Son Dakika
Recep ÖNCEL
  • 03/10/2022 Son günceleme: 03/10/2022 13:41
  • 1.559

1 Ekim 2022 tarihinde Birlik Vakfı İstanbul Şubesinde Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkan Vekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi 27.Başkanı Muhterem İsmail Kahraman Bey tarafından , ‘Vakıf Ruhu’ konulu, bir konferans verildi.

Doğrusu, bu konferansta ben yeni bilgiler ögrenme fırsatı buldum. Konferansta aldığım notları, okuyucularımın istifadesine sunuyorum.

‘’Vakıf ruhu geniş bir mevzudur.

Vakıf mühim bir meseledir.

Vakıf bir İslam hukuku müessesesidir.

Vakıf bir malın mülkiyetinin Cenab-ı Hak’ka aidiyeti demektir.

Kişinin malını Allah rızası için toplumun menfaatine sunmasıdır.

Osmanlı, bir vakıf medeniyetiydi. Devletin yaptığı iş güvenliği sağlamaktı. Osmanlı ‘da bütün hizmetleri vakıflar yapıyordu.

Vakıflar Dünya’nın itiraz ettiği bir husustu.

Diyelim ki bir yerde işgal var şahıslara ait bir mala el konulursa ses çıkarılmazdı.

Ancak, vakıflara ait bir mal olursa vatandaşlar tepki gösteriyordu.

Vakıf şuuru çok önemlidir.

Yabancılar, Paris ve Londra’ da ki görüşmelerde ‘vakıfları kaldırın’, dediler.

Vakıflara ilk müdahale II.  Mahmud zamanında yapıldı. Padişah,  Fransız aşığıydı onların etkisiyle, 1826 yılında vakıflara el koydu. Vakıf nezareti kuruldu.

Önceden şeyhülislam yetkiliydi.

İnsanların büyüklüğü dine verdiği değerle orantılıdır.

Eskiden divanda, Rumeli kazaskeri ve Anadolu kazaskeri vardı. Daha sonra onların yerine şeyhülislam oldu. Ve yalnızca aile hukuku yetkisi verildi.

Cumhuriyet döneminde bizim devletimiz vakıflara el koydu.

1926 yılında vakıf malları hazinenin oldu.

Daha sonra Allah rahmet eylesin, Balıkesir Milletvekili Aydın Bolak vakıflar kanunu yeniden yazdı.

Vakıf, bir malın mülkiyetinin Allah’a intikalidir.

Adamın 100 lirası var, bir su vakfı bir yol vakfı 50 ona, 50 ona ayırıyor. İş bitiminde birine biraz daha ihtiyaç oluyor. Ama birinden diğerine aktarma olamaz.

Bu şuur çok önemlidir...

Müslüman toplum iki dünyalıdır.

Pozitivistler tek dünyalıdır.

Biz iki dünyalıyız bizim amentümüzün şartlarından birisi, öldükten sonra tekrar dirilmektir. .

Vakıf işi; sadak-ı cariyedir!

Burada kişinin öldükten sonra hesap hanesi devam eder

Bizim insanlarımız vakfın hukukuna riayet eder.

Karşıya geçerken dahi vakıf arazisinden geçmez, ayakkabının altındaki toprak vakıf toprağıdır diye dikkat eder.

Bu kadar hassas bir toplumda sıkıntı olamaz.

Ecnebiler ise vakıf ruhundan mahrumdur. Yardımlaşma amacıyla vakıf kurarlar. Rockfeller, Soros vb. vakıf değildir.

Vakıf yalnız İslam hukukunda vardır.

Şimdi böyle vakıf yok.

Esasında, vakıf bir vakfedenin yazdığı vakfiyeye göre olur.

Cemiyetler kanunu, 1917 yılında katı hale geldi. Mal varlığına el konuldu. Bu sefer eski dernekler vakıf adını aldı.

Bu gün aslına uygun olmayan vakıfların düzenlenmesi ve yeni bir teşkilatlanma lazım.

Eski vakıflar farklıdır. Mesela Fatihin vakfiyesi var. Bir Vakfiye de hem dua hem beddua olur. Vakfiyede vakfın adı ve gayesi işleyişi olur.

Vakfa dokunulamaz.

Ama Ayasofya müze yapıldı.

Fatih’in bu vakfiyesi seneler sonra tekrar yerine geldi.

Şimdi, sokaklarda mobeseden korkuluyor.

Halbuki ilahi mobese devamlı görüyor.

Allah her yerde vardır!

Bir dönem, bu ülkede camiler satıldı. Mescitler satıldı. Sadece 1927 ve 1937 arasında 301 adet cami satıldı. Türbeler arsaları satıldı. Vakıf eserler satıldı. Toplam cami, türbe, mescit, hayrat toplam 2963 eser satıldı. Celal Bayar 2 yılda 1892 adet satmış, İsmet İnönü 1071 adet satmıştır.

Bazı camileri zenginler aldı. Bazılarını gayrimüslimler aldı, ahır yaptı, meyhane yaptılar.

MSP döneminde ANAP döneminde bunlar düzeltilmeye çalışıldı. AK Parti düzeltmeye devam etti.

Ayasofya açıldı. Pera bölgesine Taksim cami yapıldı.

Geçmişte, ülkede öyle büyük ihanetler yapıldı. Vakıflardan sonra Hilafetin ilgası oldu.

Osmanlının yurt dışına çıkartılması yapıldı. Her birine 2500 sterlin verildi. Diyarı küfre sürüldü. Bunlar Osmanlı bunlar Selçuklu bunlar bu toprakların sahibi.

Mesela Mısır da ihtilal oldu kral yurtdışına gönderildi malı verildi. Fransa’da yaşadı. İran’da Pehlevilere her ay maaşı verildi yaşadı. Osmanlı yokluk içinde yaşadı. Düşmanlık o derecede ileri gitti ki, Osmanlı hanedanına mensup birisi uçakta var ise, uçak Türkiye hava sahasında geçemezdi.

Öbür dünya da hesap meselesi olmazsa, yanlış yapılıyor.

Büyük yanlışlar yapıldı. Diyanet işleri başkanlığı kuruldu. Şeyhülislamlık kalktı.

Osmanlı bir vakıflar medeniyetidir.

İlk vakıf 1360 yılında Bursa’da Orhangazi tarafından kuruldu.

Osmanlı ufacık bir çadır devleti iken, 20 milyon m2 oldu.

Bu muhteşem bir vakıf şuurudur.

Laf olsun diye vakıf kelimesi kullanılmaz.

Biz Birlik Vakfı olarak,  insan yetiştirmeyi öne aldık.

Vakıf şuuruna Türkiye’nin ihtiyacı var.

Seküler, ateist, yetişiyor, lgbt gelişiyor.

Maalesef bunlar çöküntüye götürür.

Devlet işi idaresi lafla olmaz.

Ukrayna Devlet Başkanına dikkat edelim. Komedyen başkan olunca 2 yılda ülkeyi mahvetti, şimdi Rusya 4 bölgeyi aldı.

Biz bir komedyen başkanımı getireceğiz?

Gündelik modalar yanlıştır. Akıllı olmak lazımdır.

İyi çalışınca güzel neticeler alınıyor. Misal olarak, Ayasofya cami tekrar açmak bu güne kadar kimseye nasip olamadı. Cumhurbaşkanımıza nasip oldu.

Ayasofya, Fatih ve fethin semboldür.

Sultan Fatih 29 Mayıs 1453 Salı günü Ayasofya’nın önünde attan indi. Bu Cuma namaz burada kılınacak dedi. Ve ilk cuma burada kılındı.

Daha sonra ezanlar susturulmak istendi.

Ezanları susturanlar sükûta uğrar.

Kök ne kadar aşağıda olursa ağaç o kadar yüksek olur.

Tarih okumak lazım.

Papa altıncı Pol İstanbul’a geldi. Bekledi, özellikle Ayasofya’ya Salı günü ikindi Fatih’in girdiği zamanda girdi. Ayasofya’ da dua etti. Bunların kini böyle devam ediyor.

Kimseden korkumuz yok! Bu toprağın sahibi biziz. Bu bayrak, bu kan bizim.

Batı asla müsaade etmiyordu. Başkaları yapamadı ama Tayyip Erdoğan açtı. Yapılanlar, O’nun eseridir.

2023 yılı çok mühimdir.

28 Şubat ‘ta vakıfların ve inançlı insanların köklerini kurutmak istediler.

Allah hepimize güç kuvvet versin.

Osmanlının muhteşem bir toplumu vardı. Kültür,  sanayi, kalkınma, ekonomi hepsi muhteşem bir medeniyetti. Vakıf ruhu sayesinde bunlar oldu.

Sonra bir cihan devletini yok ettiler.

Vakıflara dokunmayalım. Vakıfları ihya edelim. Vakıf şuuruna sahip bir toplum meydana getirelim.

Bu yolda hizmeti olanlara, geçmişlerimize Allah rahmet eylesin.

Ruhlarına Fatiha okuyalım’ dedi ve sohbet bitti.

 Rahmetli Ali Ulvi Kurucu bey’le bir hatıramı anlatmak istiyorum.

Kendisi Medine-i Münevvere’de yaşıyordu. Her sene Konya’ya gelip, yaz döneminde sarraf Ziya beyin evinde kalırdı. Biz de rahmetli Nuri Baş abi ile o’nun sohbetlerine katılırdık.

Bir sohbette şöyle dedi; Türkiye’de bazılarının hesaplarına göre, bu gün memlekette Allah diyen insan kalmaması lazımdı. Hâlbuki şimdi memleketi namaz kılan hanımı tesettürlü bir insan yönetiyor.

Bendeniz, 21 sene Konya Büyük Selçuklu Vakfı yöneticiliği yaptım, halen Beykoz Süleyman Çelebi Cami Dernek başkanlığı yapıyorum.

Vakıf ve dernekler vasıtası ile İslami hizmetler yapmaya çalışıyorum. Ayrıca, Yeni Şafak ve Dost Beykoz gazetelerinde yazarlık yapıyorum. Şimdi, vakıflarla ilgili bir kitabım yayınlanıyor.

Kısaca, vakıf meselesi benim ilgi alanıma girmektedir.

Malum, vakıf İslam referanslı bir kurumdur.

Bilhassa Osmanlı döneminde, bu konuda zirve güzel uygulamalar yapılmıştır.

Cumhuriyet döneminde ise birçok yanlışlık olmuştur. Ancak son dönemde, ülke emin ellerde olduğu için iyi işler yapılmaktadır.

Ayrıca, bütün dünya da sivil toplum ve demokratik yaklaşımlar neticesinde, günümüzde vakıflar birer sivil toplum kuruluşu olarak dahada önem kazanmaktadır.

Bizim önerimiz;  bu kadar önemli olan vakıf kurumu bir genel müdürlük seviyesinden dahada ileri giderek, kabinede ‘Vakıflar Bakanlığı’ şeklinde temsil edilmelidir.

Netice olarak; Birlik Vakfında dinlediğim konferans benim için çok faydalı oldu, gerçekten istifade ettim.

Başta muhterem İsmail Kahraman Beye, Vakıf Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Alacacı Beye, Genel Müdür Hüseyin Gözgü Beye, İstanbul Şube Başkanı Hüseyin Öztürk Beye ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Yazarın Yazıları