A. Raif ÖZTÜRK
  • 04/12/2023 Son günceleme: 04/12/2023 11:56
  • 2.687

Kasım ayının son haftalarında ülkemizi kasıp kavuran, çatıları uçuran, gemileri iki parçaya bölen, yüzlerce balıkçı motorlarını batıran dehşetli fırtınalara, sadece zarar ziyanı hesaplayarak “vâhvââahh” diyerek mi bakacağız?

Yoksa birçok dersler çıkarmalı mıyız?

Son yıllarda belâ, musibet ve meteorolojik olayların, Yüce Rabbimiz tarafından gözümüze sokulurcasına yaşatılması sebebiyle, birçok araştırmalar yapıp, yazılar yazmıştım. Bu konuda da ciddi araştırmalar yaparak, sizlerledertleşmek istiyorum.

Hiç şüphe yok ki bizlerin, şu dünyaya gönderilmemizin en önemli sebebi SINAVDIR.

Önceki yazılarımda bu konuyu onlarca Ayetlerle ispat etmiştim. Farklı ÖMÜR dilimleriyle takdir edilen bu sınavımız bittiğinde, buradan EBEDÎ ÂLEME zorunlu sevk edileceğiz. Sınav sevap(puan)larımıza göre, ya Ebedî Cennetlere veya Cehenneme atamalarımız yapılacak.

İnsanları bu zorunlu sınavında, şeytanın en çok tuzağına düşürdüğü konu ise ŞİRKTİR.

Yani, Yüce Allah’ın icraatlarını, tesadüflere, sebeplere veyatabiata vermektir. Oysa Allah, ciddi tövbelerle her günahı af ettiği halde, ŞİRKİ af etmiyor. (Bakınız, Nisâ 48. Ve 116.Ayetler.)

Ülkemizde ise bir asra yakın zamandan beri, okullarımızda maalesef körpe dimağlar, adeta ŞİRK TUZAĞINA itiliyor. Yüce Rabbimizin icraatları; tüm olayların arkasında fark edildiği halde, okullarımızda bu İlâhî Kudretkasten gizleniyor. Genç neslimize“TESADÜFEN oluyor, sebepler yapıyor, atomlar kendi kendine yapıyor, tabiat yapıyor” şeklinde dayatılıyor.

Meselâ; meyveleri ağaçlar yapıyor, sebzeleri toprak yapıyor, sütü inek, koyun, yumurtayı tavuk, balı arı yapıyor denildiği gibi, konumuz olan RÜZGÂR ve FIRTINALARIN da çeşitli isimler takılarak tesadüflere havale edilmesi, gençlerimaalesef ŞİRK batağına sürüklüyor.

Bugün biz, sadece konumuz olan rüzgâr ve FIRTINALARI ele alarak, kendimizi, çevremizi ve neslimizi, ŞİRK günahından kurtarmaya çalışacağız.

Meteoroloji ilmi, rüzgâr, fırtına, yağmur vs. olaylarını, kaynağında yaratıldıktan sonra; bu hızla şu kadar kilometreyi, şu kadar zamanda kat ederek, geliş istikametindeki bölgelere şu saatlerde ulaşacağını hesaplayarak, sadece yorumlar yapabilmektedirler.

Kaynağında yaratılış sebeplerini de teori olarak; “.ısınan hava yükseldiğinden, boşalan yere hücum eden hava akımına rüzgâr denir. Şu kadar Km. hızdan fazla olursa fırtına veya kasırga denir.” Şeklinde enjekte ediliyor.

Oysa bu teoriye göre, her zaman rüzgârların sıcak bölgelere doğru esmemesi, bu teoriyi çürütüyor. Hele hele Fırtına, Tayfun, kasırga, bora vb. rüzgâr çeşitlerinin, anlık, dakikalık ve saatlik yön değiştirmeleriyle kasıp kavurmaları, metafizik olayların yaşandığını çok net ispat ediyor.Öyle ya, hiçbir olay tesadüfen olamaz ve mutlaka bir fâili vardır ve olmalıdır. (Bakınız; A’raf 57.Hicr 22. Furkan 48. Rûm 48-51. Fâtır 9. Vb. birçok ayetler.)

SORU: Her şey böylesine apaçık ortadayken, acaba niçin bazı mihraklar bu gerçekleri örtmeye çalışırlar?

CEVAP: Bu FÂİL ve Yüce Yaratıcı bilindiği zaman, bir takım sorumluluklar ve yasaklar geldiği için, inkâr yoluna gidilerek kurtulunacağı sanılıyor.

Bu durum maalesef Milli Eğitimimize bile sirayet ettirilmiştir. Böyle bir eğitim sisteminde, nefis ve Şeytan da destek verdikleri için, yıkımda adına çok başarılı olunuyor.

Neticede ise İNANÇSIZ bir nesil ortaya çıkıyor ki, bugün şikâyet edilen soygunların, hırsızlıkların, gaspların, kadına tacizlerin, tecavüzlerin, çöpe atılan gayrimeşru bebek ölümlerinin, vs. birçok olumsuzlukların maalesef ana sebebi budur. Çünkü Allah inancından, ahret hesaplaşmasından, Cennet ve Cehennem varlıklarından mahrum bırakılan bir nesil, polis ve jandarmanın görmediği her yeri, cürüm işlemeye müsait bilecektir...

Bakınız bu konuda asrımızın Bedîsi ne diyor:

Mesnevî-i Nuriye; 92. Sayfa: “Mâlik-i Hakîkîden Gaflet,(Yüce Yaratıcının icraatından mahrumiyet) nefsin firavunluğuna sebep olur. Evet, taht-ı tasarrufunda (tasarrufunun altında) bulunan bütün eşyanın Mâlik-i Hakîkîsini (Gerçek sahibi olan Allah’ı) unutan, kendisini kendisine mâlik (sahip ve yetkili) zannederek, hâkimiyet (her istediğini yapabilir) tevehhümünde (zannında, kuruntusunda)bulunur. …

Evet; böyle bir nesilhem kendisine, hem de çevresindekilere EBEDÎ BİR CEHENNEM hazırlar…  

Genç nesillerimiz bir asra yakın;“Tabiat kanunları”, “tesadüfler”, “cansız, şuursuz atomlar”, “kendi kendine canlı oluşmalar”, vs. sebepler yaratıcı gösterilerek, İlâhî Kudret ve yüce yaratıcı ört-bas edilmeye zorlandı ve körpe dimağlar uyutularak ŞİRKE sürüklendi...

Bunun sebebi de, yaratılış gayemize yönelik mükellefiyetlerden kurtulmak, günlerini gün edebilmek için, bazı yasaklardan kurtulmak ve işledikleri cürümlerin hesabından, sözde kurtulmaktı. Pek tabiidir ki bu durum; devekuşunun, avcıdan kurtulmak için kaçmak istemediği zaman, başını kuma gömerek beklemesi gibi komik ve abes bir şeydi.

İşte son yıllarda ülke olarak yaşadığımız depremler, seller, gemileri batıran ve çatıları uçuran FIRTINALAR;birçok kişilere zarar, ziyan hesapları yaptırırken, bendenize de ıskalanan bu gerçekleri de hatırlatıyor. Saygılarımla paylaşmak istedim, vesselâm…

NOT: Henüz nefes alıyorsak, SINAVIMIZ devam ediyor ve TÖVBE kapısı açık demektir…

Yazarın Yazıları