Osmanlı’da işkence!

  • 02.12.2021 09:17
  • Okunma: 633 kez

Saadettin KILIÇ


Osmanlı Tarihinin en vahşi ve en korkunç işkence öyküsü Sokullu Mehmet Paşa döneminde Bosna’da yaşanmıştır.

Bilindiği gibi Bosna’nın Sokoloviç köyünde bir Hristiyan olarak doğan Sokullu Mehmet Paşa, 10 yaşından sonra devşirilip Müslüman ve Osmanlı Sadrazamı olunca doğup büyüdüğü köyüne vefa borcu olarak dillere destan bir köprü yaptırdı, Drina Köprüsü…

9 Ekim 1892 tarihinde Bosna, Travnik kasabasında doğan İvo Andirç’de bu köprünün öyküsünü yazarak Nobel Edebiyat Ödülü kazandı. Ama ne Öykü! Yazarından dinleyelim:

“…Vezir kararını verdiği yılın ilkbaharında, adamları kasabaya köprü inşaatının çalışmaları için hazırlıklara başladılar. Arabalar, çeşitli araçlar ve çadırlarla birlikte çok kalabalık bir kafile haline gelmişlerdi. Onların gelişi küçük kasaba ve yakın köylerde hele Hristiyanlar arasında bir kaygı uyandırdı. Gelenlerin başında, Sadrazamın güvendiği adamlardan biri olan Abid Ağa vardı. Yardımcısı da mimar Tosun Efendi’ydi.

Abid Ağa gelmeden şöhreti gelmişti.

-Herhalde benim üzerime söylenenler daha ben gelmeden kulağınıza varmıştır. Bunların hoşa giden güzel şeyler olmadığına eminim, diye söze başladı. Herkesin çok çalışmasını ve söz söylemeden boyun eğmek istemeyeni öldürmeye kararlıyım.

Ben “yapılamaz, yok” sözlerini tanımam. Benim karşımda bir insan küçük bir sözden ötürü başını kaybedebilir. Ben kan dökmekten hiç çekinmeyen katı yürekli bir adamım. Şunu da söyleyeyim ki benim üzerime duyduğunuz söylentilerin hiç biri uyduma ve şişirme değildir. Benim ağacım gölge vermez. Ben bu şöhreti uzun yıllar Sadrazam’a gösterdiğim bağlılıkla elde etim Allah’ın inayetiyle bana verilen ödevi de tamamlamak niyetindeyim. Bu köprünün en zengin ülkelerde bile eşi olmayan bir yapı olacağını, beş ya da altı yıl içinde vezirin belirttiği sürede de tamamlanacağını “ söyledi.

…Her iş, Abid Ağa’nın ve yeşil sopasının gözlemciliği altında gelişiyordu. Sonbahar sonlarına doğru, Abid Ağa gitmeye hazırlanınca yine kasabanın ileri gelenlerini topladı.

…Kışın oradan gideceğini ama gözünün daima burada olacağını, her şeyden onları sorumlu tutacağını söyledi.

…İnşaat malzemelerine zararın sel baskınlarından gelebileceğini söyleme cesareti bulduklarında, Abid Ağa tereddütsüz ve soğuk bir şekilde, nehirin de onların nehiri olduğunu durumun değişmeyeceği cevabı aldılar. Kasaba halkı, bütün kış boyunca inşaatı göz bebeği gibi korudu.

…İkinci yıldan başlayarak çalışan işçilerin sayısı öylesine arttı ki kasabanın erkek nüfusuyla bir oldu.

Ne kadar yük arabası, at ve öküz varsa hepsi köprü için çalışıyordu.

…Kasabaya çok para giriyordu ama yarısı işçilerin eline geçinceye kadar harcanıyordu.

Çoğunluğu angarya işçi olarak çok ağır şartlar altında çalıştırılan köylüler geceleri gizlice köprüye suikast düzenliyorlardı…

Suçlular bulunamıyor Abid Ağa öfkesinden çatlıyordu. Sonunda bir suikastçı yakalandı…  

Abid Ağa’nın İlk sorgusunda:

 “Her şey elinizde ne isterseniz onu yapın dedi.”

Abid Ağa: Ne istediğimizi şimdi görürsün dedi adamlarına emirler verdi.

Seymenler suikastçı Radisav’ın zincirlerini çözdüler. Göğsünü açtılar. Zincirleri kızgın ateşe atıp beklediler.

…Ateşte közlenmiş zincirleri tutan adamlar suikastçı köylüye yaklaştılar, zinciri, kıllı çıplak göğsünün etrafına doladılar. Yanan kıllar cızırdamaya başladı. Adamın ağzı büzüldü. Boynundaki damarlar şişti. Kaburga kemikleri dışarı fırlayacakmış gibi vücudu gerildi. Adam acıdan inliyor vücudunu bağlayan kızgın zincirlerden boşuna kurtulmaya çalışıyordu. Zincirleri çektiler.

-Bu henüz başlangıç… Konuşsan daha iyi olmaz mı? Söyle bakalım yanındaki kimdi?

-Adı Yovan’dı ama köyünün ve evinin nerede olduğunu bilmiyorum.

İki adam tekrar zinciri yaklaştırdılar.

…Köprüdeki inşaatı yıkma işine iki kişi karışmıştı. Böyle olması gerektiğini düşünmüşler ve yapmışlardı.

-Abid Ağa; “hayır istediğimiz bu değil,  seni bu işe kim sürükledi? Onu söyle. Şimdiye kadar çektiklerin şimdiden sonra çekeceklerinin yanında hiç kalır

-Ne isterseniz yapın.

O zaman demirci Mercan elinde kerpeten ile yaklaştı. Bağlı olan adamın önünde diz çöktü. Ve çıplak ayaklarının tırnaklarını sökmeye başladı.

…Bağlı olduğu halde müthiş bir titreme beline kadar bütün vücudunu sarsıyordu.

…Çingene elinde kerpeten diz çökmüş bekliyordu. Abid Ağa’ya bakıyordu. Seymenler, alev alev yanan ateşi tekrar kurcaladılar. Oda aydınlanmış ısınmış parlak bir görünüm almıştı.

…Sorgunun yavaş ilerlediğini, beklediği sonucu görmediğini gören Abid Ağa, küfrederek, söylenerek ahırdan çıktı. Plevlieli de arkasından sallanarak geliyordu. Onun ardından Seymenler. Dışarıda gün ağırıyordu.

…Abid Ağa, durmadan çizmelerini kamçılayarak emirler veriyor. Suçluyu özellikle kendisine kimin yardım ettiği konusunda sorguya çekmelerini ama işkencede ileri gitmemelerini, aynı gün öğlen üstü iskelenin en yüksek yerinde canlı olarak kazığa kakılması için gerekli bütün hazırlığı yapmalarını onun kasabanın her yanından, ırmağın her iki kıyısından da görülmesini islediğin. Mercan’ın her şeyi hazırlamasını tellalın her mahalleyi dolaşarak, inşaatı baltalayanların nasıl cezalandırıldıklarını gelip köprü üstünde görmelerini ve Müslüman, Hristiyan, çocuk ihtiyar,  bütün erkeklerin gelip mutlaka bu manzarayı seyretmelerini ilan etmesini istiyordu.

…Saat on birden başlayarak kasaba halkı, çoğu Müslüman olmak üzere, köprünün yanındaki düzlükte toplandı. Çocuklar orada bulunan yontulmamış taş blokların üzerine tırmandı. İşçiler, karınlarını ancak ölmeyecek kadar doyuracak ekmek paçalarının dağıtıldığı dar, uzun tahtaların çevresine dizilmişlerdi.

…Biraz sonra Abid Ağa göründü. Yanında Tosun Efendi, demirci ustası Antoine ve birkaç Müslüman beyi vardı.

Mahkûmun bulunduğu ahırla, köprü arasında yüksek kuru bir yere dizildiler.

…Aşağı yukarı dört karış uzunluğunda meşe ağacından yapılmış bir kazık yerde duruyordu. İnceltilmiş sivri ucuna demir geçirilmiş ve iç yağı ile yağlanmıştı. İskelenin yüksek bir yerine de direkler çivilenmişti. Kazık onların arasına dikilecekti. Orada kazığı adamın vücuduna sokmak için tahta bir tokmak, ipler ve daha başka şeyler de vardı.

Plevleli çok telaşlı ve heyecanlı görünüyordu.

Abid Ağa, “iyi dinle” diye söyleniyordu. Eğer her şey yolunda gitmez ve beni âleme gülünç edersen…

Ne sen ne de o keçi boku suratlı çingene karşıma çıkmayın! Alimallah her ikinizi de köpek encikleri gibi Dina’ya atar boğarım. Sonra tir tir titremekte olan çingeneye dönerek daha tatlı bir sesle devam etti.

-İşte sana yapacağın iş için altı kuruş… Akşama kadar sağ kalmasını sağlarsan altı kuruş daha alacaksın. Haydi bakalım.

Devamı ikinci bölümde…

Kaynak: İvo Andirç -Drina Köprüsü

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları