Makaleler

Takke düştü, kel göründü

26.08.2016 18:43
| | |
4435

Ülke olarak ne kadar zorlu süreçler atlattık. Neler gördük, neler yaşadık, nasıl bir kalkışmayı, nasıl bir girişimi önledik? Allah bir daha yaşatmasın.

Ortalığın biraz durgunlaştığı şu dönemleri sosyolojik olarak ele alalım; bir bölünme yaşadığı gerçek. 17-25 Aralık sürecinde daha net de olsa şu anda bir bölünme gözler önünde. O süreçte paralel ablalar-ağabeyler kantinde, AVM'de, bahçede kimi görürlerse bir çay ısmarlama bahanesiyle yaklaşıp kendi saplanmış olduğu fikirlerini nefret söylemleriyle birleştiriyorlardı. Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, hükümete, beddualar, hakaretler ve dahası...

Hiç unutmam o dönem bir gün telefonum çaldı. Edebiyat bölümünden cemaate sempatisi ile bildiğim bir 'paralel abla' beni aradı:

- Büşra müsaitseniz bir akşam size gelmek istiyoruz.
-Kapımıza misafire her zaman açıktır fakat hayırdır?
-Ailen ve seninle görüşmek, bu süreci anlatmak ve sizleri bilinçlendirmek istiyorum.

İşte bu 'bilinçlendirmek' kelimesi sinirlerimi hoplatmıştı. Zaman gazetesi, Sızıntı dergisi ve kendini kainat imamı olarak tanımlayan Fetullah Gülen'in kitaplarından başka bir şey okumamış bir kitle her telden yazarı, kitabı okumaya çalışan, gerçekleri anlamlandırmaya çalışan bana ve aileme 'bilinçlendirme' vesilesi ile ziyarete gelecek.

Biz bu adamları nasıl böyle şişirdik? Bu adamlara nasıl inandık? 'Derviş ile kuş' kıssasındaki dervişti bunlar, bizler ise kuş...

"Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır. Ve ona sorar;
“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
Derviş kendini savunur;
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;
“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”
Kuş kendini savunur.
“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Kuş o anda;
“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden” diye sorar Hz. Süleyman.
Kuş sebebini şöyle açıklar;
“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar... Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın... Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın."

Bizler kuş idik onlar derviş. Derviş kıyafeti misali üzerlerini geçirdiler; dini, edebi, hayayı ve de kullandılar iyi niyetimizi... 'Allah rızası' denildiğinde vereceğimizi bildiler.

Fakat unuttukları bir şey vardı o da;

'Takkenin düştüğünde kelin görünme ihtimali!'

Anahtar Kelimeler:

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"