Türban ve laiklik

  • 12.02.2020 14:54
  • Okunma: 1281 kez

Kadınlar; demokrasinin gözbebeğidir, 

Onlar olazsa rejim kör olur.

Türban yandaşlarıyla, türbana zıt olanların amansız mücadelesi pek kolay bitmeyecekmiş gibi görünüyor.  Bu konuda referanslı, referanssız, dayanaklı, dayanaksız herkes tartışmayı sürdürecek kadar mutlaka bir şeyler biliyor.

Yine de rengârenk gözler, elma gibi yanaklarla bazen çok güzel görünüyor; güler yüzlü türbanlı kızlar. Bazı kızlar ise sırf mahalle ve ailevi baskılardan kurtulmak için türbanı bir kalkan gibi kullanıyor ve bu gerçekler sosyal medyada her gün dönüyor.

Bütün dinlerden yaklaşık üç bin yıl önce yaşamış Sümerlilerin Çivi Yazısı ve tablet belgelerini güncelleştiren 104 yaşındaki Saygıdeğer Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın onanmış araştırmalarına göre tapınak fahişeliği insanlık tarihinin ilk kurumlarındandır.

Daha dünyada hiçbir din yokken; Hz. İsa’dan yaklaşık 1800 yıl önce Sümerlilerde kutsal bir görev yapan tapınak fahişeleri ile sokaktaki başıboş fahişeleri ayırt edebilmek için tapınak fahişelerinin yüzlerini, gözlerini, başlarını kapatmaları istenmiştir.

Büyük dinlerin ortaya çıkışından 1700-1800 yıl önce yaşayan SÜMERLİLERİN bıraktığı tablet belgelere göre Kapanma, yani Türbanın ilk çıkışı böyledir.

Sadece türban değil; sünnet de; Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Yahudilikten 1800-1900 yıl önce çıkmıştır. İnsanlar tek Tanrı’ya inandıklarını kanıtlamak ve sadakatlerini göstermek için tanrıya kurban olarak en değerli uzuvlarının bir parçasını keserek sünnet olmayı sunmuşlardır.

Yazılı tarihin başlangıcı kabul edilen Sümerliler de gerçekler böyledir.

Yine de ülkemizde uygunsuz bir iklimde, uygunsuz bir kıyafetle türban gibi benzer ideallere hizmet eden erkekler de giyim kuşamlarıyla belki biraz ilginç görünüyorlar ama onlar da inançları doğrultusunda aynaya baktıklarında kendilerini iyi hissediyorlarsa ne güzel ama bana göre bu otantik giyimleriyle; tıpkı Arap turistleri andırıyorlar.

Arabistan iklimini tanıyanlar iyi bilirler; çöller çok yakıcı ve kavurucu sıcaktır. Gündüzleri bu sıcaklarda seraplar bile görülür. Geceleri ise tam tersine çok soğuktur.

İnsanların açıkta kalan derilerini param parça edecek kum fırtınaları çok sık olur bu çöllerde. Öyle kum fırtınalarıdır ki bunlar; yüzünüzü, gözünüzü ve tüm vücudunuzu iyice sarıp sarmalayacak çöl koşullarına uygun bir giysiniz olmazsa, saçma atan tüfekle parçalanmış gibi her yanınız delik deşik olur.

Bu nedenle Arabistan’da yaşayan insanlar da diğer tüm canlılar gibi bulundukları ortamlara göre geleneksel kıyafetlerini geliştirmişlerdir. Çünkü onlar için en uygun giysiler soğuğa, sıcağa, fırtınaya ve terlemeye karşı korunmak için bol kumaştan yapılmış açık renkli giysilerdir.

Tıpkı yakıcı yaz güneşine karşı her biri bembeyaz olan BODRUM evleri gibi...

Kadınların siyah giymeleri güneş ışınları içlerini göstermesin diyedir. Erkek giysilerinin açık renkli olması da güneş ışıklarını kırsın diyedir.

Erkeklerin genellikle ve istedikleri zamanlarda açık renkli giysiler giyebilme hakkına sahip olmaları da kendilerinin uydurduğu bir gelenektir.

Hz. Muhammed’in İslam Dinini tebliğ etmeden önceki zamanlarda yani “CAHİLİYE DÖNEMİ”NDE Arabistan çöllerinde yaşayan insanların çoğu yoksuldu.  Kumaş çok kıttı, yoksullar Keçi Kılından örülmüş kaba, özensiz ve yetersiz giysiler giyerlerdi.

Pek çok yoksul insanın iç çamaşırı bile yoktu. Yoksul insanların iç çamaşırı bile giyemediği bu çağlarda, hem kadın, hem erkeğin oturup kalkarken edep yerleri sıkça ve açıkça görünürdü.

