Özel Dosyalar

Beykoz’da bir insan… Gökhan Taneri Vural

Beykoz’da bir insan… Gökhan Taneri Vural
2014.07.13 00:00
| | |
11752

Dedesi Beykoz Ortaokulu'nun ilk Müdürü: Kozmik Osman (Osman Nuri Çerman).

Kendisi, elektrik ve bilişim konularında Beykoz'un Fenomeni.  Türkiye'deki ilk fiber optik kabloyu kullanan adam. O bir Beykozlu. Bir Beykoz aşığı... Gökhan Taneri Vural.

Siyaseti bir kenara tutsak da toplumsal ağırlıklı konuşsak olmaz mı Gökhan Bey?

 
Siyasetle toplumsal işleri ayırmanın çok imkânı yok. Biz siyaseti toplum için yapıyoruz. Birilerinin saadeti için uğraşmıyoruz. Sivil toplumun içinde uğraşırken baktık ki yeterli olmuyor, siyasete de girdik. Ama şu var tabi: Toplumsal yaşamı düzenlemek amacıyla siyaset yapıyorum ben. Yani milletvekili olayım, belediye başkanı olayım diye siyaset yapmıyorum. Olsaydım da bu bana yani şahsıma çok şey kazandırmazdı, emin olun. En az 5-6 yılımı kaybetmiş olurdum. 'Evliya da olsa yüzde 20 sevilmez' derler. Eğer belediye başkanı olsam Beykoz'da beni sevenler kadar sevmeyenler de olacak. Oysa ben fikir ürettiğimde, siyasete fikrî katkı sunduğumda, diğer taraftan da Beykoz'u düşünerek ticarî yaşamımı sürdürdüğümde böyle olmuyor. Birçok kişi siyaseti başka bir iş yapamayacağı için yapıyor.
 
Hayatımın neredeyse tamamını planlamış, başarıyla da sonuçlandırmış bir adamım. İlk 20 yılımı eğitim için harcadım. Boğaziçi Üniversitesi'ni bitirdim. Elektrik ve bilişim konularında ben bir fenomenim. Ben işimin profesyoneliyim. İşe başladığım ilk yıllarda 78 kişilik bir ekip kurdum. Bunun 75 kişisi Beykozludur. Bu 75 kişinin 65 kişisi Gümüşsuyuludur. Devamlı çalışmayanları, girip çıkanları düşündüğünüzde bu rakam 500'ü bulur. Bir kaçı hariç bu 500 kişinin neredeyse tamamı yine Beykozludur. Sonuçta ben istihdam da yarattım”
 
Ne işiydi bu?
 
"Bilgisayar sistemleri kurduk biz. Bankalarda. Daha sonra güvenlik sistemleri de bilgisayar teknolojisine geçti. Onları da biz yapmaya başladık. 1992 yılında üniversiteden mezun olduğumda başladım bu işlere. Sıfırdan gelerek, bu günleri gördük. Türkiye'nin bilişim sektöründe buralara gelmesinde öncülük edenlerden birisiyim"
 
Beykoz değil Türkiye diyorsunuz?
 
"Türkiye diyorum. Çünkü Türkiye'de ilk fiber optik kablo kullanan, fiber projesini sonlandıran benim. Bursa Tofaş Fabrikası'nda yaptık bu işi. Şimdi bakıldığında bu işi yapan çok kişi var. Ancak sonuçta ne oluyor? Türk Telekom bu yaptıklarımızı görüyor, takdir ediyor ve bizden eğitim konusunda kendilerine destek vermeye çağırıyor. Ben ne yapıyorum? Bu işleri bir kenara bırakıp siyasetle uğraşıyorum, Beykoz'da daha yaşanılır bir çevre olması için çabalıyorum. Komşumu düşünüyorum, komşu mahallemi düşünüyorum. Beykoz'u düşünüyorum. Ben çocuklarımı yurt dışında da okutabilecek bir imkâna sahibim. Ancak bunu yapmıyorum. Beykoz'dan ayrılmak istemiyorum. Doğduğum bu yerde ocuklarım büyüsün, diğer çocuklarla birlikte daha iyi imkânlara sahip olsunlar istiyorum. Benim çocuğum gibi değil, Beykoz'un tüm çocukları gibi olaya bakıyorum. Yoksa benim çocuklarım için sıkıntım yok. Benim derdim diğer çocuklar. Biz Beykoz aşığı bir adamız"
 
Sizden öncesi de Beykozlu muydu?
 
"Tabi. Dedemi 60 yaş üzerindeki tüm Beykozlular tanır. Beykoz Ortaokulu'nun ilk müdürü. Kozmik Osman lakabıyla tanınır. Osman Nuri Çerman. Tarih Öğretmeni. Cumhuriyet öneminde Kemalizm, Dinde Reform, Maarifimizin Miğferi Ne Olmalıdır gibi kitapların yazarıdır. Maarifimizin Miğferi Ne Olmalıdır adlı kitabı, Atatürk tarafından takdir görmüş, ödüllendirilmiş ve o kitap, bugünkü meslek yüksek okullarının kurulmasına öncü olmuştur"
 
 
Dinde Reform kitabı çok ilginç. Ne yazıyor o kitapta anımsıyor musunuz?
 
"Zaten bu kitap büyük dert açıyor dedemin başına. O kitapta bir bölüm var mesela. Orada şöyle bir öneri sunuluyor: 'Camide ayakla basılan yere secde edilmesin. Secde edilen yerlere beyaz bir bez örtülsün'. Aslında bakıldığında çok da mantıksız değil. Sonuçta namaz kılarken, bir başkasının ayağını bastığı yere yüzünü koyuyorsun. Böyle bir öneri getirmiş kitap. Ancak 'Vay sen camiye laf attın' demişler, 3 ay sonra içeriden zor kurtarmışlar dedemi."
 
Doğum tarihiniz nedir?
 
"17 Haziran 1969"
 
Hediye alıyor musunuz?
 
"Benim doğum tarihimi sağolsun Polenezköy Muhtarları hiç unutmazlar. Çünkü onların Kiraz Festivali'ne denk geliyor. Daniel, Anthony. Sağolsun unutmazlar. Tam 17 Haziran'da yapılır festival."
 
Daha önce Sevgili Adnan Hepgül ile de konuşmuştuk bu konuyu. Beykoz Merkez ve Paşabahçe'de Hıristiyanlar varmış, bir arada sorunsuz yaşarlarmış. Ne söylersiniz bu konuda?
 
"Paşabahçe'de mesela pazar yolundan yukarıya doğru çıkan sokağın adı: Ayazma. Ne demek Ayazma? İşte kilise demek. Oradaki kilise sokağa adını vermiş. Cumhuriyet'in ilk yıllarında da burada daha çok Rumlar yaşıyormuş zaten. Herhangi bir sorun olmadığı gibi biz onlardan çok şey öğrendik. Esnaflık öğrendik, ticaret öğrendik. Sümerbank gerçeği de var. Aklıma geldi şimdi. Öğrendik deyince... Sümerbank, bu ülkenin giyim tarzını belirlemiştir. Sümerbank'tan önce biz çaput giyiyorduk. Ayağımıza giyecek ayakkabımız yok, kadınlarımızın üstüne giyecekleri entarisi yok, fistanı yok. Halk için konuşuyorum tabi. Saray için demiyorum. Ama halkın giyeceğini belirleyen Sümerbank olmuştur. Mesela çiçekli basmalar, entariler Sümerbank'ın tasarımıdır. Onun yarattığı modadır."
 
Nedir Beykoz'un özelliği? 2B konuları, Hükümet kararları, yasalar... Ülkenin gözü Beykoz'da. Nedir Beykoz'u bu kadar özel kılan?
 
"Zemini. Beykoz, depreme en dayanıklı ilçedir İstanbul'da. Zemini sağlamdır. Sadece İstanbul için de değil, Türkiye'deki de en sağlam zemine sahip yerlerden birisidir. 1999 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin internet sitesinde Kandilli Rasathane Müdürü Ahmet Mete Işıkara'nın imzasıyla bir yazı yayımlandı. İstatistikler, haritalar da yer aldı bu yazıda. Bu yazıda özetle: 'Beykoz ve Sarıyer, İstanbul'daki en güvenilir yer' denildi. O zamandan sonra dikkat edin Beykoz'daki yapılaşmaya, villa yapımlarına?"
 
 
 
Beykoz'da yıllardır oturanlar peki?
 
"Onların Beykoz'un manzarasıyla, güzelliğiyle, zeminin sağlamlığıyla bir bağları yok. Onlar, Atatürk'ün kurduğu Şişecam'da sonradan kurulan Tekel Fabrika'sında çalışmak için buraya geliyorlar. Ancak burada bir şey de var: Neden bu insanların barınma sorunları fabrika yapılırken düşünülmüyor? Barınma sorunu planlanmadığı için, Giresun'dan Kastamonu'dan Ordu'dan buraya ekmek kazanmak için gelenler, kendi barınma sorunlarını kendileri çözüyorlar. Ortaya da bugünkü durum çıkıyor. Yoksa bakın, bugün bile köyünden, toprağından kopmuş değildir Beykoz'da yaşayanlar. Yine ailecek fındık toplamaya köylerine giderler, tatilde giderler. Böyle bir durum var."
 
Acarlar'ı yeni yeni tanımaya başladım. Beykoz'dan ayrı bir dünya gibi görünüyor. Ben mi yanlış düşünüyorum?
 
"Benim siyasete girme nedenlerimden birisidir Acar Kent. Bundan yaklaşık 10-12 yıl kadar önce Beykoz Konakları'nın kapısına, siyah harflerle kocaman 'Konaklara Ölüm' yazmışlardı. Konakların içinde yaşayan, 1 milyon-2 milyon dolar verip de orada oturan kişiler ise korkuyorlardı. Sonra 'Biz nasıl sosyalleşiriz, nasıl Beykoz Halkı'yla bütünleşiriz?' düşüncesiyle bir vakıf kurdular"
 
Nedir buradaki içgüdü? Nasıl tanımlanır bu?
 
"Şimdi mesela Soğuksu'daki bir çocuk Milli Piyango Bileti alıyor. Hayal kuruyor. Ne kadar veriyor biletteki büyük ikramiye? 1 trilyon diyelim. E şimdi bu konaklarda oturan adam zaten 1 trilyonluk arabaya biniyor? O çocuğun önünden geçerken ne oluyor? Çocuk bir bakıyor, önünden büyük ikramiye geçiyor her gün. Sen şimdi bu çocuğa gönlünü açamazsan, gönül birlikteliği yapamazsan, o çocuk sana geçerken taş atar. Marjinal olmasına da gerek yok yani..."
 
Sonra?
 
"Bunlar vakıf kuruyorlar, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama tabi Beykoz'daki sivil toplum kuruluşlarına geldiklerinde, kültür konusunda farklılık olduğundan sorunlar yaşıyorlar. Burada yalnızca 1 trilyonluk arabaya bineni örnek vermeyelim. Bu tarafta da kimi sivil toplum örgütleri, bu zenginliği istismar ediyorlar. 'Bunlarda nasıl olsa para var' diye olaya yaklaşıyorlar. İşte bu ikisi arasında bir denge, biz uzlaşma gerekiyordu. Ben de bu uzlaşmada aracılık yaptım"
 
Ne yaptınız mesela?
 
"Ne yaptım? Mesela bundan 6-7 yıl önce Acarkent'te Funda Hanım vardı, Başkanlık yapıyordu. Onun Başkanlığı'nda bir proje hazırladım. Neşat Bey vardı o zaman Milli Eğitim Müdürü. Beykoz'daki başarılı öğrencileri, okul 1.'leri 2.'leri 3.'lerini topladık yaklaşık 60-70 kişi. Bunlara Acarkent'te 'ikincil aileler' yarattık. Dedik ki: 'Siz 50 lira 100 lira vererek kendinizi rahatlatıyor olabilirsiniz ancak bu para öğrenciler için bir şey değildir. Bunları size getirdik. Bunlar Beykoz'un başarılı öğrencileri. Bunlar okurlarsa, yarın bir gün Gazi Yaşargil olabilirler, Fazıl Say olabilirler. Lütfen bunları kendi evladınız gibi görün, evlat edinin' dedik. Ne bileyim, haftada bir ayda bir Pazar günü evlerine alsınlar, kahvaltı etsinler, istedik."
 
Gerçekleşti mi bu proje?
 
"Tabi tabi. Şu an bile devam ediyor bu proje. Ellerine para vermekten daha çok yararları oluyor. Velisi gibi davranıp, okullarına gidip ilgileniyorlar. Sağolsun, Funda Hanım da çok ilgilenmişti bu projeyle"
 
Funda?
 
"İsmet Acar'ın kızı. Funda Acar. Neşat Bey'in eşi de Huriye Hanım da bu işle çok ilgilenmişti. Çocuklarla birlikte sinemalara gittik, kitaplar aldık. Piknikler yaptık. Halen daha devam ettiğini duyuyorum ve mutlu oluyorum."
 
Son olarak, bir bulgunuz Beykoz’un dışına çıktık ama var mı başka çarpıcı bulgularınız?
 
“Şimdi kimse bilmiyor, bu Ataşehir’in girişinde Metropol İstanbul diye bir şey yapılıyor. Burada 125 katlı bir gökdelen yapılıyor. Ben diyorum ki, Türkiye’de bir yapı denetim mekanizması var ve bu yapı denetim firmalarının 20 katın üzerinde binaları denetleme yetkinliği yok!”
 
Bu bir iddia mı?
 
“İddia çünkü yok böyle bir bina. Sen gidip de Manhattan’da (Okunuşu: Menhetın) mı staj gördün de bu yapıyı denetliyorsun? Neye göre 125 katlı binaya izin veriyorsun sen? Demirini neye göre hesapladın? Üniversite öğrencisi mi hesapladı bunu? Neye göre yapıyorsun? Sen bana de ki: ‘ABD’de yıkılan ikiz kulelerde 1 yıl çalıştım’ ben de senin sertifikana güveneyim? Türkiye’de 20 katın üzerinde yetkinlik yok! Ama bugün bile 25 katlı 30 katlı hatta 50 katlı binalar yapılıyor ülkemizde. Neye göre izin veriliyor bunlara? Denetimi yapan adamın tecrübesi nedir, bilgisi nedir?”
 
Ferdi Güngör / Dost Beykoz

Anahtar Kelimeler: Beykoz Haberler, Gökhan Taneri Vural, Beykoz, Röportaj

0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"