Türkiye mülteci işgali altında

  • 29.09.2021 20:48
  • Okunma: 1379 kez

Av. Ferda KAZANCIBAŞI


Türkiye’nin mülteci adı altında yabancıların yerleşim yeri haline gelmesinde nerden kalkılıp nereye gelindiğini hep birlikte izleyelim.

1951 Tarihli Cenevre Sözleşmesi

28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nde Türkiye çekince koyarak, sadece batılı ülkelerden gelecek mültecileri kabul edeceğini savundu ve bu tez sözleşmeye katılan ülkeler tarafından kabul edildi. Böylece Türkiye doğu ülkelerinden kaynaklanacak mültecileri kabul etmemek hakkına sahip oldu.

2001 yılı sonrası gelişmeler

Suriye’deki iç Savaş nedeniyle can güvenliği kalmayan Suriyelilerin ilk göçmen hareketi 2001

Yılında başladı ve yığınlar halinde sınırlarımıza dayandı.

Şimdiki Şartlarda Türkiye’nin durumu

Tarih boyunca ülkemize gelen mülteciler uyum içinde oldular. Fakat 2001 yılından itibaren

Sayıları on milyona yakın Suriyeli mülteciler ülkemize kabul edilmekle kalmayıp vatan topraklarımızın en uç noktalarına kadar yayıldılar. Misafir misafirliğini bilmedi. Kanun ve nizamı hiçe sayarak ailelere kızlara laf atarak sarkıntılık yapma, kavga, yaralama, hırsızlık, gasp, soygun, adam öldürme olayları ile ülkemizde huzur ve güvenliğin bozulmasının ve suç işleme oranının yükselmesinin sebebi oldular. Deniz kıyılarını, yeşil alanları çekirge sürüleri gibi işgal ettiler. Suriyeliler ile aynı topraklarda birlikte yaşanmasını imkânsız kılan sebeplerden biri de derin Kültür farkı ve Kader Birliği’nden yoksun oluşlarıdır. Suriyeli kadınların doğurgan olmaları sebebiyle ülkemizde nüfuslarının artışı kaçınılmazdır.

Şimdiden güneydeki bazı ilçelerde Suriyeliler nüfus ekseriyetini ele geçirmiş durumdalar. Böylece ilk seçimlerde İlçe Belediye Başkanlıklarını kazanma konumuna geldiler.  

Haddini aşan ve küstahça saldırganlık halinde olan Suriyelilere karşı ülkemizde haklı tepkiler oluşmasına ve halkın galeyana gelmesine sebep olmaktalar. Resmi Makamlar ise, Suriyelileri disiplin altına almak yerine galeyana gelen gençlere soğukkanlılık tavsiye etmektedir.

Türkiye bu noktaya nasıl geldi?

  1. 2001 tarihinde Suriye’den kaynaklanan göçmen akını konusunda Avrupa Birliği tarafından

Türk Siyasi İktidarına Avrupa Birliği Direktifleri’ni tavsiye etti. Direktiflerin 13’ncü maddesi geçici Koruma süresini 2 Yıl ile sınırlamıştır. Buna karşılık Siyasi İktidar Türkiye’nin lehine olan 2 yıllık sürenin aşılmasına rağmen geri gönderme hakkını kullanmayarak mültecilerin Türkiye’deki varlıklarının sürekli hale gelmesine sebebiyet verdi.

  1. 18 Mart 2016 tarihinde (Avrupa Mülteciler Zirvesi)’ne Türkiye’yi temsilen katılan Ahmet

Davutoğlu 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesini hatırlatarak Suriye’den kaynaklanan göçmen sayısının

Avrupa Birliği ülkeleri arasında eşit sayıda pay edilmesi gerektiğini savunmak yerine Batılı Ülkelerin tekliflerini direnme göstermeden kabul etti.  Buna göre Yunanistan’dan Türkiye’ye iade edilen bir milyona yakın mülteciler Batılı Ülkelere gönderilecek, buna karşılık Avrupa Birliği tarafından Türkiye’ye üç milyon Euro’nun ödenmek üzere fon ayrılacağı noktasında 28 ülkenin onayı ile anlaşmaya varıldı. Ancak, anlaşmanın bu kısmı da Cumhurbaşkanı tarafından sükût geçilmesi suretiyle Suriyeliler Avrupa’ya gönderilmek yerine ülkemizde kalmaya devam ettiler.     

  

 

  1. Halen yürürlükte bulunan ve bizim de tarafı olduğumuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi

sığınmacıların mülteci olarak kabul edilmelerini, terk ettikleri ülkede can güvenliğinin tehlikede olması şartına bağlı kılınmıştır. Suriyeliler ise son üç yıldır bayramlarda Suriye’deki memleketlerine gitmekte, tatil dönüşü Türkiye’ye geri dönmekteler. Bu nedenle sığınmacılar lehine Cenevre Sözleşmesi’nin öngördüğü şartlar ortadan kalkmıştır. Bu durumda Suriyelilerin mülteci statülerinin iptal edilip derhal ülkelerine geri gönderilmeleri gerekmektedir.  Oysa siyasi İktidar’dan hala dahi ses yok.

  1. Bağımsız Milletler kendi kaderleri üzerinde yine kendileri karar verirler.  Hal böyle iken seçme

ve seçilme hakkı tanınmış olmakla Türk Milleti’nin hükümranlığı ve kaderi üzerinde Suriye’liler etkin kılınmıştır.      

Tüm bu nedenlerle Suriyeliler ülkemizde kalmaya ve bizlerle birlikte yaşamaya devam ettirilmektedir.

Afgan Mülteci akını

2020 yılından itibaren giderek artan sayıda Afganlıların sürüler halinde sınırlarımızdan içeriye akın ettikleri görülmeye başlandı. Dikkat çeken bir nokta, sınırlarımızdan içeriye koşar adımlarla güruh halinde giren Afganlıların aile yerine eli silah tutan genç çağlardaki kişilerden oluşması idi.  Konunun diğer önemli bir yanı ise, sınırlarımızdan içeri giren Afganlıların hiç bir uluslararası sözleşmeye ve hukuka dayanmayışı, sadece Cumhurbaşkanı’nın bilgisi dâhilinde gerçekleşmiş olmasıdır. 

Halen ülkemiz, eli silah tutan Afganlıların işgali altında kalmaya devam ettirilmektedir.

S O N UÇ

Son yirmi yıl içinde nereden kalktık, nereye geldik?  Sığınmacı adı altındaki yabancıların girişleri sebebiyle vatan toprakları Türk’ün Yurdu olmaktan çıkartılmak istenmektedir.

Biz size vatanı böyle mi teslim ettik?  Bakın bakalım yirmi yıl içinde

Ülkeyi ne hale getirdiniz?  Hani ne oldu Milletvekili yeminlerinize?

Nihayet siz Meclisteki Siyasi İktidar Milletvekilleri;  Mevcut durumdan

Türk Milleti’ne karşı hepiniz sorumlusunuz.

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları