Muharrem ERGÜL
  • 25/10/2023 Son günceleme: 25/10/2023 19:34
  • 6.649

Gençler pek hatırlamayabilirler, yaşı yetenler iyi bilirler bu maniyi.

Mektup yazdım, yaz idi.

Kalemim kiraz idi.

Daha yazacak idim.

Mürekkebim az idi.

Bu mani daha çok şehirde oturup köy hasreti çekenler ya da, köyde oturup şehirdeki yakınını özleyenlerin yazdıkları mektupların sonuna eklenirdi.

Daha çok yazmak arzusu belirtilerek sözü burada noktalamanın güzel bir yoluydu bu ve benzeri maniler.

Öyle ki, bu mektuplar yazıldıktan sonra ortamda bulunanlara mektup okunurdu. Orada bulunanlar da, şuna selam söyle, bunu da ekle gibi hatırlatmalarda bulunurlardı. Mektup adeta kolektif bir havaya bürünürdü. Bazen birkaç kişinin, bazen bir evin tamamının, hatta bazen bir köyün ortak bir mektubuna dönüşürdü yazılanlar. Tabiri caizse mektubun yazıldığı yerde ne olup bittiğinin anlatıldığı dönemin yerel basını gibiydi bu mektuplar.

Mektuplarda havanın nasıl olduğu, kimlerin hasta olduğu, kimlerin vefat ettiği, yeni doğan çocukları, evlenenleri, bağı, bahçeyi, ahırdaki hayvanları, börtü böceği, askere giden ve gelenleri, yeni iş kuranları hatta hatta derelerin nasıl aktığı bile anlatılırdı.

Bu mektuplarla hasret duvarları aşılmaya çalışılırdı. Bahsettiğim dönem, evlerimizde telefon olmadığı, televizyonun bahsinin bile geçmediği, radyonun sadece zengin evlerini süslediği, gazetelerin herkese ulaşamadığı dönemdi.

Tek iletişim yolu, gelen gidenin verdiği haberler ve yazılan bu mektuplardı.

İşte böyle bir dönemin sembol ifadelerinden biriydi bu mani.

Mektup yazdım yaz idi.

Kalemim kiraz idi.

Daha yazacak idim.

Mürekkebim az idi.

Bir devri anlatan bu muhteşem mani ve yazıldığı mektuplar bugün maalesef unutuldu.

Yazıldıktan sonra topluca okunarak süzgeçten geçirilen o mektuplar artık yok. Ortak akla da artık ihtiyaç duyan da yok.

Devir değişti. Zaman ışık hızıyla yeni teknolojileri hayatımıza kazandırdı. İnternet çağına hep birlikte hoş geldik. Hoş geldik de, hoş mu geldik? Burası meçhul!

Geleneksel bütün yaşam kodları tepetaklak oldu. Hele hele hayatımıza internet ve cep telefonu da girince etik değerlerde erozyona uğradı.

Al eline telefonu, yaz ağzına geleni. Hakaret et, yalan dolan ekle, salla gitsin. Sonra da vay akılsız başım, ettim bir hata diye dövün. Ya da oh ne iyi ettim, verdim ağzının payını de.

Hiçbir filtreden geçmeden yazılanlar da; doğru ile yanlış, temiz ile kirli, akıllı ile kaçık bir anda yer değiştirebiliyor.

Doğruların yerini yalanlar, mazlumların yerini zalimler doldurmaya başlıyor.

Bu yalanların aktörleri de kenara geçip el ovuşturuyorlar.

İşte dünkü mektuplarla, bugünkü internet yalanları arasındaki en basit fark burada anlaşılabiliyor.

İnsanlar hiçbir süzgeçten, (vicdani veya yasal) geçirmeden bireysel olarak karanlık mahfillerde yazdıklarını istedikleri her mecraya internet aracılığıyla ulaştırabiliyorlar.

“Kontrolsüz güç güç değildir” reklam spotu gibi bunun tehlikeli bir hal aldığını artık hep birlikte haykırmalıyız.

Her ağzımıza geleni fütursuzca yazacak mıyız? Yoksa bir “es” verip biraz vicdan süzgecinden geçirecek miyiz? Bunu hep birlikte düşünmek zorundayız.

Oysa yazdıklarımız ve söylediklerimiz ortak aklın ve vicdanın süzgecinden geçip demlenmiş olsa daha az kirlilik olacağı aşikârdır.

Yazdıklarımızı “laf ola, beri gele” kabilinden değil, bir değer ifade etmesi açısından yazarsak tarihe not düşmüş oluruz.

Hiç unutmam, ünlü bir şairimizin yıllar önce benim de bulunduğum bir ortamda kendisini ziyarete gelen hayranına söyledikleri kulağıma hala küpedir.

Ünlü şaire hitaben hayranı, “Abi bu kitabım yeni çıktı. İçindeki hikâyeleri üç ayda yazdım. Matbaadan basılan ilk kitabı alıp size getirdim” diyerek şaire uzattığında ünlü şair, kitabı alıp hiç kapağına bile bakmadan kitabı karşı duvara fırlatarak, “matbaalar basıyor diye yazmak zorunda mısınız?” der ve sonra ekler. “Üç ayda bu kadar öykü nasıl yazılıp basılır? El insaf!” Sonra ünlü şair devam eder. “Koskoca Yahya Kemal bile bir şiire on yıl çalıştı” diyerek yazmanın ve doğru yazmanın önemini anlatarak hayranının gönlünü aldı. Orada bulunan bizler de bu olaydan ders aldık.

Her şeyi yazıp her şeyi konuşanlara bu ünlü şair abi bugün örnek olur mu bilemiyorum.

Neyse dostlar, mektuptan çıktık, nereye geldik? Geçen yazımda. “Agâh Efendi de aday mı” demiştim hatırlarsanız. Acaba diyorum bugün yapılan bu tür yanlış işler yine o Agâh Efendi yüzünden mi kim bilir?

Yazarın Yazıları