Şirki, ancak ateş (Cehennem) temizler

  • 14.06.2021 10:21
  • Okunma: 941 kez

A. Raif ÖZTÜRK


Bugün yine, çok ıskaladığımız bir konuyu mütalâa edeceğiz sizinle.

 

Üstelik te bu ıskalama öyle büyük bir vebal getiriyor ki, tövbe edilmeden vefat edilirse, affının da mümkün olmadığı, birçok Âyetlerle Allah’ın cc vaadidir.

Aşağıdaki âyetlerden de göreceğimiz gibi, Tevbe etmeden ölündüğü takdirde Allah’ın (cc) bağışlamayacağı tek günah şirktir. Şirk dışında kalan tüm günahlar, tövbelerle bağışlanabilir.

Müşrikler, Allah’ı (cc) bazı varlıklara benzetir, bu kıyas sonucunda birtakım neticeler elde ederlerdi. Mesela, hiçbir yöneticinin yardımcı, ortak ve vezir olmadan sağlıklı yönetip idare edemeyeceği örneğinden yola çıkarak, Allah’a yardım eden, O’nun adına kâinatta tasarruf eden yardımcılar ve ortaklar olması gerektiği sonucuna ulaşırlardı. Bu da bir nevi şirkti...

Nisa Sûresi, 48. Ve 116. Âyetler: Şüphesiz ki Allah, kendisine şirk (ortak, yardımcı) koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındaki(günah)ları ise, (kendi lütfundan) dilediği kimse için affeder. Artık kim Allah'a şirk koşarsa, o takdirde doğrusu (haktan) uzak bir dalâlet ile sapmış olur. Nisa S., 36. Â.: Allah’a ibadet edin, hiçbir şeyi O’na ortak (şirk) koşmayın. …

  • Peki, ŞİRK nedir?

Şirk, İslâm’ın ibadet olarak kabul ettiği bir eylemi, Allah’tan (cc) başkası adına yapmak ya da Allah’a (cc) ait sıfatlardan birini, herhangi bir varlığa vermektir.

Bu cümlenin birinci bölümü, herkes tarafından bilinen ve bâtıl inanışlar tarafından taklit edilen bir davranış biçimidir. İkinci bölümünü ise bu asırda en çok tökezlediğimiz ve en azında bile ŞİRK-İ HÂFÎ cürmünü işlediğimiz için, birkaç örnekle açıklamak istiyorum.

Tâ ki iyice anlaşılsın…

“..Şirk, Allah’a (cc) ait sıfatlardan birini herhangi bir varlığa vermektir…” Birkaç sıfat ve Esmâ’dan örnek vereceğim.

Allah’a ait sadece “Şâfî, Rezzâk, Kuddûs, Hâlik, Musavvir, Kadîr” sıfat ve esmâlarına bakarak, “Şirk, Allah’a (cc) ait sıfatlardan birini herhangi bir varlığa nasıl verildiğini anlayalım, inşaallah.

ŞÂFÎ’i hakiki Allah’tır. Bizler eğer şifayı doktordan, ilâçlardan, kaplıcalardan, hacamattan vs. bilirsek, şirk-i hâfi sınırına girmiş oluruz. Bunu alışkanlık hâline getirip, Şâfî olan Allah’ı ikinci planda görürsek, şirk işlemiş oluruz. Allah muhafaza eylesin.

Bu konuda “bizler bu hatayı bilmeden çok işlemişizdir” diye düşündüğünüzü hisseder gibiyim. Bu raddedeyken, elbette ‘tövbe bu tür günahları da temizler’e yapışalım.

REZZÂK: Rızıklarımızı yaratan ancak Allah’tır cc… Bu rızıkları, ağaçtan, tarladan, çiftçiden veya herhangi bir vasıtadan zannederek, Allah’ı ikinci planda tutarsak, yine şirk-i hâfi sınırına girmiş oluruz. Alışkanlık hâline getirmek ise elbette şirktir.

KUDDÛS: Pâk-temiz olan ve Kâinatı, dünyayı, her şeyi pâk ve temiz eden Allah’tır cc. Tabiat dediğimiz ilâhî eserin leşlerinin ve denizlerin temizlenmesini, akbabalardan, kartallardan, çakallardan, köpek balıklarından veya çöpçü balıklardan ve mikroorganizmalardan bilmek te şirk-i hâfidir.

HÂLİK: Her şeyi yaratan Allah’tır cc. Sebeplere asla mâl edilemez. İnsan yaratılması, elbette evlenmeye bağlıdır, ancak evlenmek MİLYARLARCA sebeplerden sadece BİR sebeptir. Hayvanların yaratılması da böyledir. Bitkiler, meyveler, sebzelere, bal, süt, et, yumurta vs. gıdalar hep Allah cc tarafından halk ediliyor. Ancak arada yaratılan bu sebepler de MİLYARDA BİR nispetindedir. Yaratılanlardan herhangi birisini yani “balı arıdan, sütü inek veya koyundan, yumurtayı tavuktan vs.” sebeplerden zannedip, Allah’tan olduğunu ikinci plâna atmak şirk-i hâfidir. Alışkanlık haline getirmek ise şirke düşürür.

MUSAVVİR: Kâinatta her şeye en güzel şekil ve sûretleri veren Allah’tır cc… Bir üzüme, nara, incire ve herhangi bir meyveye, karpuz, kavun, domates, lâhana vb. sebzelere veya yapraklarına bakıp “Allah cc ne güzel şekillendirmiş” yerine, ne “güzel olmuş” demek de bir nevi şirk-i hâfidir. Hele hele tabiattan bilmek şirktir…

KADÎR: Gücü kuvveti ve Kudreti her şeye yeten, dilediğini dilediği gibi yapan, hele hele vaad ettiklerini mutlaka yapacak olan kudret sahibi Allah’tır cc…

Kâinatta olanları, Allah’ın eseri olan tabiat kanunlarından bilmek te bir nevi şirktir.

Dînini yaşadığı halde, Allah’ın vaad ettiği ölüm, haşir, kıyamet, sırat, Mahkeme’yi Kübra ve âhiret hakkında şüphe ve tereddüde düşmek te şirk-i hafidir.

Nahl, 73. Â.: Onlar, Allah'tan başka öyle şeylere kulluk ediyorlar ki, ne göklerden ve ne de yerden kendilerine rızık olarak verebilecekleri bir şeye sahip değillerdir, sahip olmalarına imkân da yoktur.

Bir de çok önemli bir ikaz olan Arzu ve tutkularını kendisine İLÂH EDİNEN kimseyi gördün mü?” Furkan, 43. Âyetini çok iyi düşünelim.

Son olarak Nisa Sûresi 48. ve 116. âyetleri hatırlayalım “Şüphesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz;…” ve bu bağışlamayacağını vaad ettiği, masum gibi gözüküp sinsice gelen hatalarımızdan tövbe ve istiğfar edelim, diye arz ettim...

Nasıl ki; kırmızı ışıkta geçtiğinizde size ceza yazan polise; “efendim, ben kırmızı ışıkta geçmenin yasak olduğunu bilmiyordum” deme mazereti geçersizdir. Çünkü şoför olarak, neyin yasak olduğunu bilmek zorundasınız. Aynen öyle de; Mahkeme-i Kübra’da “Yâ Rabbi ben bunların, bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum” deme mazereti de hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü insan olarak da bunları bilmek zorundayız.

Derslerinin ve işlerinin yoğunluğu nedeniyle, bu gerçekleri ihmal eden kardeşlerime yardımcı olmak isdedim. Vesselâm…

 

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları