Orada gözyaşı dökmenin ne faydası var

  • 09.03.2020 13:31
  • Okunma: 2009 kez

Genç kardeşlerimiz o dönemindeki, ‘İstiklal mahkemelerinde binlerce kişiyi astıktan sonra, asılma sebebini sonradan uydurup, sözde mantıklı bir gerekçeymiş gibi gösterildiğini’ bilemezler ve bugün doğruları öğrendiklerinde bile, maalesef pek inanamıyorlar.

Çünkü o zihniyette ve o günkü uygulamalarda, ne mantık verdı, ne vicdan ve ne de adalet. Onlar; Allah’a, öldükten sonra dirilmeye, Âhirete ve Mahkeme-i Kübraya inanmadıkları için, ne yaparlarsa yapsınlar, yanlarına kâr kalacağına inandırılmışlardı.

İşte masum halkımıza; “Medreseler Çağdaş değildi?” sözünü söyleyenler de aynı zihniyetin fânileri olduğu için bu söz, Medreseleri de kaba kuvvet kullanarak inadına kapattıktan sonra, istikbaldeki kişileri ikna etmek için uydurdukları asılsız ve tamamen yalan bir cümledir.

Bendeniz bugün, şu “Medreseler çağın gerisindeydi” sözünün yalan olduğunu bildiğim halde, Prof.Dr. Musafa Ergün'ün “Medreselerde okutulan dersler ve ders kitapları” başlıklı makalesini okuyunca, kimin çağın gerisinde olduğunu çok daha iyi anladım.

Bu nedenle bu hocamızın o makalesinden alıntılar yaparak ve diğer bazı gerçekleri de ekleyerek, siz değerli dost ve okuyucularıma sunmak istiyorum.

92 Sene öncesine kadar Medreselerde öncelikle talebe, ciddi bir test ve elemelerden geçirilerek, eğilim, zekâ ve kabiliyetine uygun ilim dalına, hocaları tarafından yönlendirilirdi. Zekâ ve kabiliyetlere göre çok ciddi eğitimler verilirdi.

Medrese dersleri iki guruba ayrılır.

Gurup: ULÛM-U ALİYE (Alet ilimler.)[Aliye ile Âliye farkına dikkat]  Kur’ân Tefsir, kıraat, tecvid, hadis, fıkıh, usul-u fıkıh, ahlâk, icmâ, kelam, akâid, vb. ilimlerin mahiyet ve işlevini açıklamayı üstlenen ve bu meyanda yazılan eserlerin hakkiyle anlaşılmasında bir anahtar mesabesinde olan ilimlerdir. Sarf, Emsile, Bina, Maksut, Merah, Nahiv, Mantık, Avâmil, İzhar, Kafiye, Vaz', Münazara, Belağat, Beyan, Bedî, vs. ilimlerini kapsar.

Gurup: ULUM-U CÜZ'IYE ile ULUM-U ÂLİYE (Yüksek ilimler.) Gramer, mantık, tefsir ve hadîs ilimleri. Ulûm-i dîniyye, din bilgisi. Ulûm-i hikemiyye, ahlâk ve eşya hakikatini mevzu yapan, bilgiler. Ulûm-ı nakliyye, hadîs, tefsir, fıkıh gibi nakil ve rivayet üzerine kurulmuş olan bilgiler, bilgiler. Ulûm-i riyâziyye, matematik bilgiler. Ulûm-u tıbbiye, tıp ilimleri. Ulûm-i siyâsiyye, siyâsî ilimler. Ulum-i tabîiyye, tabîat bilgileri. Ulûm-i tâliye, i'dâdî mekteplerinde öğretilen bilgiler. Ulûm-u fünûn, ilimler ve fenler, teorik ve paratik bilgiler. Lügat, Hesap, Hendese (Mühendislik), Mantık, Tılsım, Metafizik, Fizik, Belâgat, Şiir, Aruz, Tarih, Coğrafya, Ziraat, Sanaat, Ev idaresi,  Felsefe, Mantık, Geometri, Astronomi, Müzik, Hat, İslâmî sanaatlar, Resim, Mekanik, Optik, Biyoloji, Astroloji, Zooloji, Kimya, vs.

