Sen Beykoz’un Belediye Başkanısın!

  • 23.02.2021 10:49
  • Okunma: 1785 kez

Sinan KAVRAKOĞLU


Mikro milliyetçiliğin en kesif örneklerini yıllar sonra yeniden yaşamaya başladık. Üstelik bu sefer “yok artık!” dedirtecek cinsten.

Yıllar önce siyasi partileri adeta basıp, “Beykoz’da en kalabalık nüfus bizde. Şu kadar başkan yardımcılığı, bu kadar meclis üyeliği isteriz. İlçe yönetimine de bu kadar kişiyi koyacaksınız. Yoksa size oy moy yok!” diyen kerameti kendinde mahfuz, kifayetsiz muhterisleri gördük, yaşadık. Çoğumuzun gülüp geçtiği, hatta adına, “nereye koşuyor bu çapsız?” diye makaleler yazdığımız bu konu aslında Beykoz’un en derin sosyolojik sorunlarının başında geliyor. Mikro milliyetçilik!

Maalesef en kesif örneğini ve belki de en can acıtanını Belediye Başkanı Murat Aydın sayesinde yeniden yaşadık.

Geçtiğimiz günlerde TFF 1. Lig’in 21. Hafta karşılaşmasında Boluspor’u 1-0 yenen Giresunspor’un galibiyet primlerini (ya da hatırı sayılır bir kısmını) Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın ödemiş.

Murat Aydın’ın ödediği galibiyet priminin 400 bin ₺ civarında olduğu konuşuluyor. Kendisi bir açıklama yaparsa elbette buradan yayınlarız.

Kesin bilgi olmamakla birlikte, spor kamuoyunda ödemenin kimler tarafından, hangi kanaldan yapıldığına dair çeşitli rivayetler de var. Rivayet olduğu için dillendirmek doğru değil elbette. Ancak Murat Aydın’a Beykozlular adına sormamız gereken sorular var…

Sorularıma ve eleştirilerime geçmeden önce, Giresunspor’u bütün kalbimle tebrik ettiğimi bilmenizi isterim. Zira uzun yılardır hak ettikleri Süper Lig’e tekrar yükselebilmek için büyük mücadele veriyorlar. Bu yolda elbette maddi ve manevi her türlü desteği hak ediyorlar.

Beni rahatsız eden nokta konunun Beykoz tarafı… Sadece beni değil, başta Beykozspor 1908 Başkanı Zeki Aksu olmak üzere, tüm camia durumdan çok rahatsız ve üzgün… “bu güne kadar Belediye Başkanı Murat Aydın’dan böyle bir destek alamadık maalesef” diyor Zeki Aksu.

Sen Beykoz Belediye Başkanısın, Giresun Belediye Başkanı değil… Dolayısıyla, neredeyse 120 yaşına gelmiş Beykozspor’a bu güne kadar böyle bir destek vermemişsen, başka bir kulübe Beykozlunun parasını vermek bana pek de doğru gelmiyor. Kaldı ki sen tasarruf gerekçesiyle dar gelirli Beykozluların cebine giren üç kuruş nakdi yardımı ve bursu kesmiş bir Belediye Başkanıyken böyle bir harcama Beykozluları incitir…

Beykoz’un garip gurebasına üç kuruş gidince mi tasarruf aklınıza geliyor?

Kırmızı çizgim…

Pandemi nedeniyle evlerimize tıkılıp kalınca hem çok okumaya, hem de araştırmaya vaktimiz oluyor. Bu da çok güzel bir nimet aslında… Bir taraftan da yazım aşamasındaki bir biyografi-romanın editörlüğünü yapmaya çalışıyorum. Bu yüzden kendi roman denememi daha geniş bir zamana yaymak zorunda kaldım.

Sosyal medya da bu zaman zarfında hayatımızın önemli bir parçası oldu. Birçoğunuz gibi ben de Facebook ve Tweeter’ı oldukça aktif kullanmaya başladım. Haber ve araştırma konularında güvenilir kaynaklardan olağanüstü bilgilere çok hızlı ulaşabiliyorsunuz ki bu da çok büyük bir nimet.

Binaenaleyh, sosyal medyadaki zaman zaman agresif paylaşımlarım bazı dostlarımın dikkatini çekmiş olmalı ki, “AK Parti’yi bu kadar savunman seni militan gibi gösteriyor? Hiç mi yanlışları yok?” demeye başladılar.

Değerli dostlar, özellikle son 6-7 yıldır yazdığım makalelerime bakarsanız eleştirilerimin ne kadar sert olduğunu görürsünüz. Ancak sosyal medyada biraz farklı oluyor… Siyaset pratiğini ve iktidar olma hikâyesini Recep Tayyip Erdoğan nefreti üzerinden kurgulayanlara karşı sizlerin beklediği kadar hoş görülü olamıyorum.

Sevgili dostlar, ben 52 yaşındayım… 12 Eylül Darbesi dâhil, bu ülkenin en yoksul, en yolsuz ve en güvenliksiz dönemlerini iliklerime kadar yaşadım. Aile şirketimiz kendi sektöründe ülkenin en büyük toptancıları arasındayken, bir gecede nasıl tükenildiğini de en acı şekliyle tecrübe etmiş biriyim.

Bu ülkenin son yirmi yılının tartışmasız tek gerçeği Recep Tayyip Erdoğan’dır. 19 yılda başardıklarının yüzde birinin hayalini 20 yıl önce kuramıyorduk.

19 yılda yaşadığımız başarısızlıklardaki pay da elbette onundur. Sonuçta, “ne istediler de vermedik” sözünü ifade ettiği gibi, “ne istedi de vermedik. En son15 Temmuz’da ölümüne ölümüne” dedi, çıktık meydanlara canımızı verdik. Bu gün aynı şey olsun yine veririz. Ama artık bu ülkenin gerçek sahipleri daha rahat, daha müreffeh yaşamayı hak ediyor.  

AK Parti’ye gelince… Reisin “sevdam” dediği bu davayı, bazıları partiyi küçülte küçülte babasının çiftliğine çevirdi maalesef. Umarım yeni İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe teşkilatlara bir çekidüzen vermeyi başarabilir…

Anahtar Kelimeler: Mikro, Milliyetçilik

Yazarın Yazıları