Bir insanın tebessümü sizin elinizde

  • Güncelleme: 26.08.2020 22:39
  • Okunma: 4067 kez
  • Yorum: 0
Benlikten Geçenler platformunun kurucusu olan Onur Nalbant ile bir röportaj gerçekleştirdim
Bir insanın tebessümü sizin elinizde

Bu dünyanın çivisi çıktı diyenlere inat yardıma muhtaç olan insanların yüzlerindeki tebessüm olmaya kendini adamış bir grup güzel insanın toplandığı Benlikten Geçenler platformunun kurucusu olan Onur Nalbant ile bir röportaj gerçekleştirdim. Kendisi İstanbul Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi mezunu olup, 3,5 yıldır kendisinin kurduğu bu platformun başkanlığını yapmaktadır. Yaptıkları iyiliklerle kendilerinden söz ettiren Benlikten Geçenler’ in bu günlere nasıl geldiğini, neler yaptığını sizlere aktarmaya çalıştım. Keyifli okumalar.

Benlikten Geçenler Platformu’nun kuruluş hikâyesini ve misyonunu anlatır mısınız?

Benlikten Geçenler Platformu aslında benim için bir hayaldi. Tabii o zaman hayal ederken o isimle kurduğum bir hayal değildi. Şöyle bir hayalim vardı; iyi insanları bir araya getirmek, içinde hala iyiliği barındıran, kötülüğe karşı dik durmak isteyen, kötülüğe karşı iyi bir şekilde savaş açmak isteyen ve yardıma muhtaç olan insanlara yardım etmek isteyen insanları bir araya getirip birbirlerinden güç almalarını sağlayabilmek ve daha sonra bu insanlarla güzel şeyler yapabilmek, zordaki insanlara yardım edebilmek, çocukları güldürebilmek, yaşlıları güldürebilmek, sıkıntılara çözüm olabilmek gibi bir hayalim vardı. Ama ne zaman bunu yapabilirim ne zaman gerçeğe geçirebilirim belli değildi. Daha ilerleyen yaşlarımda, daha durumum müsaitken yapabilirim diye düşünüyordum ama hayat sürprizlerle dolu. Bu niyetle, bu hayalle yaşarken ne zaman gerçekleşeceğini bilmeden birkaç sosyal sorumluluk projesine yardım ettim. Yardım ederken de bulunduğum gruplarla bunu paylaşıyordum. Oradan dönen birkaç arkadaşın da bu işlere hevesli olduğunu gördüm. Daha sonra o birkaç kişiden gelen yardımı bir köy okuluna göndermiştik. Oradan bize çok güzel bir geri dönüş oldu. Oradaki hocadan bir ricada bulunmuştum. “Çocuklar yardım aldıktan sonra bir fotoğraf atabilir misiniz?” diye. Bana yardım yollayan arkadaşların isimlerini bir kâğıda yazarak çocuklar teşekkür etmişti. Çocukların yüzleri yoktu tabii. O kâğıtta arkadaşların isimleri vardı Merve abla, Burcu abla, Azra abla, bir de benim öğretmenim vardı onun da ismini yazdırmıştık. Onların isminin yazılığı olduğu ve teşekkür ederim yazan bir kâğıdın fotoğrafı gelmişti. Ben de arkadaşlara tek tek atmak yerine onları bir gruba alıp hepsine aynı anda bunun bilgisini vereyim dedim. Sadece buydu amacım. Yardımınız ulaştı diye haber vermekti. Daha sonra arkadaşları gruba aldım açtım grubu. Onlara durumu anlattım. Sonra fotoğrafı attım. Fotoğrafı atınca baya mutlu oldular. Yine böyle bir şey olursa ilgilenmek istediklerini söylediler. Ben de o an şöyle bir şey hissettim. Belki de vakit bu vakit diye düşündüm. Yıllar sonrasını, rahat zamanları beklemeye gerek yok, hazır buna niyet etmiş insanlar varken belki de başlamanın zamanıdır diyerek onlara hayalimden bahsettim. Böyle böyle bir düşüncem var eğer siz de isterseniz sizinle bununla birlikte başlayabiliriz dedim. Onlar da çok güzel karşıladılar. O akşam, o 3 arkadaş ve ben Benlikten Geçenler Platformunu kurmuş olduk. Güvendiğimiz insanların güvendiği insanlarla referans kurarak, iyiliğine inandığımız, koşturacağına inandığımız insanları yanımıza alarak devam ettik. Şu anki misyonumuz ekip İstanbul’da olduğu için İstanbul’da durumu kötü olan ailelerin ihtiyaçlarına çözüm bulabilmek ve yardımcı olabilmek. Gıda ihtiyaçları, eşya ihtiyaçları, barınma ihtiyaçlarına yardımcı olabilmek ve çözümler üretebilmek. Onun dışında kimsesiz çocuklara ve sevgi evindeki çocukların morallerine katkı sağlamak ve huzurevinde yaşayan yaşlılarımızın yanına gidip moral vermek, onların bir nebze yaşam sevinci olabilmek. Türkiye genelindeki köy okullarının ihtiyaçlarını karşılamak, iyi bir geleceğe sahip olabilmeleri için yardımcı olmak gibi. Şu anki misyonumuz bu.

Kaç kişilik bir ekiple beraber çalışıyorsunuz? Ekibinize dahil olabilmek için bir şartınız var mı?

Ekibimiz şu an 45 kişi. Ekibimize dahil olmak için öncelikle dürüst olmak gerekiyor, samimi olmak gerekiyor, hakikaten yapmak istediğini göstermesi gerekiyor. Çünkü bir hevesle katılıp ayrılan çok oluyor. Bu yüzden istekli olması çok önemli. Yaşantısına bakıyoruz, neler yaptığına bakıyoruz. Herhangi bir sabıka kaydı, bir sıkıntısı varsa o kişiyi tercih etmiyoruz. Bunun dışında bir şartımız yok.

Gerçekleştirdiğiniz projelerden bahsedebilir misiniz?

Gerçekleştirdiğimiz projelerden bahsedecek olursam genel olarak İstanbul’daki ailelerin ihtiyaçlarına yardımcı oluyoruz. İhtiyacı olan ailelere gıda yardımı, erzak yardımı, eşya yardımı, çok nadir olsa da kira yardımında bulunuyoruz. Bunun dışında Türkiye’deki tüm köy okullarında bize ulaşan, iletişim kurup emin olduğumuz okullarının kırtasiye giderleri, kışları bot ve mont yardımı, bazen de materyal yardımında bulunuyoruz. Onun dışından sevgi evi etkinliklerimiz oluyor. Düzenli olarak gidiyoruz. Oradaki çocuklarla etkinlik yapıyoruz. Onların keyifli zaman geçirmesine yardımcı oluyoruz. Belirli aralıklarla Darülaceze’ye gidiyoruz. Oradaki yaşlılarla görüşüyoruz. Elimizden geldiğince sohbet edip iyi vakit geçirmelerini sağlıyoruz. Onun dışında daha net olarak kütüphane projemiz oldu. Uşak’ta bir köy okuluna kütüphane yaptık. Başka bir ekiple beraber ortak bir kütüphane açtık. Ondan 6-7 ay sonra Kars’ta bir özel öğretim sınıfının tüm gereçlerini karşıladık ve o sınıf bizim adımıza açıldı. Yine bundan 5-6 ay sonra Sultangazi’de bir Anadolu Lisesi’nin kütüphanesini zenginleştirdik. Oradaki kütüphaneye destek olduk. Aynı zamanda o gün bir seminer yaptık. Çocuklara kitap okumanın faydalarını anlattık. Oraya 2 tane de hoca getirdik. Birisi doktor diğeriyse kişisel gelişim uzmanıydı.

Bahsettiğiniz yardımları yapabilmek için nasıl bir bütçe planlaması yapıyorsunuz? Dışardan yardım alıyor musunuz?

Genellikle sosyal medya hesaplarımızdan destek topluyoruz. Instagram, Facebook ve Twitter hesaplarımız var. En çok Twitter nadir da olsa Facebook’tan destek geliyor. Hem benim hem de ekip arkadaşlarımın arkadaşları, tanıdıkları vs. genellikle hesabımızı takip ediyorlar. Kendimiz de hem grubun sosyal medya hesabında hem de kendi sosyal medya hesaplarımızda bir yardım olduğu zaman afiş olarak hazırlayıp, bazen de acil olduğunda siyah ekran üzerine yazı hazırlayıp paylaşıyoruz. Herkesin tanıdığı eşi, dostu yardımcı oluyor. Bu şekilde destek topluyoruz. Yakın olduğumuz insanlara özellikle mesaj atıyoruz. Onlardan direkt destek istiyoruz. Sosyal medyadan dönüşler ilk başta azdı fakat biz işi sahiplendikçe ve yaptığımız işleri çoğalttıkça insanların bize güveni arttı. Bunun da sebebi bir işi yapmadan önceki halini anlatıyoruz, fotoğraflarını gösteriyoruz daha sonra yaparken video çekiyoruz ve bittiği zaman da tekrardan görsel olarak ortaya koyuyoruz. Her şey şeffaf bir biçimde ortada olduğu için insanlar bize güveniyorlar ve destek oluyorlar. En büyük kaynağımız sosyal medya. Her zaman kasamızda da para tutuyoruz. Bazen fazladan destek geliyor onu acil durumlar için ayırıyoruz. Aynı zamanda kendi içimizde bir aidat havuzumuz var. Aylık 20 TL aidat topluyoruz onu da etkinliklerde ve yardım götürürken yol masraflarında kullanıyoruz

 

Kendinizi ve ekibinizi motive etmek için neler yapıyorsunuz?

Kendimi motive etme kısmını inancımla yapıyorum. Bu işe bir inancım var. Öncelikle dini olarak bir inancım var. İslam inancına göre Allah’ın bize emirlerinden biri de zor durumda olanlara, fakire, fukaraya yardım etmek, iyilik etmektir. En büyük motive kaynağım budur. İkinci olarak motive kaynağımsa yaptığımız iş. Bunu sahaya inen herkes bilir bir garibanın zor durumda olan birinin sıkıntısına çözüm bulup ona el uzattığınız zaman onun size ettiği dua, gülümsemesi, ağlaması, ettiği teşekkürler bunlar sizi aşırı derecede motive ediyor. Çok yorgun olsanız bile bu yorgunluğu unutuyorsunuz. Sahaya indiğiniz zaman kimsenin size bir şey demesine gerek kalmıyor siz kendi kendinizi motive etmiş oluyorsunuz. Ekip arkadaşlarıma bunları anlatarak motive etmeye çalışıyorum. Gördüğüm zaman, onların sıkıntısını paylaşıp yardımcı olmaya çalışıyorum. Sıkıntıları hep beraber yenelim diyorum. Ekibimin 45’inin 45’i tam aile gibi diyemem fakat 20 kişilik kemik kadromuz var. O kemik kadro aile gibi. Hiç sahaya inmemiş birini motive etmek zor oluyor. Ama bu işe kendi giriyorsa biraz da kendisinin istemesi lazım. İsteyerek gelmesi lazım ki yapabilsin. İçinde olmayan bir insana bir şey veremiyorsunuz. Bunu tecrübe ettim. İçinde varsa zaten biraz da siz ona el uzattığınızda o eli sağlam tutuyor. İçinde yoksa size ona 10 tane el uzatsanız da yine motive edemiyorsunuz.

Darülaceze ve Çocuk Evleri ziyaretlerinizi ne sıklıkla gerçekleştiriyorsunuz? Bu ziyaretlerin sonunda oradaki insanlardan aldığınız geri bildirimler nelerdir?

Sevgi evi ziyaretleri genelde ayda 1 kereydi. Corona’dan dolayı yaklaşık 4 aydır gidemiyoruz. Ondan önce de bizim gittiğimiz sevgi eviyle alakalı bazı sıkıntılar vardı. Düzelene kadar 3 ay bekledik. Ondan önce ayda 1 kere düzenli gidiyorduk. Bazen ayda 2 de oluyordu. Darülaceze genelde 2 ayda bir gidiyorduk. Bu ziyaretlerin sonunda çocuklardan çok güzel geri dönüş alıyoruz, çok mutlu oluyorlar. Ama sevgi evinden dönerken çocuklar biraz üzülüyorlar. Genelde bizi bırakamıyorlar. O baya hüzünlü oluyor. Bize sarılıyorlar, bir daha ne zaman geleceksiniz diye soruyorlar, söz almak istiyorlar. Çok güzel geçiyor sonuna kadar ama sonunda hep hüzünle bitiyor. Çünkü çocuklar sizi sahipleniyorlar ve sizi bırakmak istemiyorlar. Darülaceze’ye giderken çok güzel oluyor çünkü siz ordayken insanlar dertlerini anlatıyorlar, sıkıntılarını anlatıyorlar. Bazen modları düşüyor siz bir şey anlatıp onları güldürüyorsunuz, güzel de vakit geçiyor. Siz giderken size tebessümle bakıyorlar. Orda yalnızlar. Sizin oraya gidip onları mutlu etmeniz çok hoşlarına gidiyor. Bazen ağlayarak, bazen gülerek o mutluluklarını sizlere gösteriyorlar. Dua ve teşekkürle bizleri uğurluyorlar. O da güzel hissettiriyor.

Bu zamana kadar sizi en çok etkileyen kişiyi ve olayı anlatabilir misiniz?

Bu sorunun cevabını verebilmem gerçekten çok zor. Çünkü 3,5 yıldır bu işin içerisindeyim. Çok fazla aileye gittim, il dışına gittim yani uzun düşünmem lazım. Aslına bakarsak bu soruya daha tam cevap bulmuş değilim. Çok fazla beni etkileyen kişi oldu. Bazılarını ayıramam ama şunu örnek verebilirim. Kars’ta özel eğitim sınıfını açmaya gittiğimizde oynadığımız 2 çocuk vardı. Biri down sendromlu diğeri otizmli bir çocuktu. Otizmli çocukla oynarken, koşarken kafam yerdeydi. Onun boyutunda olmaya çalışıyordum aynı hizada olalım diye. Koşarken dizi ağzıma çarpmıştı. Canım da baya yanmıştı aslında ama belli etmedim. Ağzımı tuttum. Çocuk o kadar masum o kadar temizdi ki benim canımın yandığını görüp ağlamaya başladı. Yüzümü öpüp bir yandan ağlıyordu. Yani normal bir çocuk bu kadar üzülemezdi. Bu kadar temiz kalıp, başkasının canı yandı diye bu kadar üzülmezdi. O çocuğun kalbinde hakikaten müthiş bir saflık vardı. Herhalde o çocuğa en çok etkilendiğim kişi diyebilirim. Daha bir sürü gelen şey var ama ilk gelen buydu. En çok etkilendiğim olaysa Fatih’te evi yanan bir aile vardı. Onları muhtar sonradan hiç evleri olmadığı için eski bir mahalleye götürüyor. Bir harabe ev bulup kapısını kırıp açıyor. Siz burada kalın diyor. Küçük 30 m2’lik bir ev. İyi bir evin sadece salonu 30 m2’dir. Onların tüm evi o kadardı. Onlar oraya geçtiği zaman teftiş için arkadaşımız gitmişti. Onlardan 3 gün sonra da ben gitmiştim. Çok gariban haldelerdi. Baya kötü durumdalardı. Üstleri, başları, evde halı yok, kilim yok, betonun üzerine bir tane sofra bezi sermişler onun üzerine oturuyorlar. Yatakları yok, çamaşır makinaları yok, ocak yok, televizyonları zaten yok! kap kaçakları yok, yemeğe düzgün bir şeyleri yok. Gördüğüm en kötü durum oydu herhalde. O beni çok etkilemişti mesela. Onlara çok hızlı yardım etmiştik. Yardım ettikten sonra da onlara defalarca gitmişimdir. Beni de aileden biri olarak görürler.

Hiç pes ettiğiniz, bu platformu bırakıp gitmek istediğiniz oldu mu? Olduysa bu olumsuz süreçle nasıl baş ettiniz?

Hiç pes etmedim. Çok daraldığım zamanlar oldu açıkçası. Bu işin birden fazla faktörü var. Bir kere gönüllü bir iş yapıyorsunuz. Vaktinizi ayırmanız gerekiyor, maddiyatınızı ayırmanız gerekiyor, bazen sevdiklerinizi daha az görmeniz gerekiyor. Hakikaten bu işe kendinizi verdiniz mi bir şeylerden vazgeçmeniz gerekiyor. Benim de çok şeyden vazgeçmem gerekti. Hiçbirinden pişman değilim. İyi ki yapmışım. Ama bazen zorlanıyorsunuz. Çünkü gönüllü bir iş, sponsorunuz yok, yanınızda güçlü insanlar yoksa sıkıntıya düşüyorsunuz. İşler düzgün olmayınca üzülüyorsunuz. Yetişemediğiniz zaman isyan ettiğiniz bile oluyor çünkü çok güzel bir şey yapmak istiyorsunuz ama gücünüz yetmiyor. Bölünmeniz lazım, parça parça olmanız lazım ki hepsine yetişebilesin. Maddi kaynak bulamıyorsunuz bazen, araç lazım oluyor araç bulamıyorsunuz. Bunlar yıpratıyor. Bazen gücünüzün yetmemesi sizi yıpratıyor. Ama öyle bir şey oluyor ki yardım ettiğiniz bir okuldan, bir aileden mesaj alıyorsunuz, fotoğraf alıyorsunuz, teşekkür alıyorsunuz. Yaraya ilaç olmak bütün olumsuzlukları unutturup yine devam etmenizi sağlıyor. Sahada olmak size gerçekten güç veriyor. Onların dertlerini görüp kendi dertlerinizi unutuyorsunuz.

Gelecek dönemde gerçekleştirmeyi düşündüğünüz plan ve projeleriniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Şu an ülkenin ve dünyanın büyük bir sorunu var o da Corona. Bunun ne zaman geçeceği tam olarak belli değil. O yüzden uzun vadeli plan yapamıyoruz. Ama kısa vadede şartlar uygun olursa Sevgi Evleri’ne gitmeyi düşünüyoruz. Çocuklarla etkinlik olabilir. Kütüphane projeleri düşüncelerimizin içerisinde var. En büyük düşüncelerimizden birisi de dernek olmak, resmi olmak. Eğer şartlar düzelirse bunu gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Çocukları geliştirmeye yönelik seminer vermeyi düşünüyoruz. Ama dediğim gibi önümüzü tam göremediğim için pek bir şey de söyleyemiyorum.

Elinize bir sihirli değnek verilse ve dünyadaki 3 olumsuz durumu değiştirebilecek olsanız bunlar ne olurdu?

Sihirli değnek hayalini ben hiç kurmadım çünkü iyi insanlar nasıl varsa kötü insanlar da hep var olacak. Kötüler var olacak ki biz iyi insanlar da iyilik yapabileceğiz. Ben daha çok mücadeleden, gerçeklikten yanayım. Kötülükleri kabullenip, kendi mücadelemizi vermemiz lazım. Ama bir sihirli değneğim olsaydı Özellikle Afrika’yı göz önüne alarak 3 şeyi değiştirmek isterdim. Açlık, susuzluk ve hastalık. Bunlara çare bulmak isterdim. Bu insanlar onların üçüne de muhtaçlar. Hem su bulamıyorlar hem yemek bulamıyorlar hem de hastalıklara karşı ilaç bulamıyorlar. Oraya deva olmak isterdim. Herkes elinden gelen mücadeleyi verse sihirli değneğe ihtiyacımız kalmaz. Sihirli değnek aslında insanların kalplerinde var. Kimisi bunu iyiye kullanıyor kimisi kötüye…

Hazırlayan: Simara Çelik

Anahtar Kelimeler: Benlikten geçenler