“Öyle bir fitne asrında yaşıyoruz ki, 150 sene önceki sadaka taşlarının yürürlükte olduğu yılları ve sabah siftah yapan esnafın ikinci müşterisini komşu esnafa yolladığı huzur, güven ve mutluluk yıllarını hasretle arar olduk.
”
Verdiği sözleri tutmayanlara gelsin…
Öyle bir fitne asrında yaşıyoruz ki, 150 sene önceki sadaka taşlarının yürürlükte olduğu yılları ve sabah siftah yapan esnafın ikinci müşterisini komşu esnafa yolladığı huzur, güven ve mutluluk yıllarını hasretle arar olduk.
Bırakın sadaka taşlarındaki gümüş para ve altınlara yoksulların ulaşıp, sadece birkaç günlük ihtiyacı kadarını alırken, “diğerleri başka muhtaçların hakkıdır” diyerek tenezzül etmemelerinin yerini bugün; alarmlı, bekçili, emniyetli ve çelik kasalarda olanlar bile yağmalanır oldu.
Çeşitli sahte isimler altında şirketler kurularak veya “ben savcıyım, hukukçuyum, polisim” vs. birçok yalan sözlerle ve çeşitli vaatlerle halk kandırılıyor ve sinsice soyulmaya devam ediliyor.
İşte bunların başında ana sebep olarak; “yalan söyleyebilmek, asılsız vaatlerde bulunmak ve verdiği sözleri yerine getirmemek” yatıyor.
Yani yalan söyleyebilen bir kişi, yalanlara sığınarak her türlü kötülüğü yapabilir…
Girizgâhta, birbirilerine zıt olarak, iki gerçek tablo sundum sizlere.
150 Sene öncesine kadar yaşanan sadaka taşlarının işletildiği ve esnafın birbirilerini kollama ve destekleme faaliyetlerinin yaşandığı zamanlarda, böyle huzur ve güven içinde yaşamaya “sebep olan motor gücü” acaba neydi?
- Bunu çok iyi tespit ederek belirleyip, en kısa bir zamanda ve tam bir kararlılıkla, o kaybettiklerimize tekrar sarılmaya mecbur olduğumuzu anlamak zorundayız…
Tarafsızca ve çok iyi bir analiz ve tetkik yapıldığında; o yıllardaki yardımlaşmanın, güvenin, imkânları birbiriyle paslaşmanın, kendi hakkına razı olmanın, başkasının hukukuna tenezzül etmemenin motor gücünün ve esas sebebinin, ‘GÜÇLÜ BİR ÎMÂN’ olduğu çok net görülecektir.
Bu güçlü İmanın, tüm halka kazandırılmasının gerçek sebebinin de, Medreseler, Tekkeler ve Zaviyeler, yani FEN ilimleriyle birlikte TÜM DİN İLİMLERİNİN de zorunlu olarak verilmiş olduğu da çok net bilinmektedir.
Evet, o günkü eğitim sisteminde tüm halka; FEN ilimleriyle birlikte DİN ilimleri de aynı anda ve aynı titizlikle veriliyordu.
Oysa Yirminci asrın başında ülkemizde, Lozan antlaşması altında yapılan gizli ve açık görüşmelerden sonra, eğitim sistemimizin rengi de felsefesi de 180 derece tersine işletilmeye başlandı. Yâni sipariş ve uyduruk bahanelerle Medreseler, Tekkeler ve Zaviyeler kapatıldı.
Yüce Dinimizin temel kitabı olan Kur’ân-ı Kerimin öğretilmesi ve okutulması bile yasaklandı. Kur’an öğretirken yakalananlar, ya hapislerde çürütüldü veya fâili meçhullerde imha ve yok edildi.
Buna mukabil tüm okullarımızda da Allah’ın cc icraatı ve Esma’sının tecellileri olan faaliyetler, tabiata ve tesadüflere havale edilerek, Allah’ın cc icraatı körpe dimağlarda örtbas edildi.
NETİCEDE İSE:
Yarım asırdan fazla bir zamanda ortaya, işte böyle, korkmadan, sıkılmadan, utanmadan yalan söyleyen, ikiyüzlü davranan, verdiği sözleri yerine getirmeyen, hatta başkalarının malında, kazancında, ırzında, namusunda, hatta huzur ve mutluluğunda gözü olan, arızalı ve kavgacı bir nesil ortaya çıktı.
Oysa Ahirette yargılanacağına inanan bir insan, hangi cürmü ve suçu işleyebilirdi ki?
Belediye başkanlıklarını ve oradaki maddi imkânları kazanıp, halkı istismar edebilmek için, hiç yapamayacakları hayal ürünü, parlak ve yalan vaatlerde bulunabilir mi?
Her kötülüğün başı ‘yalan söylemek’ olduğu için, her türlü kötülüğü yapan, yalana ve iftiraya sarılmıyor mu?
O Medreselerde akıllara, hafızalara, vicdanlara ve kalplere nakşedilen şu aşağıdaki ayetlere, yani Allah’ın cc emirlerine hiç aykırı hareket edilebilir mi?
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap nedenidir.” Sâff Suresi, 2 ve 3. Ayetler…
“Verdiğiniz sözü ve yaptığınız antlaşmayı yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” İsrâ süresi, 34. Â.
“Ey iman edenler! Akidlerin gereğini yerine getiriniz.” Mâide Suresi, 1. Ayet.
Şüphe yok ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında adâletle hükmetmenizi emreder! … Nisa S., 58. Ayet.
Şu son ayetteki “emanetleri ehline vermemiz…” hakkındaki çok önemli emri uygulamak için de ‘sağlam bir ÎMÂN’ şarttır.
Bu gerekli iman eğer zayıf ise; LİYÂKAT ve EHİL kişileri tercih etmek yerine, hiç yapamayacakları hayal ürünü, parlak ve yalan vaatlerde bulunanlara aldatılabiliyoruz…
İşte gerçekler bu kadar net olduğu için, bugünden sonra da 150 yıl önceki gibi; güven, emniyet, yardımlaşma, dayanışma ve huzur istiyorsak; o gün revaçta olanları, yani zorla kaybettirildiklerimizi, bu gün tekrar ciddi bir kararlılıkla sahiplenmek zorundayız.
Yüce Rabbimiz bizleri buna muvaffak kılsın. ÂMÎİN… Vesselâm.
YORUMLAR