Yaklaşmayın asker selamı çakarız

  • 31.10.2019 17:52
  • Okunma: 1783 kez

Çırpınırdın Karadeniz
Bakıp Türk'ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına

Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Fırtınalar dursun yana
Yol ver Türk'ün bayrağına...

"Evlatsız oluyor da, vatansız olmuyor yavrum"

"Ciğerim, burnundan kan mı geldi yavrum, senin kanına gurban, senin Allah'ına gurban"

Pardon da bu laflar dille değil, şehit analarının dim direk yürekleriyle sese dönüşmüş cümle değil taştır taş. Kalpsiz ve düşüncesizce ahkâm kesenlere iste kafaları için, ister olmayan vicdanları için fırlatılmış taşlardır. Ebabil kuşlarının ağzından düşüp paramparça eden taşlar misali.

Güzel yavrum henüz bir buçuk yaşında değil, ama haklı olduğu davada öyle bir savunma yapıyor ki; akla zarar. Elinden kendine ait küçücük bir objeyi almak için tüm kuvvetimi orantılı şekilde kullansam da başaramayacağımı anlıyorum, çünkü vermiyor, hakkı olanı kimselere teslim etmiyor. Hem de dört minik parmağı kızarana, sesi kısılana kadar bağırarak. Türk kızı Türk. Anlıyorum ki; Her Türk cidden asker doğuyor. Hak ve mukaddesat için ne gerekirse yapılıyor bu coğrafyada, bebeğinden dedesine, askerinden öğretmenine, anasından gelinine kadar... Kimse gözyaşı dökmüyor yavrusuna, kuzusuna, eşine, babasına, ağabeyine. Bu nasıl metanet, nasıl ciğer, nasıl iman Ya Rab! Adına, şanına kurban olduğum Mevla’m: Böyle yüreği o şehitlerimize, onların sevdiceklerine, hep beraber bize verdin ya, hamdolsun!

Ben diyorum ki dostlar, tam da bu gözlemleyip çok az saydığım sebepler dahi bana yeterli. Yoksa gönül ister ki sinek kanadı dahi kopmasın bu âlemde. Fakat bu âlem zıtlıklar âlemi. En çok da iyiyle kötünün savaşının âlemi. Öldüren, yakıp yıkan, kendinden başkasına dünyayı layık görmeyen, bu sebeple de kullandıkları maşalar eliyle dünyayı ateşe verenler... Ve sen varsan ben de varım ve bu oyunu yıkarım, gerekirse senin dilinle savaşırım diyenler ordusu var. Genellikle de ne hikmetse(!) bu ikinci grup, hep hakkaniyet tarafındaki Müslüman ülkeler oluyor. (Satılmışları saymam asla, adı üstünde Müslüman fakat satılmış güruh) Kısacası biziz dostlar, biziz. Evet, canım yanıyor, yavrular, kardeşler şahadete yürüyor. Allah'ım gazabıyla muamele etsin kâfirler topluluğuna. Ancak kanata kanata da olsa kurutmak lazım gelmez mi cerahatli yarayı? Ve kim yapacak bunu? Ya da ne zaman yapacağız şimdi değilse? Yarın başkentimize, ana şehirlerimize nanik yapıp "biz ülke kurduk, alcaz gitcez" dedikleri gün mü? Allah aşkına az biraz geçmişi doğru kaynaklardan, geleceği de aklıselim iş bilir uzmanlardan dinleyelim. Hangi topluluktan olursa olsun, vatan aşığı olsun yeter. Dinlediğimizde ( ki ben sürekli sağlı-sollu dinliyorum) anlayacağız ki aklın yolu bir. Mecburiyetler var, kamuoyuna yansıtılmayıp arka planda işlenmeye çalışılan oyunlar var, bu oyunları yutmayıp çalışan- direnen biz varız. Hamdolsun.  

"Allah'ımıza Hamdolsun. Milletimiz Varolsun." 

Bence bize düşen çok görev var. Örneğin havada, karada, sosyal medyanın her tarafında selam çakmak. Ne diyeyim adamların sanki suratına Osmanlı tokadı çaktık ya hu... Nasıl eğlenceli billahi. Adamlar her şeye küsüyor, her selama darılıyor, her galibiyet sevincine soruşturma başlatıyorlar. İlginç, hiç de anlamadık içinizdeki öfkeyi. Salyalarınız UEFA'nın merdiveninden sızıyor Avrupa'ya. Sıkıysa Griezmann ile Fransız Başbakanı Macron'a da açsanıza soruşturma. Ne de olsa selam verdiler güzel güzel.

Ama biz Şenol Hoca gibi düşünüyoruz: Hatırlarsanız Güney Kore'den 3.'lükle dönüyorduk ve "Önemli olan neye sahip olduğunuz değil, kimle paylaştığınızdır" demişti Hoca. Biz Milli Boksör kızımız Busenaz'ın da, Güreşçimiz Enes'in de, Jimnastik Şampiyonu İbrahim'in de, Milli futbolcularımızın da tüm galibiyetini yüreğimizde ilmek ilmek paylaşıyoruz. Ayrıca selam çaktı diye Avrupa'da oynadıkları kulüpleriyle ilişiği kesilen Türk futbolcularımıza da hayranız. Gururumuz birken bin oluyor. Merak edilen tekrar cevap buluyor; Türklerde olup da bizde olmayan ne? Ahanda bu, elle tutulmayan, gözle göremeyeceğiniz yeri kalpler olan vatan sevdası, kardeşlik bağı, memleket toprağı, ölümsüzlük aşkı... Yani conconlar uğraşmayın, anlayamazsınız, genetik bilimleriniz üretemezsiniz, laboratuar ortamınızdaki kimyasallar buna yetmez. Haydi, geçmiş olsun, oyun başladı. Rabbim karınca misali doğru tarafta yaşayıp, doğru tarafta ölmeyi nasip buyursun.

İSTANBUL'UN ABDESTİ Mİ KAÇTI?

Tatilden Notlar

Canım Anadolu. Gidiyorsun, kalıyorsun, geziyorsun, yiyor-içiyorsun tık yok. Be güzellik; aynı enflasyon, aynı terör, aynı üçüncü sayfa haberleri, aynı düzenbaz ve çakallar sana uğramıyor mu? Hey maşallah, vallaha tık yok. Duru güzelim, safi yeşilim, safir mavim çok güzelsin ve dingin. Herkes çadırda karpuz-ekmek, deniz kenarında on numara beş yıldız yaşıyor senin bağrında. Kimsede ne stres, ne öfke, ne kabalık. Unutturuyorsun adap dışı her hali, sinir bozan her haberi, insanı çıldırtan her adaletsizliği, dansöz kılıklı her düzenbazı. Anasın sen gerçekten, şu Türkün kalbine.

Peki, ama ben şimdi İstanbul'a, yârimiz - sevdiceğimiz İstanbul'a ihanet mi ediyorum? Delicesine severken kızmam neden? Niçin beni halden hale koyuyor tıpkı sizlere yaptığı gibi? Ya da onbeş gün kaldığım uzak diyarlar niye bu kadar ruhumu okşuyor da İstanbul içimi buz kestiriyor? Eren evliya şehri, maneviyat dergâhı, her sokağı ayrı dua, her ağacı ayrı sena, her camisi ayrı manzarayken, neden? Yoksa yârim İstanbul'un abdesti mi kaçtı, namazı mı bozuldu? 

Katışıksız, hilesiz şehir İstanbul: Affedebilecek misin bizi? Üzerinde sözüm ona yaşıyoruz diyerek tepişen bizler, ne çok üzdük-ezdik seni. Kapanın kaçanın elinde, yetim misali kaldın ya güzel belde. Tadın kalmadı, sokakların çürümüşlük kokar oldu, denizin ise bulanık. Kıyılmaz sana güzel şehir, kutlu şehir affet bizi. Kendi kişisel ve örgütsel hegemonyamızda sana zulüm ede ede geçen aylar için, senin-di benim-di, sen git ben kalacağım, ben layığım sen değiller sebebiyle çıkardığımız rezillik tablosu için. Ben yönetirim, yoooooook ben daha iyi yönetirim, hayır bilakis ben yönetirim diye diye seni kullandığımız için. Lütfen affet İstanbul, özür dilerim. Bugüne gelene kadar yaşattığımız kader ve geldiğimiz kader için. Özür dilerim.

Anadolu elbet güzel, ama sen Anadolu'nun pırlantalarla işli gerdanlığısın. Sen baş tacısın. Geçici çirkinliğin bizden mütevellit. Ancak biliyorum kalmayacak sende bu hal, saraylar layığı can İstanbul. Bu zulüm elbet bitecek. Elimizle, dilimizle, gönlümüzle seni iyileştireceğiz âşıkların olarak. Sen şiirsin, biz mısra aralarında sana tekrar aşk tazeleyeceğiz. Sonra üçüncü sayfa haberleri, layıklarının sen ise bizim olacaksın tüm zarafetinle. Her şeyden, herkesten sıyrılıp letafetli, nezaketli, sanat yürekli insancıklarınla.

YAZMAK İSTEMİYORUM

 

Tüm yöneteceğiz diyen cemaatin, bıktıran kavga ve yalanlarını

Tüm yöneteceğiz diyen cemaatin, kendi arasında küfürleşip mahkemelerde mesai harcamalarını

Tüm yöneteceğiz diyen cemaatin, tecavüzcüyü aramızdan def edemeyişini

Tüm yöneteceğiz diyen cemaatin, birbirleriyle el sıkışamayıp  her gün elin frenkleriyle dedikodu yapmalarını
 

Atasını, dedesini unutan ya da utanan bizi

Bizim hala dişe dokunur şekilde söz ve tepki üretemeyişimizi, cümlesinin aklının başına gelmesi için en yüksek perdeden haykıramayışımızı...

Şehitlere "gitmeselerdi ölmeyeceklerdi" diyen ve ölümün bir salise bile geciktirilmeyeceğini bilemeyen cahilleri

Başka kıtalardan koltuğa yayılıp, klavyeden vatan savunması yapabildiğini sanan budala artistleri

İçimizdeki hainleri

Eldeki imkânlarına rağmen bir araya gelip, toplaşıp-sarılıp aynı cümleyi hep bir ağızdan haykıramayan 600 görevliyi!                    

 

EN SEVDİĞİM SÖZLER/İŞLER

İyi ki varsın EREN

Vatan sana canım feda

Ayağınıza taş, gözünüze yaş değmesin

Düğüne gidiyoruz biz

Türk bayrağını elimizde sallamak bir onurdur. Türkiye'yi seviyoruz. Harekâtı destekliyoruz. (ABD'deki Siyonizm karşıtı Ortodoks Yahudilerinin pankartları)

Depremde Sultangazi'deki ilkokulda yürüme engelli arkadaşlarının koluna girip dışarı çıkartan iki yavrumuz

Azdan az gider. Çoktan çok gider

Midyat'taki ilkokul'da​  görev yapan; kitapta gördükleri pizzayı tatsınlar diye tüm öğrencilere beslenme saatinde pizza ikram eden Cahit Hoca

Tohumlarını almayalım, onları da aç bırakalım, üsleri kapatalım diyen Yıldız Tilbe

Yaparsın kızım, başarabilirsin bebeğim diyen anne-baba

Alıntı da olsa "Mucize Doktor" gibi dizileri televizyonda görebilmek

 Engeller, kuytular, kuyular, karanlıklar kötülerin olsun, "sevmekle yoğrulmuş bir kalp" bizlere ve dünyaya yeter. Bizi aşk kurtaracak. İlle de Allah aşkı hem de... Hak, hakkaniyet aşkı. 

 Şehitlerimize rahmet, sevdiceklerine ve hepimize sabırlar diliyorum. Baki Huda’ya emanet olunuz.

 

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları