnatlar ve tutuklamalar. 100. Yaşına giren Türkiye Cumhuriyeti’nde durum farklı mı? Değil. Sadece mahkum olanlar değişti. En son yaşadığımız Gülşen hadisesi de bunun en bariz örneğidir. Şarkıcı Gülşen’i tanımam. Ne zaman ki İmam Hatipler için uygunsuz ve maksadını aşan ifadeler kullanınca böyle bir şarkıcı olduğunu öğrenmiş oldum. Ben bu satırları yazarken, Televizyonda altyazıda; “şarkıcı Gülşen tutuklandı… halkı kin ve düşmanlığa tahrikten hakimliğe sevk edilmişti” yazıyordu. Tıpkı 90’lı yıllarda linç edilen dindar insanların tutuklanma gerekçeleri gibi . Hayatım boyunca ne Şevki Yılmaz vari Müslümanlığı kabul etmiş, ne de Gülşen vari çağdaşlığı kabullenmişimdir. Gülşen’in kullandığı ifadelerin hiç bir tutar yanı, hiç bir mantıklı açıklaması yoktur. Onu alkışlayan güruhun da nasıl bir kafayla yaşadığını merak etmekteyim. Ancak bu ifadelerin karşılığının tutukluluk olması da ağırdır. Bundan birkaç ay önce Sezen Aksu’nun Adem (as) ve Havva validemize hakaret ettiği gerekçesiyle toplumsal linçe uğradığını unutmuş değilim. Kaldı ki Sezen Aksu’nun eserinden böyle bir hakaret çıkartmakta özel bir yetenek gerektiriyor. Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses gibi arabesk sanatçıların okumuş olduğu Allah’a isyan cümleleriyle dolu şarkı sözleriyle bir nesil büyütmüş olan biz Müslümanlar onları görmeyip; Adem ile Havva ifadeleriyle insanoğlunun dişi ve erkeğini tavsir eden sanatçıya karşı top yekun bir cihat hareketine giriştik. Ne zaman ki Reisi Cumhur devreye girdi, cihat bitti. Gülşen hadisesinde de İslami kesim top yekun cihat hareketi başlatarak; İslami STK’lar, Medya ve Yargı mekanizmalarıyla üç koldan birden görevini yerine getirip büyük bir sevaba imza attılar ve Gülşen tutuklanarak ceza evine götürüldü. Başarılı bir cihat çalışması daha sonlandırılmış oldu. Hayırlı mübarek olsun. Gazze’de; Terörist İsrail Devleti, Müslüman sivilleri öldürürken, Büyükelçi atama peşindeyiz. Suriye de rejim ve muhalefet anlaşamadığı için her gün Müslüman kanı akıyor. Çin’in Doğu Türkistan’daki tecrit zulmü her geçen gün artarak devam ediyor, Afrika’da Müslüman çocuklar ufak yaşlarda açlıktan ölüyor, Türkiye’de yirmili yaşlardaki gençlerin çoğu; Deist veya Ateist olmuş ama biz Gülşen İntifadamızda başarılıyız. Vesselam..

Önceki Tokatköy
Sonraki Dilmaç TBMM yolunda