Olur mu yaa hocam!

  • 02.12.2019 10:04
  • Okunma: 735 kez

A. Raif ÖZTÜRK


Bugünkü köşe yazıma, ilginç ve bir o kadar da ibretlik iki anekdotu girizgâh yapacağım.

BİRİNCİSİ:

2017’nin bir yaz ayında, mahalle muhtarımız beni arayarak, “hocam seninle birlikte yoksul bir aileye, hasta ziyaretine gidebilir miyiz?” dedi. Ben de o gün müsait olduğum için “elbette gidebiliriz” diyerek, buluştuk ve ilgili adrese gittik.

Gerçekten de evin reisi olan beyefendi 4-5 seneden beri, tamamen felçli ve yatalak yaşıyormuş. Yaşıyor derken, konuşamıyor, yiyemiyor, içemiyor, hatta bakamıyor bile, yani sadece nefes alıyor. Midesine açılan delikten, belli saatlerde sıvı gıda veriliyor. Her gün altı bağlanıyor ve temizleniyor olduğunu öğrendik. Bu kişinin hanımı bizden; büyük boy alt bezi almamızı istedi. Biz de istediklerinin 6 Aylık bedelini ödedik ve ayrılırken de tesellilerde bulunduk.

Benim son cümlem:

“Allah eşinize Âcil şifalar versin” demek oldu.

Bayan ise gayet gergin ve hırçın bir ses tonuyla bana şöyle itiraz etti:

-“Olur mu yâa hocam. Ne şifâsı? Allah bunu ne yapacaksa yapsın artık!!!”

Bu itiraz üzerine biz muhtar ile birbirimize bakışarak, sessiz kaldık ve iyi günler dileklerimizle ayrıldık.

İKİNCİ anekdot:

Bir cami imamı dostum anlatıyor. Semtimizde çok zengin bir iş adamı vefat etmişti.

5 erkek evlâdı, definden sonra miras kavgalarına başlamışlar. Birkaç hafta geçtikten sonra bir akrabası bana geldi. “Hocam, birkaç haftalardan beri bunların aralarını bulamadık. Artık kavgaları ciddi boyutlara ulaştı. Bunların size saygıları var. Siz buyurun gelin de bunların aralarını bulun” dedi. Ben de mecburen kabul ederek, birlikte gittik ve saatlerce dil döktükten sonra, üçünün de kabul ettiği bir formül bulduk. Her birine (4 500 000 000 TL.) DÖRT BUÇUK MİLYAR düştüğünü ilân ettim. Üçü de memnuniyetle kabul ettiler.

Fakat ben bu ölen şahsı tanıdığım için, pek hayır yapmadığını da hatırladım ve kendilerine şöyle bir teklifte bulundum.

-“Bakınız çocuklar, size bu kadar MİLYAR lira bırakan babanız, şu anda bu malların ve paraların hesabını vermekle meşgul olduğunu, hem Allah cc, Kur’ânda, hem de O’nun Rasûlü bizlere açık seçik bildirmiştir. Orada (kabirde) helâl malın hesabı, haram malın da AZÂBI var. Bu nedenle babanızın bu hesap ve azâbını kaldırmak veya hafifletmek adına, bu paralarınızdan, çevrenizdeki yoksullara, fakirlere, şehit ailelerine veya bunlarla meşgul olan güvenilir kurumlara, sadece 100 Biner lira bağışlamanızı teklif ediyorum” deyince. Hepsi birden şöyle kükrediler:

-“Olur mu yâa hocam. Ne bağışı?” ..dediler ve devamını sizler elbette tahmin edersiniz?...

Şimdi bu ilginç ve bir o kadar da ibretlik olayların tahlilini sizlere bırakıyorum.

Ancak ben bu konuda, gönlüme düşen duygularımı da arz etmek istiyorum.

Şöyle ki:

Yüce Rabbimiz her birimize meccanen hayat vermiş.

Bu hayat için, diğer canlılarda olduğu gibi 3-5 çeşit gıda yeterliyken, bizlere BİNLERCE çeşit gıdayı, meyveleri, (sadece elmanın 300 çeşidini) sebzeleri, yeryüzünde sergilemiş. Her bir gıdayı buram buram güzel kokularla donatmış. Bu geniş soframızı rengârenk çiçeklerle, şırıl şırıl sularla, cıvıl cıvıl kuşlarla süslemiş.

Bizlere de sağlıklı bir vücut, tıkır tıkır çalışan bir kalp, sağlıklı bir mide ve sindirim sistemi, mûcizevî şekilde çalışan tad alma cihazı, koku alma cihazı, renkli görme cihazı vermiş. En önemlisi de bunları idrak edip; zevk, lezzet ve keyif alabilmemiz için AKIL cihazını ihsan etmiş.

O cc, bizlerden hiçbir şey talep etmese bile, her şeye teşekkür etmesini bilen İNSAN olarak, O’na karşı MİNNETTARLIĞIMIZI sunmamız gerekmiyor mu?...

Oysa; Yüce Rabbimiz bizlere sergilediği bütün nimetlerine mukabil, bizlerden sadece “bu ikramların O’ndan geldiğini bilmemizi, O’nu tanımamızı, O’nu sevmemizi ve O’nun belirlediği BEŞ VAKİTTE, O‘nun 10-15’er dakikalık randevusuna iştirak etmemizi” istiyor.

Bizler ise o girizgâhtaki nankör evlatlar gibi; “Olur mu yâa Rabbi” dercesine, acaba NİÇİN NAZLANIYORUZ?...

O’nu cc Esmâ ve sıfatlarıyla niçin tanımıyoruz?

Sayılamayacak kadar çok nimetlerini, hatta bizlere BAL yapmak için arıları, etinden, sütünden, tüyünden, derisinde istifade etmemiz ve binek olarak kullanmamız için hayvanları, bizlere lüx ambalajlı yumurtaları hazırlamaları için kümes havanlarını SEFERBER etmiş.

Böylesine KERÎM ve Cömert bir Zât cc. en çok sevilmeye lâyık değil mi?

Bizlerinde O’nun Rızâsını ve hoşnutluğunu kazanmamız için, seferber olmamız gerekmiyor mu? Vesselâm…

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları