Röportajlar

Beykoz’un Yaşayan Efsanesi: Ferda Kazancıbaşı

Beykoz’un Yaşayan Efsanesi: Ferda Kazancıbaşı
2014.09.14 00:00
| | |
13468

Video galeri

Doğum Tarihi: 1 Nisan 1932... İsmi: Ferda Kazancıbaşı... Mesleği: Avukat... Memleketi: Beykoz... Sevdası: Beykoz... Yaşadığı yer: Beykoz...

İşte Dost Beykoz, ilçenin 'en tanınan' ve 'en sevilen' simalarından Ferda Kazancıbaşı ile yapmış olduğu 'Çok Özel' röportaj...

Böylesi bir İstanbul Beyefendisi'ne herkes saygı duyar... Böylesi bir yaşayan tarihin önünde herkes saygıyla eğilir. 2011 yılının Mayıs ayından bu yana aralıksız ve düzenli olarak Dost Beykoz'da köşe yazan Ferda Kazancıbaşı'yla Küçüksu'daki Sabancı Öğretmen Evi'nde bir araya geldik. Biz sorduk o yanıt verdi, o anlattı biz duygulandık... Tarihin büyüleyici atmosferinde Ferda Kazancıbaşı'yla birlikte keyifle dolaştık. Röportajın sonunda bir de ‘çok özel’ bir kısa söyleşiyi kamerayla kayıt altına aldık. Aşağıda okuyacağınız röportajımız dışında Ferda Kazancıbaşı’nın Rumca taklitler yaptığı, Allah’a yürekten inandığını anlattığı görüntüleri izlemenizi tavsiye ederiz.

İşte Beykoz'un 'Yaşayan Efsanesi' ile birlikte geçirdiğimiz harikulade zamana sığdırdıklarımız...

Ferda Ağabey, okul yıllarından başlayalım mı? Nasıl geçti okul yılları?

"Ben öğretmen çocuğuyum. Annem öğretmendi ve ilkokulu aslında hak etmeden bitirdim. Annem, öğretmen olduğu için okula gidiyor ve ben daha 6 yaşlarındayken, evde bırakamadığı için okula erken yazdırıyor. Diğer arkadaşların arasında ben hep ezildim. Biz 5. sınıfa geldik, öğretmen 'Haydi, şu Avrupa haritasında Almanya'yı Fransa'yı göster bakalım!' diyor ama ben gösteremiyorum. Annem, sınıfta kalmam için çok ısrar ettiği halde, öğretmenler beni mezun etti.

İstanbul Erkek Lisesi'nin Ortaokul bölümüne kayıt yaptırdım. İlk ders Matematikti ve öğretmen tahtaya kaldırıp, '+5 yaz!' dedi. Ben 5'i yazdım lakin 'artı ne?' onu bilmiyorum. Bu kez '-7 yaz!' dedi ama ben sadece 7'yi yazdım. Öğretmen 'Hay seni yetiştiren Hocanın...' dedi ve beni döve döve kapıya kadar götürdü. Dışarıya çıktım, içeriden kahkaha sesleri geliyor. Bir dişimi sıktım, bir 'ar' yaptım ki, sormayın.

Müdür Yardımcısı'na çıktım. 'Keçi Osman' derlerdi. 'Beni matematik hocası kovdu' dedim ve eve gitmek için izin kâğıdı istedim. Okuldan çıkar çıkmaz Beyazıt'taki Sahaflar Çarşısı'na gittim. Bir adet Çözümlü Matematik kitabı satın aldım. Çok ama çok sıkı çalıştım. Artık bir problemi 1 değil 7-8 ayrı yoldan nasıl çözülebileceğini biliyordum. Bana daha önce kahkahayla gülenler, benden kopya istemek için sıraya girerlerdi."

Yaramaz mıydınız Ferda Ağabey?

"Tabi yaramazdık. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından Kabataş Lisesi'ne kayıt yaptırdım. Ben kayıt yaptırırken okul 3 yıldı; ben kayıt yaptırınca 4 yıla çıkarttılar. Sonra ben mezun oldum yeniden 3 yıla indirdiler. Kabataş Lisesi'ndeyken okul bahçesinde top oynamak yasaktı. Ben nedenini sordum, Öğretmenler: 'Camlar kırılıyor" dediler. Okul Müdürü vardı, 'Firavun Kamil' derlerdi. Bir gün arkadaşlar arasında para topladık ve bahçede top oynamaya başladık. Firavun Kamil geldi: 'Siz ne yapıyorsunuz, yasak' falan diyecek oldu; ben topladığımız parayı götürüp verdim. Sonra da 'Hocam, cam parasını topladık, kırarsak taktırırsınız' dedim.

Yine İstanbul Erkek Lisesi'nde Ortaokul'da iken sıradayakları vardı. Sert mizaçlıydı Hocalar ve çocuklar hüngür hüngür ağlardı. Bir gün yine sıra dayağı var. Tek tek öğrencileri tahtaya kaldırıyor ve cetvelle dövüyorlar. Çocuklar, ellerini kaçırıyor, 'Hocam ne olur vurmayın' diye yalvarıyor. Herkes dayak yedi. Bana sıra gelip de adım okununca, diğerleri gibi ağır adımlarla falan gitmedim! Kalktım ayağa! Dik bir şekilde ve bir asker gibi 'rap rap rap' yürüyerek gittim; öğretmenin önünde durup 'şaak' diye avucumu açtım! Öğretmen bana baktı ve güldü: 'Aferin!' dedi... 'Cesaretin hoşuma gitti...' Vurmadı bana..."

Askerliği nerede yaptınız?

"Ben 1954 yılında Fen mezunu oldum ve 22 yaşında da askere gitmek istedim. Aslında tecil ettirebilirdim ama ani bir karar aldım ve anneme gidip, 'Ben askere gidiyorum' dedim. O zaman İstanbul'da Bakırcılar Çarşısı var meşhur... Bavul aldık, pijama-terlik aldık ve ben 1 buçuk yıl süreyle yedek subay olarak askerlik yaptım.

O yıllarda liseyi bitirenler parmakla gösterilirdi. Askerliğimi Erzurum'da yaptım. Spor Subayı'ydım. Askerliğimi bitirdikten sonra da 1957 yılında Merkez Bankası'na memur olarak girdim."

Evlilik hayatınızla ilgili de bilgi verebilir misiniz Ferda Ağabey? Ne zaman evlendiniz? Kaç çocuğunuz var?

"İlk eşim Cağaloğlu'nda oturuyordu. 1962 yılında evlendim. Görücü usulüyle evlendik. Öğretmendi. 1963 yılında bir kız çocuğum dünyaya geldi: Esra... O da seninle meslek arkadaşı: A Haber'de program yapıyor. Biz ilk eşimle 1965 yılında ayrıldık.

İkinci eşimle 1966 yılında evlendim ve 1968 yılında da boşandık. İkinci eşimden de bir kızım oldu: Feyza Kazancıbaşı. Feyza, PTT'de çalışıyor, burada; Beykoz'da... Aynı zamanda Türkiye'nin ilk Bayan PTT memuresidir.

1968 yılından bu yana ise hiç evlenmedim. İki kızım dışında da hiç çocuğum yok."

Avukatlık nasıl başladı Ferda Ağabey?

"Merkez Bankası'ndan ayrılıp İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdim. 1975 yılında da mezun oldum. Mezuniyetimiz nedeniyle Hilton'a kızım Esra ile birlikte gittik. Bana Hukuk rozetimi kızım Esra takmıştır.

Avukatlık hayatım boyunca hep 'garibanların' avukatı olmuşumdur: Vekâlet parası, noter parası olmayanların masraflarını cebimden ödedim."

Hukuka genel olarak bakışınız nedir?

"Ben şöyle derim: Adalet, ibadettir. Düşmanım dahi olsa haksızlık yaptırmam! Ben, son zamanlarda adaletin 'bir tutam vatan evlâdı hâkimler' sayesinde ayakta durduğunu görüyorum. Bugün bile davalara girdiğimde bunu söylüyorum. Ne oluyor bilir misiniz hâkimlerden aldığım cevap: 'Aaaah ah' oluyor."

Sorunun temelinde ne var Ağabey? 40 yıllık mesleki tecrübelerinizle, hangi eksikleri görüyorsunuz? Çözüm yolu nedir?

"Kimi hâkimlerimiz, dürüst davranmalarına rağmen, dosyaların derinine inerek inceleme yapma zahmetine katlanmadan ve yüzeyden karar verdiklerini görüyorum. Bazı hâkimlerin ise hiç ama hiç dosyayı okumadan karar verdiklerini görüyorum. Üzümünü yiyip bağını sormayanları ve sorgulatmaya da yanaşmayanları görüyorum.

Şimdi çözüm için de eğitimi şart koşmak istiyorum. Ancak eğitimdeki kasıt 'diploma' değil; Halk Üniversitesi'dir. Örgün eğitimin dışında, sivil toplum kuruluşları yoluyla topluma sunulacak 'yaygın eğitime' çok ihtiyaç var. Örneğin biz Anadolu Hisarı Turizm ve Kalkındırma Derneği'nde bunu yapmaya çalıştık. Tam 8 yıldır, dönemler halinde yaygın eğitimin en güzel örneklerini vermişizdir. Bakınız, toplumdaki eğitim noksanlığı giderilmediği takdirde, toplum içinde 'kişiliğini ispat etme fırsatını bulamayan gençler' yanlış ispat yoluna başvururlar. Art niyetli insanların tuzağına düşerler. Buna bağlı olarak da ülkemizdeki 'adalet' ve 'hukuk' kavramlarını anlamaları zorlaşır.

Henüz 5 yaşındayken, uyuşturucuya ve uyuşturucunun kararttığı bir hayata tanık oldum. Ben bir kötü örneği gördüm ve ibret aldım. Hayatım boyunca tüm kötü alışkanlıkları ve her türlüsünü reddettim. Spor yaptım. Boğaz17 dakikada geçtim. Gençler spor yapsınlar, kötü alışkanlıklardan uzakta dursunlar. Hukuk ve adalet kavramlarını içselleştirsinler. O zaman gelecekte de hukuk dünyasında adalet biraz daha fazla hissedilir. Sistem insanlara o zaman güven verir.

Bu kadarını söylemişken, şunu da eklemek isterim. Lütfen bu dediğimi büyük harflerle yazınız: 'Ordusunu sevmeyen bir millet ayakta duramaz!' Bunun anlamını okurların düşünmesini ve yetkililerin de bu sözün anlamına v derinliğine inmelerini isterim."

O zaman yeri gelmişken, sivil toplum ve siyaset üzerine, meslekte - 40 yaşamda da 80 yılını devirmiş sizden bir yorum alabilir miyiz Ferda Ağabey? Kapanışı da bu mesajla birlikte yapalım, ister misiniz?

"Herkesin kendine özgü bir siyasi görüşü vardır ve bunda da kişi özgürdür. Herkesin kendine özel bir hayatı, yaşam alanı vardır. Öte yandan da 'vatan' gibi, 'millet' gibi, 'bayram' gibi siyaset üstü değerlerimiz de vardır. Bu siyaset üstü unsurlar ise toplumda 'birleştirici' rol oynar. Toplumu siyaset ayrıştırırken, siyaset üstü unsurlar birleştirir ve inanın bizim bugünlerde en çok birleşmeye ihtiyacımız var.

Bu bakış açısıyla Beykoz ilçemizde hangi siyasi parti taraftarı olursa olsun herkesi, kendilerine 'bir vatan evlâdı' gözüyle bakıp sevgiyle kucaklıyorum."

Dost Beykoz / Özel Röportaj  

Anahtar Kelimeler: Beykoz Haberleri, Avukat Ferda Kazancıbaşı, Röportaj, Video

reklam
1 Yorum
Çetin Egemen Dağtekin07.03.2015 15:44:29

Sayın Ferda Kazancıbaşı ağabeyimi ve meslekdaşımı,İ.Ü.Hukuk fakültesinde tanıdım.Haza Istanbul beyefendisi,kibar ve dürüst bir kişiliğe sahip,günümüzde benzerlerine çok az bir biçimde rastlanacak bir kişilik.Kendisini uzaktan izlememe karşın,yüksek bir vatanseverlik duygusuna ve bilincine sahip,seksenüç yaşında bile,vatanımızın ve milletimizin bugün yaşadığı büyük tehlikeler karşısında,kendisinin VATAN partisinde bir nefer olarak,Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine sahip çıkacağını ve koruyacağını belirten vatansever ve namuslu bir aydınımızdır,diyorum ve kendisine sağlıklı günler diliyor,saygılarımı sunuyorum.

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"