İlim dalları 74 kategoride sınıflandırılıyordu. Bunların tamamını bir köşe yazısına sığdırmak mümkün olmadığı için, ben sadece dikkat çekmek adına ilk akla gelenleri arz etmeye çalıştım. Burada dikkat edilmesi gerelen husus; Bu ilimler her talebeye zorunlu değil, yukarıda arz edildiği gibi zekâ, vukufiyet ve kabiliyet durumlarına göre tasnif edilerek veriliyordu. Yani talebe, ilim deryası içinde boğulmuyor, kendi alanlarında tam uzman yetiştiriliyordu.

Böylesine önemli ve ciddi bir eğitim sisteminden elbette hak-hukuk gözeten, haram-helâle riayet eden, Allah cc, Kur’ân, Nübüvvet, Kıyamet, Haşir, Sırat, Mahmeke-i Kübra, Kader, Âhiret hayatı, Cennet ve Cehennemi bilen, ahlâklı bir nesil yetişiyordu.

İşte böyle bir eğitim sistemiyle, yüzyıllardan beri; İbn-i Sina, Farabi, Ali Kuşçu, El Buruni,  Mimar Sinan, Akşemseddin, Birunî, Câbir bin Hayyan, Cezerî, Ebul Vefâ, İbn-i Haldun, İbn-i Rüşd, İbn-i Sinâ, Piri Reis, Barbaros Hayreddin, Uluğ bey, İbrahim Hakkı, Abdülhamid, Mehmet Akif, Bediüzzaman, vs. dâhiler yetişti. Hatta Mimarlar, Kâşif kaptanlar, tabipler, âlimler ve evliya mesabesinde siyaset adamları yetişiyordu.

Bugün öyle mi?

Terörist başları ve terörisler, anarşistler, hâinler, kalkınmamıza engel olan aldatılmışlar, dolandırıcılar, banka soyanlar, neredeyse tamamı, bugünkü üniversitelerin mezunu!...

Bir asra yakın uzun zamandaki Lâik eğitimden; hak-hukuk tanımaz, haram-helâl bilmez, Allah, Kur’ân, Nübüvvet, Kıyamet, Haşir, Sırat, Mahmeke-i Kübra, Âhiret hayatı, Kader, Cennet ve Cehennem biliminden yoksun bir nesilden başka, acaba ne beklenebilir ki?...

Allah’a binlerce şükürler olsun ki, o ceberut dönemlerde bile, jandarmaya yakalanmayı, hapsedilmeyi, îdâmı, öldürülmeyi ve ailelerinden koparılarak fâili meçhullere gönderilmeyi göze alanlar, hatta bu uğurda şehit olan binlerce din adamı hocalarımız çıktı da, bunların gizlice yetiştirdikleriyle bu nesil, yeniden filizlenmeye başladı.

O ceberut zihniyetin kalıntıları, son seçim vaadlerinde bile ezanları susturmayı, 4+4+4 sistemini kaldırıp din eğitimlerini DGM’de iptal ettirmeyi, ekonomik kalkınmayla ilgili tüm yatırımları durdurmayı, hatta yapılanları bile yıkmayı haykırmadılar mı?...

İşte yazı başlığındaki “Medreseler Çağdaş değildi?” sözünü söyleyenler de aynı ceberut, acımasız ve zorba zihniyetin fânî kalıntılarıdır.

VECÎZE: Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor. Kurûn-u salifede (geçmiş asırlarda) cereyan eden âsi ve mütemerrid (inatçı) kavimlere gelen azaplar gösteriyor ki, insan başıboş değil; bir Celâl ve gayret sillesine (tokat ve cezaya) her vakit maruzdur. (Onuncu Söz, s. 84.)

NOT: 1.) Medreselerin kapatılma tarihi 03 Mart 1924 olduğu için, bu hassas konuyu yıldönümü olan bugünlerde yâdediyoruz.

2.) Şayet bu gerçekleri şu dünyadaki SINAV sırasında fark ve idrak edemezsek, Necip Fazıl’ın “İster Îmanla yaşarsın, ister inkârla çürürsün. Yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün” dediği gibi orada fark edersek, ORADA FARK ETMENİN, NE FAYDASI VAR?

Hatta İ.Tatlıses’in dediği gibi; orada “GÖZYAŞI DÖKMENİN, NE FAYDASI VAR…?”

Hep beraber burada fark edebilmek için, işte bu ciddi araştırmaları yapıyoruz…

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları