Muharrem ERGÜL
  • 18/05/2024 Son günceleme: 18/05/2024 21:31
  • 2.787

"Çocukluğumda bir Arabistan şehrinde ihtiyar bir kadın tanımıştım. Sık sık hastalanır, humma nöbeti başlar başlamaz İstanbul sularını sayıklardı.

Çırçır, Karakulak, Şifa suyu, Hünkâr suyu, Taşdelen, Sırmakeş...

Adeta bir kuşun peltesi gibi ağırlaşan dilinin altında ve gergin, kuru dudaklarının arasında bu kelimeler ezildikçe, fersiz gözleri canlanır, bütün yüzüne bizim duymadığımız bir şeyler dinliyormuş gibi bir dikkat gelir, yanaklarının çukuru sanki bu dikkatle dolardı. Bir gün damadı babama:

Bu onun ilacı, tılsımı gibi bir şey. Onları sayıklayınca iyileşiyor, demişti."

Yurt hasretini, vatan hasretini, memleket hasretini, Anadolu'dan Arabistan'a göç edip orada yaşamak zorunda kalan ihtiyar bir teyzenin yaşadığı dramı, Falih Rıfkı Atay, "Beş şehir" adlı eserinde böyle anlatıyordu.

Geçtiğimiz hafta bir çalışma ziyareti için İzmir'in sakin ilçesi Urla'daydım. "Urla'nın sahil kesiminde göreceğin bir sokak ve hayli dikkatini çekecek" diyen arkadaşım daha fazla ipucu vermemişti.

Neyse ki, sakin ve tenha olan Urla sahilinde sokak ve ev hemen karşıma çıkıvermişti.

Sokağın adı Yorgo Seferis sokağıydı ve sokağın hemen başında "Yorgo Seferis bu evde yaşamıştı" diye de bir tabela vardı.

Yorgo Seferis ismini çok iyi biliyordum. Fakat Yorgo Seferis'in eski "Vourla" bugünkü adı "Urla" olan bu sakin ilçede doğmuş olduğunu yeni öğreniyordum.

Yorgo Seferis, 20. Yüzyılın önemli Yunan Şairi olarak biliniyor. Oysa Yorgo Seferis'in doğduğu 1900 yılında Urla Osmanlı-Türk toprağıydı. Yani Yorgo Seferis Türk topraklarında doğmuş Rum asıllı bir Türk vatandaşıydı.

Şair ve diplomat olan Yorgo Seferis bu toprakların birikimiyle Nobel Edebiyat Ödülü de almıştı.

Yorgo Seferis Urla'da ortaokul eğitimini tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte zorunlu olarak Yunanistan'a taşınmış ve daha sonra Yunan vatandaşlığı almıştı. Büyük şair ve diplomat Yorgo Seferis'i anlatan kaynaklar ne yazık ki, onun Anadolulu bir Rum olduğunu görmezden gelmişti. Türkiye kaynaklı anlatılarda onun zorunlu olarak Yunanistan'a göçtüğü gerçeğini de önemsememişlerdir. Ne olursa olsun Yorgo Seferis bizim kültürümüzün bir bakıyyesiydi. Onun bütün şiirleri buram buram Anadolu kokuyordu.

Çocukluk evinden sürgün edilme duygusu Yorgo Seferis'in şiirinin ana temasını da teşkil edecekti.

Anadolu'ya hasretiyle, Yunanistan'a sürgün edilmenin kırıklığı Yorgo Seferis'in duygu dünyasını ve şiirini de şekillendirmişti. Bakın bir şiirinde bunu nasıl anlatıyordu:

Nasıl ki kalkar,

doğup büyüdüğün şehre gidersin bir gece

ve bakarsın temelinden yıkılıp kurulmuş o şehir

ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları

onları yeniden bulmanın umudu içinde.

Yani, Yorgo Seferis Urla'yı hiç unutmamıştı. Tıpkı, Arabistanlı ihtiyar kadının İstanbul sularını unutmadığı gibi.

Yorgo Seferis, Urla'nın, bağlarını, zeytinliklerini, mandalina bahçelerini, balık tutulan o güzel günlerini ve de illa ki burnunda tüten gül kokulu Urla sokaklarını.

Yazımın başında demiştim ya, bir çalışma ziyareti için geçen hafta Urla'daydım diye.

Urla'nın bir başka sokağını tarif etti arkadaşlar bana. Yeni bir sürprizle karşılaştım. Sokağın adı şair, yazar ve devlet adamı Necati Cumalı'ydı. Evi de hemen sokağın başındaydı.

İki katlı bahçeli kesme taştan yapılmış bir evdi. Gayet güzel aslına uygun bir restorasyonla ev ahşaptan pembe tencere kapaklarıyla biblo gibi duruyordu.

Benim için sürpriz olan, Necati Cumalı'nın bugün Yunanistan sınırları içinde kalan eski adı Cumayeri, bugünlü adı Florina'da doğduğu ve ailesiyle birlikte 1923'te Türkiye ile Yunanistan arasındaki zorunlu nüfus mübadelesi kapsamında Türkiye'ye göç ederek Urla'ya yerleşmesiydi.

Necati Cumalı, öykü, şiir, roman, tiyatro oyunu, hatıra, senaryo konularında altmışa yakın eser vermiş edebiyatçı ve devlet adamımızdır. Özellikle, boş beşik ve susuz yaz filmleri onun muhteşem kaleminin büyük başarısıdır.

Necati Cumalı, doğduğunda Osmanlı toprağı olan, ancak bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Florina'yı hiç unutmamış. Yazdığı bütün eserlerinde ata dede toprağı olan Florina hasretini ilmek ilmek işlemiştir.

"Makedonya 1900" adlı öyküsü bunun en güzel örneklerinden biridir.

Şiirlerinde de bu hasreti görürüz:

"Evlerinin avlusunda ayva, nar
Sedirinde acı biber rengi bir kilim
Odan ıslak tahta kokar biraz da toprak
Gözlerim sana değer ısınır.
"

Kadere bakın ki, Urlalı şair, edebiyatçı ve diplomat Yorgo Seferis, zorunlu bir göçle Yunanistan'a giderken, Yunanistan'dan da Urla'ya şair, edebiyatçı ve devlet adamı Necati Cumalı zorunlu bir göçle geliyordu.

Yorgo Seferis'in unutamadığı Urla gibi, Necati Cumalı da Florina'yı hiç unutamıyordu. Biri Urla'yı, diğeri Florina'yı, Arabistan'daki ihtiyar kadının İstanbul sularını sayıklaması gibi sayıklıyordu hiç şüphesiz.

Florina'nın o yemyeşil ovası, bağları, tütün tarlaları, çarşıları, mis kokulu sokakları Necati Cumalı'nın tüm eserlerinde adeta vücut bulmuş gibidir.

Balkanlardan Anadolu'ya zorunlu olarak göçen yüzbinlerce insandan biri Necati Cumalı'ysa, Anadolu'dan Balkanlar'a göçen yüzbinlerce insandan biri de Yorgo Seferis'tir.

Ne yazık ki bu zorunlu göçler onların kaderleri değil, dünyayı kontrol eden büyük göçlerin, kardeşçe yaşayan halkları birbirlerine düşman etme projesiydi.

Olan olmuş, gelinen noktada dostluklar düşmanlıklara dönüşmüşse, temennim "yaşlanmaz şair çocukların Urla'sı" gün gelir belki de düşmanlıkları dostluklara dönüştürecektir.

Bir gün Yorgo Seferis'le, Necati Cumalı'nın torunlarını Urla'nın gül kokulu sokaklarında görürseniz şaşırmayın olur mu?

Yazarın Yazıları