Yoksul ve güzel kadınlardan zenginlere cariye olanlar ise süslü ve gösterişli açık, saçık kıyafetleriyle para karşılığı erkekleri eğlendirir gönüllü veya zorla cariyelik ederlerdi.

Dansözlük mesleğinin en çok geliştiği diyarın Arabistan olması bir rastlantı değildir.

O çağlarda, Şahların, Prenslerin, Sultanların birbirlerine armağan ettiği en değerli hediyeler; ya güzel kızlar, ya da Arabistan’da çok kıt olan ipek ve diğer kumaşlar olurdu.

Arabistan coğrafyasında yoksulluktan kaynaklanan bu başıbozukluk ve cinsellik serbestliği Hz. Muhammed’in; İslam Dinini tebliğ ettiği dönemlere kadar bir keşmekeş içinde sürmeye devam etti.

Her Arap, maddi ve fiziki gücü oranında istediği yoksul kadın veya yoksul kızlarla serbestçe ilişkiye girebilir, canı çekmediği kadınları da bir eşya gibi kullanarak bencilce bir kenara fırlatabilirdi.

Ahlaki normlardan yoksun ve güce dayalı cinsel serbestliklerden dünyaya gelen kız çocukları da doğurgan oldukları için yeni ekonomik dertler çıkarmasınlar diye doğar doğmaz diri, diri toprağa gömülürlerdi.

Bu nedenle hem kadınların, hem erkeklerin güce dayalı cinsellik serbestliği; İslam Dinini tebliğ eden Hz. Muhammed tarafından kökten bir düzene sokuldu. Onun sayesinde kız çocuklarımız doğar doğmaz diri, diri gömülmekten kurtuldu.

Kuran-ı Kerim’de giyim kuşamla ilgili en açık ayetler ise şunlardır:

NUR SURESİ Ayet 30:

Mümin erkeklere söyleyin: Gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını (ayıp yerlerini) korusunlar.  Bu kendileri için daha temizdirŞüphe yok Allah onların ne yaptıklarından haberdardır.

Nur Suresi-Ayet–31:

Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini açmasınlar. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan müstesnadır. Ziynet yerlerini kendi kocalarından yahut kendi oğullarından yahut kendi erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut ellerindeki cariyelerinden yahut ihtiyacı olmayan hizmetçilerden yahut henüz kadınların gizli yerlerinin farkına varmamış çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey Müminler tövbe ediniz ki, dünya ve ahrette saadete kavuşasınız.

İşte bu ayetler; “CAHİLİYE DÖNEMİNDE” yoksul insanların iç çamaşırlarının olmadığı zamanlarda, kadınlar göğüslerini kapatsınlar, karşı cinsler birbirlerinin üreme yerlerine bakmasınlar ve ayıp yerlerini birbirlerine göstermesinler diye gelmiştir.

Kadın ve erkeklerin ayıp yerlerini başkalarından sakınmaları için hem erkeklere, hem de kadınlara açık tavsiyelerde bulunuyor. “Gözlerinizi, ayıp yerlerinizden sakının” deniyor.

Ama bunları yapmazsanız öteki dünyada şöyle cezalandırılırsınız hiçbir ayette denmiyor.

Ahzab Suresi -Ayet 59’da da şöyle denilmiştir:“Ey Peygamber; hanımlarına ve kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: örtülerine sarınsınlar.  Bu onların tanınıp eziyet edilmemelerine daha uygundur.  Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir

“CAHİLİYE DÖNEMİNDE” kadın ve erkeğin edep karmaşasına son verebilmek için gelen bu ayetler dışında; Kuran’da ne saçtan, ne de türbandan açıkça bahseden başka hiçbir ayet yoktur.

Söz konusu ayete veya ayetlere uymazsanız cehenneme gider ya da bu dünyada ağır cezalar görürsünüz denmemiştir...   Veya “Türban” takıp cennete gitmek için sıranın en başında olursunuz da denmemiştir...

Kadınların, kötü niyetli erkeklerden korunmaları için uyarılar var ve Kuran-ı Kerim apaçık bellidir, her ayeti de en somut delildir…

Hz. Muhammed; 1400 küsur yıl önce yaşayan insanlar bile anlayabilsinler diye, apaçık ayetlerle insanların saç ve başlarını değil, mahrem yerlerini örtmeleri için uyarılar yapmıştır...

Başörtüsünün yakalarının üstüne kadar örtülmesinin istemesi de her insan için mahremiyet bölgesi sayılan kadın göğüslerinin edep normlarında gizlenmesi içindir.

Yani kızların, kadınların; saç ve başlarının, cinsel (mahrem) yerleri gibi ayıp yerler olduğunu hiç  bir zaman kast etmemiştir.

Önerisinin esas amacı; akla ve mantığa ve İslam Dinine uygun olan edepli ve düzenli bir giyim tarzıdır.  Çünkü hem kadının, hem de erkeğin edep yerleri o gün de, bugün de saklanması gereken ayıp ve tahrik edici yerlerdir.

Doğrusu erkek olmasak ve özellikle Hz. Muhammed Mustafa ve tarih okumasak belki bizler de milyonlarca insan gibi “inanca saygıdır” diye kolayca kanacağız bu uydurmalara.

Ama hala kafası karışık olanlar varsa bu ayetleri tekrar, tekrar okusunlar.  Ve şu basit soruyu kendilerine sorsunlar:

“İnsanlığın var oluşundan bu yana, bu gezegende yaşayan hangi sapık olmayan bir erkek, hangi kızın, ya da hangi kadının başını veya saçını gördüğü için cinsel tahrik duymuştur acaba?” 

Gerçekten de içimizde, kadın saç teli görmekle cinsel tahrike uğrayanlar varsa; ülkemizde çok vahim bir durum var demektir. Bu kişilerin hepsini de birer, birer tımarhaneye yatırmak gerekir.

Yine de hem kadın, hem erkek dünyanın en güzel dört iklimine sahip olduğumuz bu Anadolu topraklarında, inançlarından dolayı giydikleri kıyafetlerle, aynaya baktıklarında kendilerini daha iyi hissediyorlarsa, bu da onlar için otantik bir moda demektir...

Fakat hala genç kız ve kadınlara ısrarla “türban tak” deniliyorsa; biline ki o kadınlar veya kızlara ölene kadar; Balerin, Ressam, Tiyatrocu, Sinemacı yani Sanatçı olma özgürlüğünden de vazgeçmiş oluyorlar.

“Varsın sanattan uzak kalsınlar” denilirse; yine biline ki; bir ülkede kadınlar yeterince sanatın içinde yoksa o ülkede sanat güdük olur, güdük sanat da; yaratıcı düşüncenin güdük gelişmesine neden olur. (Güdük-EKSİK)

Çünkü dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinin ekonomileri; sanat ve yaratıcı bilimle gelişmiştir. Elektrik, motor, uçak, bilgisayar füze, atom, cep telefonları bu sinerjilerle icat edilmiştir.

1997 yılından bu yana şahsen ben de her türlü hava koşullarında karda, kışta fırtınada, açık veya kapalı mekânlarda sadece gece yatağa girerken çıkardığım güneş gözlüğü takıyordum, kırıldı şimdi yakın gözlüğü takıyorum.

Aynaya baktığımda kendimi böyle daha iyi hissediyorum. Bana göre; toplumsal edep normlarına uymak kaydıyla başkaları da aynaya baktığında kendilerini nasıl iyi hissediyorlarsa öyle görünsünler, isteyen çarşaf, isteyen mini etek, isteyen dar pantolon giysin, isteyen gözlük taksın, isteyen de İskoç erkekleri gibi etek giysin...

Müslüman ülkeler ve Türkiye’de de “LAİKLİK” bunun için çok önemlidir zaten.

Laiklik varsa; bütün dinlere, dinsizlere, inançlara ve başkalarına zarar vermeyen her türlü yaşam tarzına “SAYGI” var demektir. Laiklik varsa; her birey şehvet duygularını kontrol edecek demektir.

Laiklik yoksa o ülkede egemen bir dinin siyasi ve kültürel baskısı var demektir. Pantolonlu, mini etekli veya türbanlı kızlara bol, bol tekmeler var demektir.

Zina suçlamaları iftiraları veya gerçeğiyle kızları ve kadınları taşlayarak öldürmek var demektir.

Ve başka dinlere, inançlara ve yaşam tarzlarına da saygı kesinlikle yok demektir. İŞİD, DEAŞ, Afganistan ve benzer Müslüman ülkelerde olduğu gibi kadınların köle olarak satılması demektir…

Laikliğin kökeni ister İsa’ya, ister Yunan’a, ister araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı’nın iddiası gibi Selçuklulara dayansın, devletin laiklikle tek ilişkisi, koruyuculuk görevini Anayasaya uygun açılımıyla adaletle yerine getirmektir.

Laik ülkelerde, din’in devleti, devletin dini olmaz.

LAİKLİK; dili, dini, cinsi ve zihniyeti ne olursa olsun Yüce Allah’ın Yarattığı tüm vatandaşların insan ve vicdan haklarını koruyan en değerli kavramdır.

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları