Makaleler

On Dört Şubat Sendromu 2

2015.02.12 00:00
| | |
4251

Malum günlere geldik de geçiyoruz şükür! Ortaya karışık "aşk analizleri" falan saçıldı yine ortalığa...

Bilmem artık hangi sebep ve vasıf ile olunduysa "ilişki uzmanları " arzı endam ediyor... Tamam, tüketiciyiz de bu kadar aşk ile tüketmeseydik birbirimiz iyiydi hani! 

Nihayetinde yaşamak nefes tüketmek değil mi? Epey önce yazmıştım bu yazıyı ama her şey nasip işte... Tüm "Aşık olanlara" ve sevgisini "sevgililer gününe" ipotek edenlere hatta bir hediye ile bin dirhem ayıbı örtebileceğini sananlara gelsin o vakit...

***
Aşk Düştüğü Yeri Yakıyor... 

Bazen malumat sahibi olmak istemeyeceğiniz herhangi bir konuda koşullar gereği aydınlanırsınız. Birileri gelir yan masanıza oturur ve başka kimsecikler yokmuş gibi başlarlar muhabbete. Malum yüksek sesle konuşanlar artık sizi okuduğunuz her ne ise bıraktırıp kendilerini dinlemeyi farz haline getirirler, kaçınılmaz bir şekilde öyle oldu .
Okuldan, hocalardan, rektörlerinin sosyal alemdeki performansından dünya görüşlerine, siyasi tercihlerine ve hatta toplumsal olayları nasıl algıladıklarına dair bilgilerle doldum taştım. Ve tabii "sevgilileri" ile ilgili muhabbetleri... İşte orada kaldım!

Evet o yaşlarda öyle olur, her şeyin doğrusunu, iyisini biliyorsunuzdur ve dünyanın geri kalanı ya aptaldır ya da sizi henüz anlamayan hatta çevresinde olup biteni dahi anlayamayan sürüye dahildir... Kalpleri ise çok kere sevebilir elbette! 

Bu haller insanların aldıkları değerlere göre yaşama sirayet eder. 
Daha geçenlerde tanıdığım birinin kızı "Abla bu önceki sevgililerime benzemiyor" deyiverdi, kendisini hep ilgiyle dinliyorum o benim dediklerime hiç alaka göstermese de...

Ama bu böyle... Gençler kalplerini çok yoruyorlar, çok kullanıyorlar... O kadar çok insan geziyorlar ki sonunda kimde nasıl ve niye dinlendiklerini karıştırıyorlar... Mutlular mıydı? Herkeste ayrı ayrı buldukları güzellikleri bir bütünde, bir bedende bulma çabasındalar sadece... 

Ve dokunuyorlar... Birbirlerinin bedenlerine ve yüreklerine... 
İnsanların parmak izlerinin dahi birbirinin aynı olmayacak şekilde yaratılmasını sadece kriminal bir durum mu sanıyoruz? 
Oysa her dokunuşun insanda izi kalır... 
Dokunularak şekilleniyoruz da yine de rikkatimiz görünenin son halinden öteye gidemiyor.

Biz nedense hep birbirimizin elinden tutmaya çalışıyoruz oysa önce birinin yüreğinden tutmayı becerebilirsek değeriz birbirimize ...
Nikah, birlikteliklerin arasından çekilip alındığından beri işte bu kerameti kaçırdık sanki !

Tüm parçaları topluyorum, bütün nedenleri alt alta sıralıyorum ama bir türlü insanların bedenlerini bu kadar pervasız kullanmasını, duygularını bu kadar hoyrat harcamasını anlayamıyorum...
Mabetlerini, sakınmadan yıkıyorlar desek yeridir hani!

İçlerinden birinin sevgilisi için "Ona, bana aşık olma şansını verdim" deyişi olmasaydı bu yazı olmazdı belki! Niye olsundu ki ? Ne çok şey duyuyoruz, görüyoruz da kaçında takılı kalıyoruz Allah aşkına...

Herkesin vardır bir takıntısı ya hani benimki de kelimeler işte biliyorsunuz. İnsanların düşünce ve duygu dünyalarını kullandıkları kelimelerin belirlediğini düşünüyorum çünkü. Var olan bir duruma giydirmeyi seçtiğiniz sözcük onu şekillendirir çoğu zaman... 

Çok uzun zamandır biri "Aşık oldum" dediğinde durup bakıyorum. Acaba neye? 

***
Aşk bu kadar hesabı kitabı kaldırır mı? Herkesin kendisini merkeze oturttuğu bir yerde o (Aşk) nerede yer bulur kendine, hangi kuytu köşede demlenir de sevgiye, bağlılığa, vefaya dönüşebilir... 
Kendisinden geçip yine de sevdiğinden vazgeçmeyenlerin hikayeleriyle büyümüştük bizler. Bu yeni ve çok hareketli görüntüsünün içinde bir o kadar da hissiz sanki !
Ve yakıcı, yıkıcı ... 
Oysa aşka düşen, yanar da yakmaz...

Hal böyleyken, zihnimi ve sözlerimi toplayarak söylemek isterim. 
Aşık olunur mu? 
Aşk, "olmak" fiiliyle ne ara birleşti zihnimizde! 
Olmak, bir sebebe bağlılığı çağrıştırıyor... Güzelliğe, maddiyata, hazza mesela...

Ya "Aşka düşmek"
Tanıdık geliyor zihnimize evet ama biraz gerilerde sanki !
Aşka düştüm derdi eskiler ... 
Aşka düşmek ... Ansızın hesapsız kitapsız ve belki rahmani bir durum ama "olmak" sebepler sonuçlar ilişkisi nihayetinde ...
Yaşadığınızın biricikliğini yansıtmayan bir kuru ifade "Aşık olmak" ...
Yeterli sebepler olgunlaştıkça defaatle olunabilirliği olan görünürlük! 
Ancak saklınızda yeşertebileceğinizin olgunluğu size kalmış tabii...

***
Neyse, biliyorum herkes elbet bir gün aşka düşer... 
Diyorum ki; bu gençler bir gün gerçekten aşka düştüklerinde, aşık olmalarından geriye bir şey kalmış olabilecek mi ?
Aşka düşmeyi yere yüzü koyun kapaklanmaktan ayırt edebilecekler mi? 
Düştükçe, hislerini yükselten bir şeyle karşı karşıya kaldıklarını bilebilecekler mi... 
Ya düştüğü yerde kalmaklığı ve başka hiçbir yere gidememekliği...

Duyguların hamallığını yapmayı bırakıp onları yaşamayı becerebilmekten bahsediyorum...

***
Günümüzde sevenler (aşıklar) sevdiklerini, başkalarına da sevdirme derdindeler ... 
Ki, kesinlikle Şeyh Galip'in "Anlasın bigane, bilsin aşina..." deyişiyle aynı şey değil bu yeni durum.

Kimi gösterebildiği kadar, kimi sevdiğini söylediği kadar seviyor ya hani, peki bir üçüncü şık yok mu ? 
Ya da şöyle diyelim: Bu ikisine mahkum ettiğimizde sevgililer gününün elinden çekip alabilir miyiz biriciğimizi? 


Hadi alabildik diyelim, üzerindeki izleri nasıl sileceğiz ? 

***
Hasılı, Aşık olunmaz!
Aşk'a düşülür...
Ve, 
Aşk, düştüğü yeri yakar...

Anahtar Kelimeler: 14 Şubat, Sevgililer Günü, Nimet Er

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"