Makaleler

Belki kalplerini de vermişlerdi; kim bilir...

12.11.2015 14:15
| | |
4451

Amerika... Biliyorsunuz, İspanya adına çıktığı ilk seferde Kolomb'un vardığı ama Bir türlü keşfedemediği büyük toprak parçası...

Sonrasında Portekizlilerin de ayak bastığı hani! Neyse ki Papa'nın huzurunda Portekiz ve İspanya bilinen topraklar "sömürge alanlarını" paylaşılırken bu büyüklüğünü bir türlü anlayamadıkları yeni keşfedilen kara parçası İspanya'nın olmuş.

Hasılı,sömürgeci Avrupalılar Amerika kıtasına vardıklarında kabileler halinde dağınık yaşayan yerliler vardı. Bildiğiniz sizin bizim gibi "insan" olan yerliler. Nerdeyse altmışa yakın lehçe kullanan, doğadan beslenen, balıkçılık da dahil avlanan ve tarımla ilgilenen kendilerince beşeri ilişkileri olan insanlardılar yerliler. 15.ve 16. Yüzyılda toprakları keşfedilmeden önce bir çeşit basit, ilkel ne derseniz artık belki taş devri şartları ama yaşıyorlardı ve insandılar. Sever misiniz bilmem ama çikolatayı onlara borçluyuz mesela.

Avrupalılar zamanla kıtaya koloniler kurarak yerleştiler ve fakat yerlileri kırıp geçirerek. Çok büyük bir kısmı Avrupalıların taşıdıkları bulaşıcı hastalıklar sebebiyle bağışıklığı olmadığından telef oldu. Bir kısmı zalimce öldürüldü , köleleştirildi ya da melezleştiler vs...

"Yerliler" o toprakların yerlisiydi ... Yeni gelenler ise "Beyazlar"...

Kolomb günlüğüne yerliler ile ilgili ilk izlenim olarak " Gelişmiş ve sağlıklı vücutları var... Bunlardan iyi köle olabilir. Elli kişiyle bunların hepsine boyun eğdirebilir istediğinizi yaptırabilirsiniz" diye yazıyordu.

Kristof Kolomb'un günlüğüne yazdıkları enteresandır. Yerlilerin inanılmaz cömert ve dürüst olduklarından bizzat bahseder . "Onlar, isteyene istediğini hemen verirler ve bunu o kadar büyük bir zevkle yaparlar ki, aynı zamanda kalplerini de verdiklerini sanırsınız" demiştir.

Küba'nın işgaline katılan genç bir papaz olan Bartolome Las Casas'ın yerlilere yapılan işkence ve soykırımlara dayanamayıp vicdanını dinleyerek Kolomb'un günlüğünü kopyalayıp aynı zamanda kendi şahit olduklarını da yazmış ve bu insanlık dışı tutumları ispatlamaya çalışmıştır.

Ezcümle Las Casas'ın anlattığı şu olay için yazdım tüm bunları: 
İstilacılar , odun yığınağıyla beraber yakılmaya mahkum edilen bir kabile reisini yakmadan önce adet olduğu üzere cennete girebilmesi için Hristiyan olmaya davet ederler. Kabile reisi, cennette "beyazların" olup olmadığını sorar. İstilacılar Sorusuna pek gururlanarak olumlu cevap verince, ölümünden sonra böyle acımasız insanlarla karşılaşmaktansa, dinsiz olarak ölmeyi tercih ettiğini söyler kabile reisi...

***
Yerlilerin, yerinden edilme hikayesi böyle başlar.
Aztekler, pagan inanışlarına göre önceden doğuya giden "beyaz yüzlü tanrılarının" bir gün döneceğine inanıyorlardı mesela... Aztekler bu gelen beyazları, tanrılarının temsilcileri sanmışlardı ve bu aldanış sonlarını getirdi...

Telef olan yerliler yerine siyah köleler ile devam eden "dünyayı modernleştirme" hikayesi... Yüz yıllar süren bitmeyen bir akın ...Geri kalmış tüm kültürleri maddi manevi birikimine bakmaksızın imha edip kendi kültürünü empoze ederek devam etti... 

Bitti mi? Sizce...

***
Sonra "beyaz yakalılar" meselesi var. 
Beyin işçisi diyelim, "mavi yakalıları" yöneten!
Sosyolojik ve tarihsel olarak baktığımızda "beyaz" neyi temsil ediyor?
Elan dolaşımda olan bu kelime taşıdığı onca ağırlığı kaldırabiliyor mu?

Nasıl haksızlık etmeden tarifi olur bunun? 
Bizim beyazlardan el alışımızın öyküsü ise oldukça hazin!

Dünyanın ilk "Ateist" devleti ilan edilen yıllarca kapalı rejim uygulanan Arnavutluğa
Avrupa'nın sadece bir sokağıyız diyen Kosova'ya 
Dünyanın gözü önünde soykırıma uğrayan Bosna'ya 
Makedonya'ya, Kırım'a ... Bakmadan okuyamayacağımız bir hazin öykü bu...
Ve tabii kendi halimize!

***
Beyazların sözü geçse de gücünün yetmediği bir toplumumuz var bizim.
Buradan başlayalım düşünmeye. 
Dünyanın kıymetli ve aldatıcı güzelliklerine talip olanların tuttuğu eli bıraktığı nerde görülmüş ki biz de görülsün. Hem zaten ayrıştığımız yer tam da burası değil mi?

Yaşadıkları tüm o müreffeh hayatın üstüne basıp geçtikleri toplumların talan ettikleri dünyalarına makyaj olmasına izin vermemeliydik. 
Bu ülkenin evlatlarına şimdilik iki şeyi revize edin yeter. 
Tarih derslerini ve yeterlilik sınavlarını...

Şaka tabii... Ne yeterlilik sınavlarıyla liyakat sahibi olunur ne de derste tarih öğrenilir.
Biz göbeği bıçakla kesilmiş bir milletiz çok kanadık... Daha da kanayacağız. 
Rahme tutunmadan yaşamayı başarmış nadir embriyoyuz desem hatalı bir metafor olmaz sanırım. Pek tabii gelişim bozukluğumuz oldu/ olacak ...

***
"Beyaz" olmak kolay, zor olan rengini koruyabilmek bu devirde!

***

Kim bilir, bütün dünyanın istenmeyen çocukları bir gün birleşir ve "beyaz adama" sorabilir: 

"Sen kimin çocuğusun?" diye... 

LAL
Belki de diyorum ; 
Birbirimizi hiç bulamadığımız için kaybetmiyoruzdur... 

Anahtar Kelimeler: Nimet Er, Köşe Yazısı, Amerika, Keşifler

reklam
Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"