Peki, ne yapmalı?

  • 20.11.2021 20:29
  • Okunma: 729 kez

Elif ÇELİK


Gencecik bir kız samuray kılıcı ile katlediliyor. Yer: Japonya değil; Türkiye.

Katleden ise toplumdan soyutlanmış, hakkında 8 klasör dolusu suç dosyası olan bir avare değil; annesi Avukat, babası Hukukçu olan eğitimli bir ailenin sicili temiz bir çocuğu. Peki, ne oluyor? Durumu nasıl değerlendirmemiz gerekiyor?

Dostlarım,

Bizim bu şiddet konusunu hayatın her alanında çok ama çok iyi değerlendirmemiz ve 90 milyona yaklaşan nüfusumuzla kenetlenerek çözümlememiz gerekiyor. Madde madde bunları anlatmayı ve 2021 yılının Kasım ayında da Elif Çelik olarak kayda geçmesini istiyorum. Umarım ilgililer ve yetkililer bu yazdıklarımı yarından itibaren dikkate alırlar:

1- Aile

Bizim aile içinde şiddet konusunu kesinlikle ele almamız gerekiyor. Bu konuda gerek yazılı-görsel basın ve gerekse Devlet eliyle, hem şiddeti önleyici hem de şiddeti koşulsuz-şartsız cezalandırıcı bir sistemi uygulamaya koymamız gerekiyor. Bu şiddeti önlemenin ilk yolu, nitelikli bir aile eğitimi ilâ bu konuda cesaretleri ortadan kaldıracak ciddi devlet duruşları sergilemekten geçiyor. Hem çocuklar hem de anne-baba bu şiddete evde ya da kamuda tanıklık ettiğinde, hayatının kararacağına ve sevdiklerinin de hayatını karartacağına inandırılmalıdır. Bu korkuyu etkin bir şekilde oluşturabilmemiz gerekiyor.

Devlet de hem yeni evleneceklere hem de hâlen evli olanlara durumun ciddiyetini aksettirebilmeli. Bu konuda yaşanacak olaylarda kesinlikle tek bir kişiye bile tolerans tanınmamalı. Şiddet gösterenin gerçekten hayatı kararmalı. Kararmalı ki, gelecekte cesaret de bitsin.

Aile içi eğitimde de hem anne hem de baba, çocuğuna sevgiyi aşılayabilmeli. İnsan severken bir zarar vermekten çekinir dostlar. Anne-baba sevgisi, çocuk sevgisi, hayvan sevgisi, ağaç sevgisi, resim-müzik sevgisi, sanat aşkı insanı dinlendirir, sakinleştirir. İçindeki öfkelerin yeşermesini engeller. Aileler bu eğitimde önemli rol oynuyorlar.

2- Okul

Dostlarım, bu okul ortamı çocuklarımızın gelişimi ve hayatı tanıması açısından çok önemli hatta aile eğitimini bile geride bırakacak kadar önemlidir. Anne ve babadan oluşan aileler, her zaman çocuğun dünyasında uzunca bir süre yer etmiyorlar. Bizim çocuklarımız, iş hayatında olduğumuz için sürekli Soner ya da benim yanımdalar. Biz onların hayatında zaman olarak büyük bir yer kaplıyoruz. Ancak tüm çocuklar bu şansı elde edemiyor olabilir: Anne ya da babasını veya her ikisini de yitirmiş çocuklar var. Anne ve babası ayrı olan çocuklar var: Anneannesi-babannesi tarafından bakımı üstlenilen; bir bakıcıya teslim edilen; evde yalnız başına bırakılan; aile bireyleri engelli olan çocuklar var. Bu çocukların hepsi aynı sınıfta bir araya geliyor. Bu durumda öğretmenlere de büyük bir görev düşüyor: Öğretmenler bu konuda fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırabilmeliler. Bu fark nedeniyle ortaya çıkacak sorunları çözümleyebilmeliler. Ne benim çocuğum anne ve babasının sürekli yanında olmasının, kendisine eğitim vermesinin gururunu diğer çocukları alaya alarak, onları aşağılayarak yaşamalı; ne de diğer çocuklar içinde bulundukları durumun eksikliğin suçunu benim çocuklarıma yükleyerek intikam almamalılar! Öğretmenler, çocuklarımızı aynı düzlemde eşitleyebilmeli. Ortaya çıkacak sorunlarda, çocuklar arasında bir ayrım yapmaksızın; onların yetişmesinde ve gelecekte sorunlara neden olacak tutum ve davranışların ortaya çıkmasını engelleyebilmeli.

Çocuklarımız, okullarda birbirinin eksiklerini işaret ederek birbirlerine öfke kusmamalı; arkadaşlık oluşturarak, öğretmenlerin gözetiminde bu farklılıklarını bir zenginlik haline getirebilmeli. Çocuklar aile içindeki eksikliklerini okullarda hissetmemeli; öğretmenler de aradaki farkları kapatmayı becerebilmeli. Bu sırada aileler kadar okullara ve okul  yönetimlerine de sorumluluk yüklenebilmeli: Bu sorumluluk da hem aile hem öğretmenler için denetlenebilmeli.

3- Ceza

Dostlarım, gerek kolluk kuvvetleri ve gerekse adliyeler, şiddet konusunda daha sorumlu davranmalı ve olaylara anında müdahale edebilmeli. Şiddet konusundaki ihbarlar zamanında değerlendirilmezse; karakollara sığınan mağdurlar evlerine gönderilirse; suçlular nezarete bile girmeden elini kolunu sallaya sallaya gezerse; bu şiddet sona ermez. Bu iş polislerin, olayı yazılı olarak kayda bile geçmeden, şiddet uygulayanı tavsiyelerle uğurlaması ile sonuçlanmamalıdır. Davalar da mahkemelerde çabuk sonuçlandırılmalıdır. Şiddet uygulayanlar, mahkemelerde serbest bırakılmamalıdır. Hatta, şiddet uygulamamış olsa da şiddeti öven, şiddeti teşvik eden söylemlerde bulunanlar bile mutlaka cezaevine konulmalıdır.

Bu duruş, şiddeti ortadan kaldırabilecek en önemli unsurdur. Çünkü aileler bu konuda en iyi eğitimi verseler bile ve okullar, bu konuda üst düzey bir başarı gösterseler de gerçek hayattaki uygulamalar, bu emekleri boşa çıkartacak olursa, bu şiddet bitmez. Çünkü şiddet uygulayacak kişi, zaten yaptığının yanına kâr kalacağını bilerek hareket eder. Şiddet uygulayan da şiddeti öven de mutlak cezalandırılmalıdır. Bu duruş, gelecekte şiddete başvuracak kişileri önleyecek en önemli konudur.

4- Bizim mahalle

Dostlarım, son olarak bu şiddeti koruma yöntemlerinin de ortadan kaldırılması gerekiyor. "Kocamdır, döver de söver de" anlayışı kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır. Bu düşünceye sahip kadınlar ve kocaları hapsedilmeli ve böylelikle dövmeyi de sövmeyi de isteyen-arzulayan, bunu demir parmaklıklar arkasında ve toplumdan uzakta dilediğince yaşamalıdır. Ancak bu duruma toplum da dâhil edilmemelidir. Kamuya açık alanda 'kadın buna razı olsa bile' bir şiddet gösterisi, kesinlikle cezalandırılmalıdır. Kamuya açık gösteriler, toplumu derinden etkilemektedir. Buradaki "Bizim hayatımız kime ne?" anlayışı ve şımarıklığı kesinlikle cezasız kalmamalıdır.

Diğer taraftan da şiddet uygulayan kişi bizim cemiyetten, bizim cemaatten, bizim milliyetten, bizim dinden, bizim mahalleden anlayışı artık sona erdirilmelidir. Suçu övmek gibi suçluyu korumak da büyük bir kararlılıkla cezalandırılmalıdır. Bu da şiddeti önleyecek en önemli konudur. Toplum, bu konuda kendisini kesinlikle rahat hissetmelidir. Hiçbir suçlu, erk (güç) sahiplerinin yakınıdır-hamisidir gibi gerekçelerle korunmamalıdır.

Dostlarım, umarım bu yazdıklarım yerine ulaşır. Bizler toplum olarak bu şiddete ağıt yakmaktan bıktık. Üzüle üzüle yaşamaktan bıktık. Gelecekte artık şiddetin normalleştiğini daha fazla görmek istemiyoruz.

Bunun için de Devleti ve milletiyle, partisi ve STK'sıyla, okulu-üniversitesi ve hukukçusuyla yarın harekete geçilmesini bekliyoruz.

Artık bu yaşanan acılar yetmez mi?

Harekete geçmek için kaç can daha vermek gerekli?

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları