A. Raif ÖZTÜRK
  • 06/05/2024 Son günceleme: 06/05/2024 09:04
  • 1.089

Düşününüz ki; büyük bir fabrikanın alev alev yandığını fark ettiniz.

İçinde çalışanların çoğu, akrabalarınız ve çok sevdiğiniz yakınlarınız. Hatta çalışanların çocuklarını barındıran, bir de kreş var ve şu anda yeğenlerin de o kreşteler.

Bu yangını görür görmez “YANGIN VÂAAARR”, “YANGIN VÂAAARR” diye bağırdıktan sonra, görev yapmanın rahatlığı içinde oturup, keyifle çay içmeye başlar mısınız?

Yoksa bir taraftan bağırırken, diğer taraftan canla-başla çabalayarak, yangının içinden en çok kişiyi canlı çıkarabilmenin telâşıyla, ölesiye saldırır mısınız?

Elbette hiç tereddüt bile etmeden, kan-ter içinde kalsanız da, yorulmalarınızı, ciddi yaralanmalarınızı, hatta ölmenizi bile göze alabilirsiniz, değil mi?

Böylece, en doğrusunu yapmış olacağınızdan, son derece emin olursunuz.

Zaten insan olmanın, aklın ve vicdanın gereği de budur…

Fakat insan olarak öyle müthiş bir yangın ile karşı karşıyayız ki, bu yangının içinde eş, evlat, torun, yeğen, kuzen ve yakın akrabalarımız da var. Bu durumda bizler, belki birinci maddedeki kişi gibi bile davranamıyoruz!

Veya bazılarımız birinci maddedeki gibi davranınca, sanki görevimizi yapmış olduğumuzu zannediyor, o yangını söndürmek için hiçbir risk almıyoruz…

O MÜTHİŞ YANGIN; Merhum Mahmud Efendi Hz.’nin, “Allah aşkına acıyın bu insanlara. Sel gibi cehenneme akıyorlar” diye haykırdığı, Bediüzzaman Hz.’nin de “karşımda müthiş bir yangın var, içinde evlâdım tutuşmuş yanıyor” diye haykırdıkları büyük yangındır.

Bu müthiş yangının sebebi; bir asra yakın zamandan beri okullarımızda, neslimizin dünya ve Ahiret selâmeti adına, Dinî ve Ahlâkî eğitim verdiremediğimiz için, genellikle menfaatperest, deist ve ateist bir nesil yetiştirmektir.

İlk yarım asırda, bu Din, Ahlâk ve Kur’an eğitimleri de, hatta ezan bile tamamen yasaklanmıştı. Bu zaruri eğitimleri gizli gizli vermeye çalışanlar ve ezanı yanlışlıkla orijinalinden okuyanlar, devlet gücüyle yakalanarak, ya cezalanmış, ya yakalanıp fâili meçhullere atılmış veya cami avlularında idam edilmişti.

Son 30-35 seneden beri bu tabular kısmen yıkılmış olsa da, hâlen bazı engeller aşılamadığı için, Milli Eğitim Sistemimize maalesef gerekli neşter vurulamamıştır.

Son 20 senede ise maalesef “Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmâl ettiğiniz nesil, imar ettiğiniz şehri tahrip eder” atasözümüz fiilen tezahür etti. Yani kalkınma, sanayileşme, büyüme, havaalanı, yol, köprü, tünel, hastane, üniversite derken, Milli Eğitimimiz maalesef ihmal edildi...

Bunun içindir ki okullarımızdan hâlen; deist, ateist, menfaatperest, Yüksek tahsil yapma avantajlarını halkı soymada kullanan, gasp eden, çeşitli hilelerle masum kişilerin hesaplarına el koyan nesiller çıkmaktadır. Özellikle yüksek tahsillilerin, (Çiftlikbank, Titan Zinciri, Kripto, Bitkoin vb.) saadet zinciri bankalar kurarak, yüzbinlerce kişinin ömür boyu biriktirdiği servetler gasp edilmektedir.

ŞİMDİ SORUYORUM:

Hani “bir okul açmak, bir hapishane kapatmaktı?”

Bir değil binlerce okul açmadık mı?

CEVAP: Elbette “O eskidendi” denilecek.

Bakınız, Ülkemizde ilk cezaevi 1870 Yılında Sultanahmet Hapishane-i Umumî adıyla kuruldu. Bu atasözünün söylendiği 1900’lü yılların başlarında, Ülkemizde sadece 15 civarında Hapishane (Cezaevi) vardı. Mahkûm sayısı çok az idi.

1 Ekim 2023 itibariyle ise Türkiye'de; tam 405 ceza infaz kurumu (cezaevi) bulunuyor. Sadece birisinde (Silivri’de) 16 702 hükümlü, 3765 tutuklu, 2857 hükümözlü; toplam 23 319 kişi bulunuyor.

Benim derdim bunları ifşa etmek değil, okullarımızda yetiştirilen masum neslimizin durumunu tahlil etmek ve tedbir alınmasını teşvik etmektir.

Eğer tedbir alınmazsa, bu VAHİM DURUM artarak devam edeceği gibi, böyle bir nesil sadece dünyevî cezaevleriyle kalmayacak. Ahirette de Allah korusun, Cehenneme müstahak bir nesil yetişecek. Aynen; Merhum Mahmud Efendi Hz.’nin, “Allah aşkına acıyın bu insanlara. Sel gibi cehenneme akıyorlar” buyurduğu gibi…

İşte bunun içindir ki sadece “YANGIN VÂAAARR” diye bağırmakla ve yazmakla bırakamıyorum. Yegâne kurtuluş çarelerini de ilân ediyorum.

Nesilleri ihya etmenin en önemli kaynağı Milli Eğitim olduğu için, Din ve mukaddesat düşmanları tarafından, önce bu kaynaklara müdahale edilmiş ve tahripte de başarılı olunmuş.

ÇÖZÜM DE elbette, MİLLİ EĞİTİMİMİZİ, tek taraflı eğitimden kurtarıp, ÇİFT taraflı (yani Fen ve Din ilimleri birlikte) GERÇEK eğitim sistemine, ÂCİLEN geçirmektir. Çünkü, “Varını yoğunu Dünyaya versen de, Dünya seni cepsiz bir kefenle Ahirete sevk edecek.”

İşte bunun içindir ki birçok önemli cemaatler ve Bediüzzaman Hz., tüm mesâilerini ve ömürlerini; Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhya-yı Din ile olur şu milletin ihyası” prensibi üzerine tahsis etmişlerdir. Yani “Şu milleti tekrar huzurlu bir hayata kavuşturmak için, önce Hak dini hayata kavuşturmak şarttır.”

Hatta Dünya sınavının gayesi olan, “insanlığın Cennetlik olabilmesi”, Yüce Dinin ihyasıyla, yani en bilinçli ve güçlü bir şekilde hayat bulmasıyla mümkündür. Vesselâm.

 

Yazarın Yazıları