Adaletin kılıcı kimi kesiyor?

  • 22.10.2020 13:20
  • Okunma: 1881 kez

Mahkeme, adalet, hukuk, avukat, savcı, arabulucu gibi kelimeleri duyduğunuzda hissettiğiniz duygu güven ve umut ışığı yerine güvensizlik ve çaresizlik ise orada adalet bitmiştir.

Hiç mahkemeye işiniz düştü mü? Mesela işyerinizden tazminatınızı alamıyorsunuz ya da işveren tarafından mobinge uğruyorsunuz.  Hukuki yolla hakkını arayan kaç kişi vardır ki aramızda.  Haksızlık yaşayan çok kişi vardır ancak hakkını arayan az kişi vardır. Bunun sebebi vatandaşların hakkını koruyamaması değildir. Vatandaşın çaresizliğidir. Tazminat alamayan bir emekçinin hukuki mücadele başlatması için avukat tutması gerekiyor. Avukat fiyatları ise dudak uçuklatıyor. Danışma ücretinin (10 dk dert anlatma) 400- 500 TL olduğu, ortalama bir davanın on bin TL olduğu bir durumda avukat tutmak işçinin maaşına göre bir hayli lüks ve imkânsız olacak. Burada bir parantez açmak istiyorum; Hukukçularımız elbette daha iyi şartlara layık ancak işçinin durumu da meydanda. Hatta geçenlerde bir avukat kardeşimden şu sözleri duydum; “Müvekkilimin alamadığı maaşın, hakkın peşinde koşuyorum ancak çalıştığım iş yerinde mesai ücreti almadan düşük ücretlerle çalışıyorum.”  Demem o ki işçinin de avukatın da tam manada hakkını alamadığı bir çıkmazın içindeyiz.

Mesela iki bin TL’niz gasp edildi. Neredeyse bir asgari ücret maaşı ancak ne yazık ki kimse iki bin TL için kolay kolay mahkemeye gitmez. Bir avukat tutmanız gerekecek ve gasp edilen paranız avukat, danışma ücreti, arabulucu ücreti, yol parası vs kadar etmeyecek. Tabi bir de davayı kazanma garantiniz de yok. Ben hukukçu değilim. Ancak bir vatandaş, anne, öğretmen, yazar ve bir insan olarak adaletin yerini bulmaması içimi en çok acıtan beni en çok korkutan şeydir. “İlahî adalet yerini bulacaktır” sözü de artık adaletin olmadığı durumlarda kullanılır oldu. İnsan adaletinin, devlet adaletinin olmadığı yerde ilahi adaletten medet umulur oldu.

İşin acı olan yanlarından biri de adaletin peşinde koşan da durduruluyor. Geçenlerde ATV ekranlarında Müge Anlı’nın sunmuş olduğu programda Aleyna Çakır cinayeti konuşuldu. Ümit Uygun adında bir mahlûkat Aleyna Çakır ile sevgili oluyor, genç kadını gece kulüplerinde pazarlıyor, konsomatrisliğe zorluyor, dövüyor, parasına el koyuyor, kızın ailesini ve kızı tehdit ediyor. Kuvvetle muhtemel kızı öldürüp intihar süsünü de bu mahlûkat veriyor. Ama çok saygıdeğer Adalet Bakanı olayların gerçek yüzünü açığa çıkaran Müge Anlı’ya çıkışıyor: Sen savcı mısın bırak savcı işini yapsın. Bunun üzerine bu olay artık ekranda işlenilmiyor. Sonuç; Ümit Uygun adlı yaratık dışarda. Yurtdışı yasağı yok ve hala tehditler savurarak sokaklarda gerile gerile geziyor.

Bir diğer olay ise Batman'da 18 yaşındaki kızı 20 gün alıkoyup tecavüz eden ve ölümüne sebebiyet veren Musa Orhanlı adındaki eski uzman çavuşun tutuksuz yargılanması. Ağzıma gelenleri dilim söylemeye varmazken, bu iki yaratığa tecelli etmeyen adalet bakın kime tecelli ediyor. Gencecik bir Fen Lisesi mezunu olan Kadir Şeker'e tecelli ediyor. Kütüphaneden eve giderken, şiddet gören bir kadının çığlıklarına koşmuştu Kadir. Emine Bulut'un yardım çığlıklarına yetişen olmamıştı. Ancak bu kadının sesini duymuştu Kadir. Duymaz olaydı. Tıp fakültesi kazanacaktı doktor olacaktı. Kurtardığı kadının sevgilisinden kendini korumaya çalışırken nefs-i müdafaa durumunda zorba sevgili öldü. Kadir ise 12 yıl 6 ay hapse çarptırıldı. Yukarıdaki 2 sapkın katilde tecelli etmeyen adalet Kadir e tecelli etti. Ölen şahsın 19 sabıkası vardı. Kurtardığı kadın (3 çocuğunu ve eşini terk edip bu zorbaya kaçan cahil kadın) Kadirden şikâyetçi oldu. Olan Kadire oldu. Gençliği, hayalleri dört duvar arasına sıkıştı Kadir’in.

Peki, adalet kimin için vardı? Kendini tanrı sanan hâkim ve savcılar için mi, tozlu raflarda kalmış hukuk kitaplarının uyulması gereken maddeleri için mi yoksa kamuoyunun vicdani, halkın vicdanını rahatlatmak ve tatmin etmek için mi. Hukuk, adalet insanlara ve kamuoyuna güven veremiyorsa niçin var ki? Ya da var mı?

Bir yerde hayatlar küçük görülüyorsa adalet susmuş demekti… Aykut Günaydın

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları