Seçmen profili

  • 30.04.2020 13:57
  • Okunma: 1887 kez

2002, 2007 ve 2011 Türkiye Genel Seçimleri’nde Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Kayseri milletvekili olarak meclise giren ve 2009 - 2015 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yapan Taner Yıldız diyor ki; “eğitim düzeyi arttıkça Ak Parti’nin oyları düşüyor”.

Doğru bir tespit ama bu hala Ak Parti’nin birinci parti olmasına engel bir durum değildir. Çünkü ülkemizde eğitim düzeyi yüksek olanların oranı, eğitim düzeyi düşük olanlara göre çok daha azdır.

Bu açıklamayı tersinden okursak; eğitim düzeyi yüksek olanlar çoğunlukla sol partilere yönelirken, sol parti diye anılan CHP ise eğitim düzeyi düşük kesimlerden pek fazla oy alamıyor. Yani bu gerçek Ak Parti için bir dezavantaj değil, tam tersine bir avantajdır…

Oysa hem CHP ve hem de diğer Sol Partiler, parti programları ve seçim kampanyalarında daha çok eğitim düzeyi düşük insanların sıkıntıları için var olduklarını iddia ederler ama yine de bu kesimlerden yeterince ilgi göremezler.

Peki, Sol partiler ve CHP için esas sorun ülkemizdeki seçmen çoğunluğunun eğitim düzeyinin düşük olması, ya da eğitim düzeyi yüksek olan seçmenlerin az olması mıdır?

Bence ikisi de değil.

Bunca zaman içinde özellikle CHP’nin bu konuda kurumsal olarak bir özeleştiri yapıp, yapmadığını açıkçası bilmiyorum fakat zaman zaman partilerine eleştiri yapan sol görüşlü kanaat önderlerine anında hain veya dönek yaftası yapıştırdıklarını çok iyi biliyorum.

Her şeye rağmen bu olağan reflekslerini de göze alarak dünyanın en eski üçüncü partisi olan CHP’yi hiçbir şeyden sakınmadan objektif bir anlayışla bir kez daha eleştirmek istiyorum. (Eleştirmek diyorum, karalamak, hakaret etmek değil)

Ve diyorum ki; Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olan bu günkü CHP üst yönetiminin önümüzdeki beş, on yıl içinde geniş halk yığınlarında iktidar olabilecek düzeyde bir karşılığı yoktur.

Ama bu onun bireysel ahlakı ve niteliğiyle ilgili olumsuzluğundan kaynaklanan bir hal değildir. Tam aksine Kemal Kılıçdaroğlu, siyasi geçmişi ve karekterist yapısı son derece pozitif bir insandır.

Örneğin; ülkemizde seçmen profilinin çoğunluğunu oluşturan eğitim düzeyi düşük vatandaşlarımızın pek çoğu 12 Eylül, 1980’den önce fabrika ve sendikalarda kendilerini ifade ederlerdi. Çünkü sosyal yaşamın nabzı ve siyasi tercihler o tarihlerde buralarda belirleniyordu.

Son 18 yıldır ise dernekler, vakıflar, dini mekânlar ve cami cemaatleriyle artık siyasi tercihler şekilleniyor.

Bu mutlak gerçekle eğitim düzeyi düşük seçmenler de yukarıdaki sosyal çevreler dışında kendilerini ifade edebilecekleri alanlar artık bulamıyorlar…

Ak Parti’nin son derece bilinçli politikalarıyla ortaya çıkan bu boşluğu kültür, sanat ve sosyal aktivitelerle doldurmayı beceremeyen CHP, genellikle kendi, kendisini besleyen seçmenleriyle yetinmek zorunda kalıyor.

Böyle olunca da ülkemizde ister eğitimi yüksek, ister düşük olsun her potansiyel seçmen, hatta her canlı varlığını sürdürebilmek ve mutlu olmak için mutlaka kendini ifade edebileceği alanlar arar ve kendilerine maddi, manevi en yüksek değeri veren iktidar partisi Ak Parti’ye sığınırlar.

Üstelik Ak Parti, herkese bir liman gibi kucak açarak; insanları tinerci, şarapçı, beynamaz vs. diye ayırmaz hatta geçmişteki sistemlerden kaynaklanan olumsuz sicilleriyle de dışlamaz her oy kullanma hakkı olan vatandaşa yepyeni ve bembeyaz sayfalar açarak onlara ikinci şanslar, yeni umutlar aşılar. Bu insanlar da iktidar nimetlerini cömertçe kullanan Ak Parti’sinde kolayca sorumluklar yüklenir ve niteliklerini çok yüksek bir özveri ile ifade etme şansı bulurlar.

Klasik Sol partiler ve CHP ise parti merkezlerini sosyal yaşamları ve geçim kaynağı olarak gören kibirli, birbirlerini çekemeyen kıskanç kadroların kısır döngüsüyle sürdürür…

Özetlemek gerekirse; Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığındaki bugünkü CHP’nin, ülkemizde ezici bir çoğunlukta olan düşük eğitimli ve muhafazakâr seçmenlere ulaşamamasında ikinci önemli etmen de şudur:

Bilindiği üzere tıpkı Türkiye geneli gibi düşük eğitimli muhafazakâr seçmenlerin çoğunlukta olduğu Beykoz ilçesinde son üç dönemdir Ak Parti politikalarına olumsuz tepkiler duyan çok geniş bir seçmen kitlesi olmasına rağmen üst üste dördünce kez seçimleri kazanan yine Ak Parti olmuştur.

CHP’liler adına bu yenilginin üst, üste dördüncü kez gerçekleşmesi; sadece Ak Parti’nin çok başarılı olmasından değil, Genel Başkandan, İl ve İlçe Başkanına kadar eğitim düzeyi düşük muhafazakâr seçmenlere bir türlü ulaşmayı beceremeyen yine CHP’nin üst düzey yöneticileri neden olmuştur.

Genellikle yüksek eğitimli ve sözde liyakatlidirler ama eğitim düzeyi düşük muhafazakâr seçmenlere karşı bir o kadar kibirli ve pratik yaşamdan da çok uzaktadırlar. Bakmayın Ankara’da Mansur Yavaş, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun büyükşehir belediye başkanlığını kazanmış olmalarına onlar sadece kişisel çabaları ve konjektürel bir avantajla bu sonuçları elde ettiler.

Yoksa CHP Genel Merkezinin yaratıcı, çalışkan ve mükemmel bir seçim kampanyası yürütmesinden dolayı değil.

2019, 31 Mart Yerel Seçimlerinde Ekrem İmamoğlu, Beykoz İlçesi, Gümüşsuyu Mahallesine yaptığı ilk ziyaretini Cami altındaki bir Vakıfta gerçekleştirmişti.

Kendisi karşılamaya gelenlerin sayısı 15-20 kişi kadardı onlar da her zaman oralarda gezinen insanlardı. Önceden haber verilmeden yapılan bu başarısız ziyaretin Gümüşsuyu mahallesindeki seçim çalışmalarının sorumlusu kimler miydi?

İl Başkanı, İlçe başkanı ve Beykoz Belediye Başkan adayı dâhil hiç kimse…

Sadece ve sadece her seçim zamanı ortaya çıkan Alevi kökenli bir baba ve genç yaştaki oğlu... Mahallenin en az üç kuşaktır CHP’Lİ doğal dinamiklerinin bu ziyaretten hiç birinin haberi bile yoktu…

Bu Alevi vatandaşımız ise eğer ortada bir seçim yoksa sokaklarda hiç görünmeyen hatta mahalledeki akrabaları dışında tanınmayan, hangi partiyi desteklediği bile bilinmeyen bir vatandaşımızdı. Amacı ise sadece delikanlılık çağına gelen oğluna bir iş kapısı aralamaktı ve seçimler kazanılır kazanılmaz da oğlu hemen İBB’ de iş başı yaptı.

Çünkü her seçim zamanı kabak gibi ortaya çıkan bu vatandaşımız, bir bakarsınız DSP ile bir bakarsınız CHP ile pazarlık yapar adeta işi bu. Gerekçesini de her zaman “ben mahallemdeki tüm Alevi oylarını temsil ediyorum” diyerek partinin diğer nitelikli seçmenlerine ihtiyaç duydurtmaz.

Yanlış anlaşılmasın, kimin Alevi, kimin Sünni olmasıyla hiçbir zaman ilgili değilim, olmadım ve olmam da…

Demek istediğim şudur; hem ülkemiz, hem ilçemiz ve hem de mahallemizdeki düşük eğitimli Sünni muhafazakâr seçmenlerin Alevilere karşı kesinlikle ön yargılı olduğudur.

Yani CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ağzıyla kuş tutsa ve ne kadar dürüst, ne kadar nitelikli bir siyasetçi olursa olsun sadece ve sadece Alevi olması bile her seçimde çoğunluğa erişmesinde çok ciddi bir engeldir.

Elbette ki bu kendisinin olumsuzlaştırdığı bir durum değildir ama henüz bu akıl dışı ön yargıları aşmış bir ülke, bir ilçe ve bir mahalle de değiliz biz…

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları