Makaleler

Tecavüzler, cinayetler, sebep ve çareleri

16.03.2015 11:45
| | |
3691

Son zamanlarda kamuoyunu en çok meşgul eden ve ekilen rüzgârların FIRTINA olarak biçildiği şu zamanda, bu konuyu enine boyuna tahlil etmek şart oldu.

Çünkü, bu konuda herkes, doğru-yanlış bir şeyler söylüyor, fakat vicdanları yaralayan konunun kaynağına inen yok gibi.

“-İdam edilsin”, “lime lime doğransın ki ibret olsun”, “halkın eline bırakılsın ki linç edilsin” “vb. gibi” testiler kırıldıktan sonra, sadece intikam kaynaklı ve teselli yerine geçebilen sözde çareler üretiliyor. Oysa sinekleri öldürmek yerine bataklıkları kurutmak gibi kesin, yani bu tâcizlerin, tecavüzlerin ve cinayetlerin esas sebeplerini teşhis edip, o sebepleri ortadan kaldırmak gerekiyor. Ben yine bu ihmal edilen yönde araştırmalar yaptım. Arz edeceğim…

Öncelikle; uzun yıllardan beri her gün, halkın çok büyük bir kısmının, pürdikkat karşısında geçirdiği TV EKRANLARINA, yani sergilenen aşk dizilerine akl-ı selim ile lütfen dikkat edelim.

Malum televizyonların neredeyse tamamında, her gün defalarca, sevişme, öpüşme, banka soyma, gasp, KADINA TECAVÜZ, kavga ve cinayetleri (zihinlere nakşeder gibi) sergilenmiyor mu?... Bu sinema veya dizilerin birçoğunu, Yahudi, mason, gayrimüslim veya bu konularda hassasiyeti hiç olmayan eyyamcı kimseler (kasıtlı olarak nefsi ve şehveti tahrik edici ve ahlâkı dejenere edici şekilde) hazırlamıyorlar mı? Bu çirkin ve tahrik edici sahneler, ana-baba, çoluk-çocuk tarafından, ağız şapırdatılarak izlenmiyor mu?... Oysa Bediüzzaman Hz. eserlerinde, “..Bâtılı (Hak olmayan, İslâm’a uymayan, çürük, temelsiz, doğru olmayan, fâni, sapıklıkları, vs.’leri) iyice tasvir (iyice tarif etmek, canlandırarak anlatmak) , sâfî zihinleri (saf ve temiz akıl ve kişileri) İDLÂLDİR (doğruluktan saptırır, azdırır ve helâk olmasına sebep olur).” ..diyerek bizleri ikaz etmiyor muydu?...

  • Eyy muhterem üstâdımız, her zamanki gibi, yine ne kadar da haklı çıktın…

..Devam edelim: Bu tür dizilerin, filmlerin, internetin, hatta çizgi filmlerin bile, çoluk-çocukların, bu tür nefse hoş gelen çirkin sahnelerini, (& 25. Kareyi) şuur altlarına yerleştirdiklerini, psikologlarımız haykırmıyorlar mı? Bu çocuklar delikanlı olduklarında da, KARMA okullarda karşı cinslerine özene-bezene tahsil yapma zorunda bırakılmıyor mu? Sosyal hayatta İslâm’ın “tenha ortamda, iki karşı cinsin birlikte kalma yasağı ihmal edilince” de, yani deneme fırsatları eline geçince, bocalamaları kaçınılmaz değil mi? (Münevver Karabulut ve benzeri olayları hatırlayınız.)

Ayrıca; toplumun içinde 4 ile 8 yaşlarındaki kız-erkek çocukların dudak dudağa öpüştüklerini görmek, bunları taklidin ispati değil mi? Delikanlılık yaşlarında da diğer çirkin sahneleri taklit fırsatı yakalanınca, sokak ve sosyal hayattaki MÜSTEHCENLİĞİN de kabarttığı şehvet dürtüsüne yenilme potansiyeli oluşmuş olmuyor mu? Bu negatif potansiyeli ise ancak ailede verilen çok ciddi AHLÂK terbiyesiyle ve sağlam İMAN dersleriyle frenlemek mümkündür. Fakat bu da maalesef yıllardan beri ihmale uğramıştır. Şöyle ki:

Ana-babalar; iş yoğunluğundan veya daha çok para kazanma hırsıyla, evlatlarının ailede yapılması gereken Din ve ahlâk eğitimini, maalesef ihmal ediyorlar. “Nasılsa okulda öğretmenleri anlatırlar” tesellisiyle, bu önemli konuyu hafife alıyorlar. Bazı varlıklı aileler ise çok önemli veya paralı işlerde çalıştıkları için, ilgilenemedikleri çocuklarına yâ Ermeni veya Türkî Cumhuriyetlerden kaçak gelen bakıcılara, gayrimüslim veya sıradan bazı bakıcılara emanet ediyorlar. Okullarda ise bazı yerlerde din ve ahlâk hocası olmadığından, bu dersler, müzik, spor veya tamamen alâkasız bir branştan öğretmen ile o sene maalesef geçiştiriliyor. Bu tür diğer birçok olumsuzlukları ve boşanmalardan dışlanan çocukları da ekleyebilirsiniz.

Uzun yıllardan beri böylesine ihmal edilmiş bir nesilden, bu tür acı neticeleri görünce şaşmamak lâzım. Şu acı neticeler Bediüzzaman Hz. tarafından, 70 sene önceden bizlere “Bâtılı iyice tasvir, safî zihinleri İDLALDİR”  diye ikaz edilmemiş miydi? (Açıklaması yukarıda.)

Doğru teşhis, sağlam şifayı ve tedaviyi doğurur. Yukarıda anlatılan manzaraları, hep beraber yaşadığımıza göre, tedaviyi de, şifayı da, bu acı akıbetten kurtulmanın çarelerini de doğru tespit edip uygulamak zorundayız. Bazıları bu görüşlere elbette ters düşebilir. Eğer ebedî hayat ve Âhiret inançları zayıf ise “şehevî ve nefsani zevklerine engel olur” endişesiyle, bu GERÇEK ÇARELERE engel olabilirler. (Af edersiniz) “İçkimi kısıtlamaya hayır, genelevlerimi sınırlamaya hayır, karma eğitimi kısıtlamaya hayır, pornoma dokunma! Sevişirim-evlenmem. Hamile kalırım-doğurmam, vs.” diye miting yaptıkları gibi, bu çârelere de karşı çıkabilirler. Fakat; Yâ bu kesin çözümler uygulanacak. Veya bu minval acıların yaşanmasına, Münevver’lerin, Özgecan’ların, Şehriban’ların, …..vd.’in …. Tecavüzlerine, acımasızca öldürülmelerine, cesetlerinin parçalanmalarına ve yakılmalarına alışılacak… ÇÂRE: İnsanı ve Kâinatı yaratanın koyduğu Kur’ânî prensiplerdir. Kur’ânın “Rasûlüm Muhammed’e SAV itaat edin, o kendiliğinden konuşmaz” buyurduğu için, Sünnet-i Seniyyeye de tam inkıyat edilecek… (Yani; Hz. Muhammed’in SAV emirlerine kayıtsız-şartsız uygulanacak.)

Birkaç örnek, diğerlerinin de anlaşılmasına ve doğrulanmasına kapı açacağına inanıyorum. Bu prensiplerden; bir toplumda imanın 6 şartına, İslâm’ın 5 şartına, tesettüre, meşrû dînî nikâha, kadın-erken haklarına, haram-helâle, vd.’ne tam riâyet edildiğinde, bu tür problemlerin tamamı otomatikman halledilmiş olacaktır. Bunun için de bugüne kadar ihmal edilen, ailede ve okullarda DİN ve AHLAK eğitimi, gerektiği ciddiyette verilmelidir.

Allah cc çok şükür ki bir-iki seneden beri devlet ricalinin, bu ciddi konuya eğilmeye başladığını görmeye başladık. Geç kalınmış olmasına rağmen ve şeytanın aveneleri tarafından (yukarıda kısmen bahsedilen sloganlarla ve) her çeşit engellemelere rağmen, ümit verici gelişmeler sergilenmeye başladı. Yüce Rabbim daha bilinçli ve güçlü şekilde devamını ve tamamını nasip etsin. Bunun için bizler de her konuda desteklerimizi esirgememeliyiz ki bu tiksindirici musibetten ve üzerimizdeki ağır vebalden kurtulalım... İnşaallah.

Anahtar Kelimeler: Dost Beykoz Köşe Yazarı, Cinayet, Tecavüz, Din, Ahlak

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"