Röportajlar

Seksen yıllık sinema devi: 'Beykozlu Türker İnanoğlu'

Seksen yıllık sinema devi: 'Beykozlu Türker İnanoğlu'
07.09.2015 21:10
| | |
26659

Foto galeri

1936 yılında Safranbolu'da dünyaya gelen Türk sinemacılığının önder ismi Türker İnanoğlu henüz on günlük bir bebekken Beykoz'a taşınmış.

1936 yılında Safranbolu'da dünyaya gelen Türk sinemacılığının önder ismi Türker İnanoğlu henüz on günlük bir bebekken Beykoz'a taşınmış.

Kanlıca'da ikamet etmeye devam eden İnanoğlu, 1957 yılında adım attığı sinema sektöründe ki faaliyetlerine hala devam ediyor...

1997 yılında eğitim öğretime başlayan Çavuşbaşı Türker İnanoğlu İlkokulu'nu yaptırarak eğitim camiasına adını yazdıran İnanoğlu, Kavacık Boğaziçi Sineması, Beyoğlu Atlas gibi kültürel merkezlerinde sahibi olan Türker İnanoğlu yazarımız Güliz Köksal Gürpınar'a yıllardır süregelen başarısının sırrını anlattı.



Sinemaya ilginiz ilk ne zaman başladı? Kendi yapım şirketinizi kurmaya ilk ne zaman karar verdiniz?

Sinemaya bir tesadüf neticesinde ayak bastım. 1957 senesinde oldu bu olay. Bunun neticesinde de sinemadan bir daha kopamadım. Yaşantımın ilk zamanlarında elbette böyle bir arzum yoktu. Emri vaki oldu biraz. Sonra çok sevdim ve devam ettim. 1,5 sene reji asistanlığı yaptım. 1 sene de yönetmenlik yaptım. Totalde 2.5 sene sonra Erler Film'i kurdum. Erler Film çok uzun soluklu ve çokta başarılı oldu. Tahmin edeceğiniz gibi kimse böyle başarılı olacağını bilmezdi. İyi niyetle girerseniz olmaz diye bir şey yoktur bence. Ben kendi yapım olarakta biraz hırslı birisiyimdir. Başarma azmiyle girmiştim. Neticede bu kadar büyüyeceğini elbette tahmin etmezdim.



Yıllardır film sektöründe çalışmalar yapıyorsunuz. Bu yoğun çalışmadan aileniz nasıl etkilendi?

İlla ki onlarda bu işten fazlasıyla etkilendiler. Ben şu anda 80 yaşındayım ve çalışmayı bırakmış değilim. Gece gündüz çalışmaya devam ediyorum. Sabah 8'de geliyorum ve bir daha akşam 9'da çıkıyorum. Bu yaşta olmama rağmen bu performansımı uzun zamandır devam ettiriyorum. Onları bu nedenden dolayı zaman zaman ihmal ettiğimiz oluyor. Onların bu negatif etkilenmeleri benim başarımla biraz ters orantılı.

İş adamı, yönetmen, senaryo yazarı... Bunlar sadece bizim bildiklerimiz. Bilmediğimiz birçok meziyetiniz olduğunun da farkındayız. Bu yapmış olduğunuz işlerden hangisi sizi daha çok heyecanlandırıyor?

Saydıklarınızın hepsi birbirine bağlı işler. Birbirine bağlı olduğu için zaten ben ilk başta reji asistanlığı ve kurguyla başladım. En çok başarılı olmamın sebebi de bence iyi bir kurgucu olmamdır. Bağlı şeyler bunlar. Keşke herkes hepsini birden yapsa ve daha başarılı olsa. Fakat bunların hepsini aynı anda yerine getirebilmek uzaktan bakıldığı kadar kolay olmuyor.



Film sektöründe olmasaydınız, hayatınızı ne şekilde devam ettirirdiniz? Bunu hiç düşündünüz mü?

Ben Güzel Sanatlar Fakültesi okuyordum. Grafiker olacaktım. Dekorasyon işleriyle ilgilenmeyi planlıyordum. Tabii hayatta karşınıza neler çıkacağını bilemiyorsunuz. Oradan bir dönüm noktası oldu ve bende filmin ve sinemanın peşinden gitmeyi seçtim. Üzerinden de tam 55 sene geçti.

Film sizce ne için yapılmalı? Sanat için mi yoksa gişe için mi?

Benim için bu sorunun cevabı gişedir. Kayda aldıklarınızı ne kadar fazla seyirciye iletebilirseniz o kadar başarılı olmuş sayılırsınız. Bir proje üzerinde çalışırken en çok üzerinde durduğum konu budur. Bir de rating... Rating ne kadar yüksekse o kadar fazla izleyici kitlesine ulaşmış oluyorsunuz. Bu da seyircinin sizin projenize ilgi duyduğunun başka bir ispatıdır. Seyircinin bu ilgisinde çıkarabileceğimiz diğer bir anlamda projenin izleyici tarafından seviliyor ve sahipleniliyor olması... Bu duyguyu hissetmek beni mutlu ettiği gibi bir sonraki proje içinde beni hırslandırıyor. Birçok projemi de bir önceki projeme bakarak izleyici kitlesine bakarak ortaya koymaya çalışıyorum.



Türkiye'de başarılı birçok iş yapılıyor. Nuri Bilge Ceylan'ın ortaya koyduğu işler gibi...

Onlar apayrı bir kategori. Bu şekilde başarılı olmuş birkaç tane akım var. Almanya'da da bir çocuk vardı o da başarılıydı. Ama bir de bunlara özenti olanlar var ki gerçekten seviye olarak çok kötü şeyler ortaya çıkarıyorlar. Dünya'da da böyle bu. Bir sanat sineması var bir de gişe sineması var. Sanat sineması dünyada da fazla seyirci toplamıyor. Özenti yapımlar bir yandan Türk sinema sektörüne azda olsa bir zarar veriyor. Seviye gittikçe düşmeye başlıyor. Buna da üzülüyoruz elbette. Sinema'da benim yaptığım film en çok gişeyi alan filmdi. Televizyon'da da en çok rating alan diziydi. 500 bölümlük dizim var benim.

Sinema'da en çok gişe alan filminiz hangisiydi hatırlıyor musunuz?

Yaptığım hemen her proje döneminin en fazla izlenen eserleri arasındaydı. Kara Murat'lar, Yumurcaklar vs... Gülşen Tarık'lı komediler. Hepsi oldukça başarılı filmlerdi. Sinema da başarısız filmim yoktur. Her biri mutlaka izlenmiş, izleyici tarafından oldukça benimsenmiş filmlerdi.

Türk sinemasının bugünkü durumunu nasıl buluyorsunuz?

Çok iyi buluyorum. Yani şöyle ifade etmek istiyorum. Türk sinemasının günümüzdeki çalışmalarından çok umutlu ve mutluyum. Bir ara 90'lı yıllarda ümitsizliğe düşmüştüm. Sanat filmi adı altında bazı şeyler çıkartıyorlardı. O zamanlar kendi kendime "Bu sektör nereye gidiyor?" diye sormuştum. Ama sonrasında Yavuz Turgul öncülüğünde Eşkiya ile başlayan bir hamle oldu. Bu ataktan sonra zaten sektör kendine belli bir düzen kurdu ve şu anda gayet iyi olduğunu düşünüyorum. Ama bu seviye de bir süre sonra izleyiciye yeterli gelmeyecek ve seyircinin yeni bir beklenti içine girmesi muhtemeldir.



Filmlerini ya da dizilerinizi izlerken keşke burayı böyle yapmasaydım dediğiniz oluyor mu?

Hayır. Kesinlikle olmuyor. Neden olmuyor? Ben zaten film hazırlandıktan sonra senaryolarımı onlarca defa okurum. Hepsini her bir sahneyi işleyerek gidiyorum. Tabii ki pişman olacağım bir şey yapmıyorum. Kimse dört dörtlük olmayabilir ama ben filmlerimi çok beğeniyorum. Bunu zaten ratingleri ve seyircinin tepkilerini de izleyerek sizde ortaya koyabilirsiniz.



Çalışmak isteyip de çalışmadığınız bir sanatçı oldu mu?

Hayır olmadı. Sinema da yer almış hemen hemen herkesle çalıştım. En iyisi hangisiydi? Ben böyle bir değerlendirme yapmam. Bu defa kendi yaptığım filmlerime haksızlık etmiş olurum. Filmlerimi de bu iyiydi bu kötüydü diye ayıramam. Aynı şekilde sanatçılarımı da bu daha başarılı bu daha başarısız diye bir değerlendirme içine girmem benim gibi birisi için doğru olmaz. Onların hepsi benim ham maddem. Hepsinin de benim eserlerim de hakkı var.

Günlük hayatta Türker İnanoğlu akşam eve gittiğinde ne seyreder?

Hiçbir şey izlemem. Senaryo çalışırım. Bana lazım olacaksa düşüncelerime bir şeyler katacak filmler varsa onları izlerim. Bazı parçaları alıp kendi eserlerime kurgulayarak kullanmak için yaparım bunu da. Öyle dizi veya film fanatikliğim yoktur. Ama bu dediğimi de özellikle yabancı filmlerde yaparım. Bir yapımcı olarak sektörün her alanını takip etmem gerektiğini düşünerek yaparım bunları da.


Film konusunda yurt dışına açılmayı hiç düşündünüz mü?

Ben 24 adet co-prodiction film yaptım. Türk sinemasında yurt dışına açılan benimdir. Hem ticari yönden hemde eser olarak en çok bu işi yapan insanların başında geliyorumdur belki de. 1979 senesinde Ulusal Video Televizyon A.Ş'yi kurarak bütün dünyaya film dağıttım. Merkezi Londra'ydı bu şirketin. Hong Kong'a co-prodiction film yaptım. Keza İtalya, Fransa, İran ve Yunanistan'da co-prodiction film yaptığım ülkelerdi. O dönem çokta başarılı olmuştu. Etkilerini görmeye hala daha devam ediyoruz.

Yeşilçam sanatçıları ile günümüz sanatçılarını kıyaslayabilir misiniz?

Eski sanatçılarımız fakir fukara idi. Az para alıyorlardı. Bugün oyuncu olanlar çok para alıyorlar. Eskiler kendileri bu işe gönülden bağlıydılar. Ne pahasına olursa olsun o film çekilir, o oyuncu gelir o filmde oynardı. Ama bugünkü oyuncular para için bağlılar.

Beykoz... Bu semtin sizdeki yeri nedir?

Ben doğuma büyüme aynı evde oturuyorum. Annem Safranbolulu. Doğuma iki ay kala Safranbolu'ya gidiyor. Fakat ben yedi aylık doğuyorum. On günlükken İstanbul'a geliyorum. Kanlıca'ya... Bütün hayatım orada geçti. Çoluk çocuğum orada yetişti. Aynı evde oturuyorum. Tabii ev bir kere yıkıldı yeniden yapıldı ama bunu saymazsak 80 yıldır Kanlıca'da ikamet ediyorum. Beykoz'u da çok seviyorum. Kimse zaten sevmediği bir yerde durmak istemez.



Beykoz'da bir proje...

Daha önce yaptığım ve şu anda da devam eden projeler var fakat kısa vadede Beykoz içerisinde yeni bir projeye başlamayı düşünmüyorum. Bakalım kısmet tabii ki ama öyle bir planım yada projem yok.



Son olarak... Zeki Alasya büyük bir sinema sanatçısıydı. Yakın dostluğunuzda herkes tarafından biliniyordu. Arkadaşlığınızdan bahseder misiniz?

Zeki son on senedir hem benimle birlikte çalıyordu. Hiçbir şey yokken ortada ne bir hastalık ne de farklı bir şey. Bir müzikal vardı. Orada oynuyordu. Bodrumdaydım bir telefon geldi Zeki hasta bu hafta müzikale çıkamayabilir diye. Bir çok gazete de ilanlar devam ediyor bir yandan. Hemen toparlanıp geldim. Zeki hastanede doğruldu ben gelince yatakta doğruldu. Yok, ben iyiyim oynayacağım dedi. Arkadan doktor bana başıyla yok anlamında işaret verdi ben orada anladım. Sonra dışarı çıkınca öğrendik ki kanser bütün vücudunu sarmış. Tabii çok üzüldüm. Benim kader arkadaşımdı. Ben çekingen bir insanımdır. Öyle çok konuşkan bir insan değilimdir. Hep benim gitmem gereken yerlere Zeki'yi gönderirdim. Ödül alacağım Zeki'yi gönderirdim.

Dost Beykoz / Güliz Köksal Gürpınar

Anahtar Kelimeler: Beykoz, Türker İnanoğlu, Yapımcı, Güliz Köksal Gürpınar, Röportaj

2 Yorum
Figen08.09.2015 23:13:13

Yazılarını çok beğeniyorum bilmediğim birçok bilgiyi yazılarını okuyarak öğreniyorum,röportajınız çok güzel olmuş tebrik ediyorum gülizcim,devamını bekliyorum bu güzel yazıların....

B.Derya Livanalıoğlu08.09.2015 01:17:06

Çok samimi ve içten bir röportaj olmuş Aslında değinebilecek çok farklı konularda vardı inanki bunlarıda tüm samimiyeti ile açıklardı Tebrikler Güliz'cim

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"