Makaleler

Takıldıklarım II...

2014.07.21 00:00
| | |
7655

Tabii ki de bir Andre Gide'in "Dünya Nimetleri" değil ama Nimet'in notları olarak okuyunuz lütfen! Baktım kafamı toparlayamıyorum ez azından cümleleri toparlayayım dedim :)

 
***

Soma' da meydana gelen maden faciası yüreği olan herkesi dağladı.
Azar azar öldüklerinde de acımalıydı yüreğimiz...
İş başındaki günlerini kazasız belasız atlatmayı başaran maden işçilerinin sırf çalışma koşulları nedeniyle kaybettikleri sağlıklarının da konuşulmaya başlamasını bu musibetin hüzünlü hayrı olmasını dileriz.
Olur ya, bu sefer unutulmaz! (inşallah)

Söyleyecek bir şey bulamamakta bir üzüntü biçimidir!
Lakin malum işverenlerin basın toplantısını izlerken içimden geçeni buradan da söylemek isterim: 
Haya, kaybolduğunda bulunabilir bir şey değil! Gördük. 

***

Sadece ağızlarıyla konuşan insanlar ne çok... Hiçbir şeye deymeden öylece çıkan kelimeler kime gidip deyecek sanıyorlar?

***

Bazen, güneşin de acele ettiğini düşünüyorum batmak için... 
Sanki insanlığın kapıldığı bu karanlığı daha fazla aydınlatmaktan yorgun düşmüş gibi.
Oysa ne karanlık devirler görmüştür milyar yaşındaki bu sıcaklık! 
Sahi, her sabah o da yeniden doğduğuna inanıyor olmasın...

***

Düşünmeyi unuttuğumuz incelikler 
Ve söylemeyi unutmadığımız cümleler için keşkeler biriktirmeye devam etmek biraz da yaşamak...

***

İnsanın evveli ve ahirini anlatan bir sözcük "tutunmak"
Önce nutfe olarak hayata, sonra cenin halde rahme tutunur insan... Ve bu böyle sürüp gider... 
İnsan, bir şeylere tutunup duruyor bir ömür.
Tutunduğu yerlerde kalıyor,
Tutunduğu yerlerden düşüyor, 
Tutundukları elinde kalıyor...
Ya da bir sarmaşık misali tutunduğu yerlerle bir olup vücut buluyor...
Yaradan yarattığını bilmez mi? İlle de tutunacaksın ya, gel bana tutun diyor... Kitabın diliyle " Allah'ın ipine tutunun" deniliyor yani...

Bir dayanakla ayakta duran herhangi bir şey tahayyül edin lütfen.
Bir masanın değil bacağını kırmayı azıcık ayaklarında orantısızlık olsa üstündeki her şey dengesini yitirir. Dayandığı ayaklardan birini çekseniz yamulur düşer.

Ünlü bir Psikiyatr "İnsanların tutundukları şey kötü bile olsa yerine bir şey koymadan ellerinden almayın" der mesela. 

Dengeniz, ne kadar tutunduğunuza bağlıysa o kadar fazla zarar görürsünüz, elinizden alındığında. 

Şimdi, insanların iyi ve kötü yanlarının tutundukları şeyler olarak düşünün lütfen!
Öfkemize yenilmeden yaşayabilmenin bir yolu da kendimize yapabildiğimiz açıklamalar belki de...
Bir davranışa kızıp o insana kıymadan önce tutunduğuna baksak ne iyi olur...
Bu büyülü bir gerçek esasında. 
Tutunduklarımıza tutuluyoruz ya da tutulduğumuza tutunuyoruz... 
İnsanın zatından ötesine bakmak gibi zaman alan şeylerden bahsediyorum ben...
Bu hız çağında hazza tutunanların ziyanı tüm insanlığın ıstırabı, biliyorum…
Ama Güneş de tutulur... Ay da... İnsan da...

*** 

Kalbimiz, kabrimizdir... Kendi kalbinin sıktığını kim genişletebilir ki? 

***

Sırf kokusundan nasipleneyim diye yolumu uzatıp önünden geçerdim o ıhlamurun. 
Geçen yıl altında yıllardır manavlık yapan ağabeye "Ne kadar şanslısınız" diyecek oldum, dökülen çöpünden, pisliğinden bahsedip hoşnutsuzluğunu sıralamıştı. Bu sene ne vakit açar çiçekleri diye sormaya gittim yanına, gözlerini şöyle bir ağaçta gezdirip sevinçle "Az kaldı, az ..." deyiverdi biraz da hasretle. 
Ah biz, ah insanlığımız ... 

***

Çok değil aylar önce Bosna'da bir göl aniden kayboldu. İnsanlar uyandıklarında bildiğiniz bir çukurla karşılaştılar yani. O haberi okuduğumda belleğim beni çocukluğumda deneyimlediğim bir hadiseye götürmüştü de içim cız etmişti. Ne vakit sular çekilse yeryüzünden bizim oraların ahalisi pek hayra yormazlardı, büyükler dualara, istiğfarlara yönelirlerdi hatırlıyorum. Ki artık o görüye sahip kimseler kalmadı.

Göller toprağın kalbi gibidir ve kalp kırıldığında ağlar gök...

Anahtar Kelimeler:

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"